Yükselen Afrika’da Gerileyen Küresel Güç: ABD

0

 

Afrika’nın yükselişi şüphe götürmez bir gerçek. Afrika kıtasının, yeraltı ve yerüstü zengin kaynakları, genç ve dinamik nüfusu ile siyaset, ekonomi gibi alanlarda iddialı bir şekilde çok kısa vadede dünya gündeminin ilk sıralarında olacağını dile getirmek güç değil.  Birleşmiş Milletler’in tahminine göre 2050 yılında kıtanın nüfusu 1.3 milyara ulaşacak. Afrika’nın yeni nesli eğitim, iletişim araçları, fırsat eşitliği bakımından eski nesle göre daha avantajlı olacaktır. Bu bireyselleşme avantajı kıtanın yeni genç nüfusuna dünyayı tanıma ve dünya ile bağımsız iletişim kanalları ile dirsek temasına geçme şