Garp Ocakları, Trablusgarp, Cezayir, Tunus

0

Benim vezirim,

Takrîrin ve mekâtîb-i mezkûre manzûr-ı hümâyûnum olmuştur. Cezâyir Garb Ocakları ahâlîleri mücâhid ve merd âdemler bütün düvel-i Nasarâ müttefik olsa vazîfeleri değil Hakk Teâlâ dâimâ nusret ihsân eyleye.

Bihî

Şevketli kerâmetli mehâbetli kudretli veliyy-i niʻmetim efendim pâdişâhım,

Maʻlûm-ı humâyûn-ı mülûkâneleri buyrulduğu üzere Garb Ocakları tarafından düvel-i Avrupa’nın tüccâr sefâyinlerine vukûʻ bulmakta olan cevr ü teʻaddînin menʻ u defʻi husûsu Aks La Şabel [Aix-La-Chapelle] meclisinde düvel-i müttefika beyninde bi’l-müzâkere verilen karâr üzere fîmâ-baʻd ocakların işbu meslek-i hasâretten hüsn-i rızâlarıyla ferâgat eylemelerini ve olmadığı hâlde ale’l-umûm üzerlerine hareket edeceklerini ihbâr zımnında düvel-i mezkûre taraflarından Cezâyir ve Tunus ve Trablus Ocakları cânibine meʼmûrlar gönderildiğini ve düvel-i müttefikanın işbu karârlarını taraf-ı Saltanat-ı Seniyye’ye dahi şimdiden beyân-birle bu bâbda Devlet-i Aliyye’nin tavassutunu taleb ve iltimâsa devletleri tarafından meʼmûr olduklarını bundan akdem Rusya ve İngiltere ve Prusya elçileri bâ-takrîr ve Fransa ve Avusturya elçileri dahi bi’l-müşâfehe inhâ ve işʻâr etmiş olduklarından husûs-ı mezkûr selef-i çâkerî vaktinde mecliste lede’l-müzâkere levâzım-ı ahvâl ve bazı istihbârâta nazaran bu mâddenin asıl bâdîsi İngiltereli olup bazı garaz ve menvîsini icrâ dâʻiyesiyle düvel-i müttefikayı bu bâbda kendisine uydurmuş ise de düvel-i sâirenin pek mültezemleri olmadığı elçilerinin davranışlarından dahi teferrüs ve ihsâs olunmuş olduğundan şimdiki hâlde hizmet-i riyâsetten elçilere iktizâsına göre hüsn-i sûretle hakîmâne ecvibe-i lâzımesi şifâhen ifâde olunarak savuşturulup bundan böyle elçiler tarafından cevâb talebinde ısrâr olunur ise ol vakt yine bi’l-müzâkere tahrîran cevâbı iʻtâ olunması ve ocaklar dahi kendi hâllerine bırakılmayarak tenbîhât-ı lâzımenin tahrîr ve işʻârı muktezî olmak hasebiyle düvel-i müttefikanın ocaklar aleyhine ber-vech-i muharrer inhâ olunan karârları keyfiyeti ve elçileri tarafından cânib-i Devlet-i Aliyye’ye ol vechle takrîrleri takdîmiyle zuhûr eden inhâ ve iddiâları beyân olunarak bundan böyle işbu düvel sefâyinine taʻarruzdan keff-i yedd ve ferâgat ve muhâfaza-i suğur-i İslâmiyye’ye ve devletler ile güzelce geçinmeğe dikkat eylemeleri zımnında tenbîhât-ı lâzıme derciyle makâm-ı sadâretten ocaklara başka başka mektûblar tahrîr ve tesyîr kılınması husûsu beyne’l-huzzâr tezekkür olunarak keyfiyet hâk-i pâ-yi humâyûn-ı mülûkânelerine lede’l-arz şeref-yâfte-i sudûr olan hatt-ı humâyûn-ı şevket-makrûn-ı şâhâneleri mûcebince ber-vech-i müzâkere makâm-ı sadâretten ocaklar tarafına başka başka tenbîh-nâmeler tahrîr ve Kapudan Paşa kulları tarafından dahi mektûblar yazdırılarak baʻs u tesyîr kılınmış imiş bu defʻa cevâb olarak Tunus Beylerbeyisi Mahmud Paşa ve Cezâyir-i Garb Mutasarrıfı Hüseyin Paşa kullarının vârid olan iki kıtʻa mektûbları meâllerinde zikrolunan tenbîh-nâmelerin vusûllerinden bahisle kendileri Avrupa devletleriyle müsâleme ve musâfât-ı lâzımesine riʻâyet ederek ocaklarda olan konsoloslara ve gerek ehl-i ticârete himâyet ve sıyânetleri derkâr ise de düvel-i mezkûre adem-i kanâʻatle aralık aralık birbirlerini tahrîk ve şurût-ı kadîmenin hilâfı tekâlîfe tasaddî etmek muʻtâdları olup vâkiʻ olan teklîflerinin birisi kabûl olunmak lâzım gelse şurût-ı sâireyi dahi fesh ile vâridât-ı gümrüğün tenzîlini mûcib olacağından başka ticâreti kendilerine hasr ve tahsîs ve hîn-i fetihten beri korsan sefîneleriyle celb oluna gelen top ve mühimmâtın celbi dahi kesb-i suʻûbet ederek düvel-i mezkûrenin garaz-ı aslîleri ocakların menâfiʻ ve kuvvetini selb ve meʼlûf-i cihâd olan rüesâ ve topçularını ibtâl etmek sûretleri olup her hâlde teveccühât-ı seniyye kendi üzerlerinde şâyân buyruldukça aʻdâ-yı dîn ile gazâ ve cihâdda nusret-i ilâhiyeye ümmîd-vâr olduklarını ve’l-hâletü hazihi korsan teknelerini mersâ-yı ocağa rabt ve bazıları ticârette istihdâm olunmakta olduğundan düvel-i ecnebiyyenin hilâf-ı vâkiʻ  inhâ ve iştikâları vukûʻunda havâle-i semʻ itibâr buyrulmamasını ve bundan akdemce beş-on pare sefîne korsanlarıyla İngiltere ve Fransa’nın Bahr-i Sefîd amiralleri Cezâyir’e gelip ez-kadîm ocakların dostluk ve husûmeti ne vechile cârî ve ne gûne ahd ü şarta mebnî ise yine ol vechile mukâvele ve mükâleme olunarak bi’t-terâzî avdet etmiş olduklarını ve her halde kendileri emr ü irâde-i seniyyeye imtisâl ve inkıyâd edeceklerini inhâ ve işʻâr etmiş olmalarıyla mekâtîb-i mezkûre manzûr-ı meʻâlî-mevfûr-ı mülûkâneleri buyrulmak için maʻrûz-ı huzûr-ı lâmiʻü’n-nûr-ı şehriyârîleri kılındığı muhât-ı ilm-i âlîleri buyruldukta emr ü fermân şevketli kerâmetli mehâbetli kudretli veliyy-i niʻmetim efendim pâdişâhım hazretlerinindir. [1818]

Belgenin Geniş Özeti:

Viyana Kongresi’nin (1815) ardından 1818’de Prusya Devleti’ne tabi olan Aix-La-Chapelle (Aechen) kentinde tertip edilen kongrede, Garp Ocakları tekrar gündeme geldi. Kongre’nin akabinde Bâbıâlî’de de bu mesele görüşüldü. Yukarıdaki belgeye göre, Aix-La-Chapelle Kongresi’nde Garp Ocakları’nın Avrupa devletlerinin ticaret gemilerine saldırılarının engellenmesi hususunda müzakereler yapılmış ve şu karara varılmıştır: Garp Ocakları, kendi rızalarıyla artık korsanlığı terk etmek zorundadır. Eğer böyle yapmazlar ve korsanlığa devam ederlerse Avrupa Devletleri birlikte hareket ederek üzerlerine gidecek ve onları bu kötü yoldan bir şekilde vazgeçireceklerdi. Avrupa devletleri bu kararı tebliğ etmek için Cezayir, Tunus ve Trablusgarp’a memur göndermiştir. Aynı zamanda İstanbul’daki Rusya, İngiltere ve Prusya [Almanya] elçileri yazılı olarak; Fransa ve Avusturya elçileri ise şifahi olarak Osmanlı Payitahtı’na bu kararı tebliğ etmiş ve bu hususta Devlet-i Aliyye’nin tavassutunu rica etmiştir. Vükelâ Meclisi’nde Garp Ocakları meselesi görüşüldüğünde, işin arkasında İngiltere’nin olduğu ve diğer devletleri de peşine taktığı kanaati oluşmuştur. Ayrıca diğer devlet elçilerinin tavırlarından meseleyi çok da fazla önemsemedikleri; İngiltere’nin zoruyla konuştukları sezilmiştir. Görüşmelerin ardından devletlerin elçilerine hakimane cevaplar verilerek mesele savuşturulmuştur. Fakat hemen Garp Ocaklarına gerekli uyarılar yapılmıştır. Yazılan mektuplarda “bundan böyle İslam devletinin sınır muhafızları (suğûr-i İslâmiye) olan Garp Ocakları’nın Avrupa devletlerinin gemilerine saldırmaktan vazgeçmeleri; onlarla ve diğer devletlerle güzelce geçinmeleri ve kendi işleyişlerini bozmadan topraklarının muhafazasına dikkat etmeleri” istenmiştir. Padişah’ın hatt-ı hümayunun da bulunduğu ve Sadaret makamından yazılan bu mektuplara ilaveten Kaptan-ı Derya katından da aynı hususta Ocaklara ayrı ayrı mektuplar yazılmıştı. Bir süre sonra bu yazılan mektuplara cevap olarak Tunus Beylerbeyisi Mahmud Paşa ile Cezayir-i Garp Mutasarrıfı Hüseyin Paşa’nın mektupları geldi. Bu mektuplarda Garp Ocakları Beylerbeyileri, kendilerinin Avrupa devletleriyle yapılan barış ve dostluk antlaşmalarının şartlarına riayet ederek Ocaklarındaki konsolosları ve tüccarı koruyup kolladıklarını; Avrupa devletlerinin ise bununla yetinmeyerek ara ara birbirlerini tahrik ederek antlaşma şartlarının hilafında tekliflerde bulunduklarını; bu tekliflerden birisini kabul etmek zorunda kalsalar hemen diğer antlaşma maddelerini de fesh etmeye çalıştıklarını; bunun da Ocakların gümrük varidatını tamamen ortadan kaldıracağını söylüyorlardı. Ayrıca fetihten beri Ocaklar, gemileriyle top ve mühimmat taşırlarken Avrupa devletleri şimdi bunu da yasaklamıştı. Ocaklılara göre, Avrupa devletlerinin niyeti ticareti tamamen kendilerine hasretmek; Ocakların ticaretini ve dolayısıyla gücünü zayıflatıp cihad ile meşhur olan yiğitlerini tamamen ortadan kaldırmaktır. Ama Padişah Hazretleri’nin desteği oldukça bu niyetlerini gerçekleştiremeyeceklerdir. Bunun için Ocaklılar, Padişah Hazretleri’nden Avrupa devletlerinin Ocaklar hakkındaki şikâyetlerine kulak asmamasını istiyordu.

Ayrıca Sultan II. Mahmud (1808-1839), bütün Hıristiyan devletlerin birlik olsalar da Garp Ocakları’nı yenemeyeceklerini düşünüyordu. Bunu hatt-ı hümayununda şu şekilde belirtmişti: “Cezayir-i Garp Ocakları ahalileri mücahid ve merd âdemler[dir]. Bütün düvel-i Nasârâ [hristiyan devletler]müttefik olsa vazifeleri değil [Garp Ocakları’nı yenemezler]. Hakk Teâlâ daima nusret ihsân eyleye.”

Kısa Özet:

Bu belge 1815 sonrasında Garp Ocakları’nın [Cezayir, Tunus, Trablusgarp/Libya] korsanlık faaliyetlerinin tamamen bitirildiğinin ve güçlerinin kırıldığının göstergesidir. Ayrıca Payitaht’ın ocaklara desteğinin iyice azaldığını ve onları kendi haline bıraktığını da açıkça ortaya koymaktadır. Ocak beylerbeyleri ise Avrupa devletlerinin, Payitahtı yanılttığını ve asıl niyetlerinin Ocakları tamamen yok etmek olduğunu iddia ediyorlardı. Binaenaleyh tarih, bize Ocak hâkimlerinin haklı olduğunu göstermiştir.

 

Hazırlayan: Dr. Abdullah Erdem TAŞ

 

 

 

Share.

Yazar Hakkında

Yrd. Doç. Dr., Dumlupınar Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi. 1983’te Bursa’nın Karacabey ilçesinde doğdu. 2004’te Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nda arşiv personeli olarak çalışmaya başladı. Bu sırada Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı’nda son dönem Osmanlı-Türk düşünce tarihi alanında yüksek lisansa başlayıp “19. Yüzyıl Tarih Telakkileri ve Darülfünûn’da İslam Tarihi Dersleri” konulu tezini 2010’da tamamladı. 2013 yılında Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’ndaki görevinden ayrılarak Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne araştırma görevlisi olarak atandı ve halen aynı üniversite bünyesinde öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Arşiv çalışmaları dolayısıyla tanıdığı Prof. Dr. Ahmet KAVAS’ın yönlendirmesiyle İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı’nda başladığı “Osmanlı Garp Ocaklarından Trablusgarp Eyaleti: Karamanlılar Dönemi (1711-1835)” konulu doktora tezini 2016’da başarıyla sundu. Özellikle Libya’nın (Trablusgarp) Osmanlı geçmişiyle ilgili ortak yazarlı çalışmaları bulunmaktadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde “Kuzey Afrika”, “Osmanlı Devlet Anlayışı” ve “Sömürgecilik” konuları üzerine akademik çalışmalarına devam etmektedir. Ayrıca Türk Arşivciler Derneği ile Türk-Libya Dostluk Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarına üyeliğinin yanı sıra Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesidir.

Yorum Yap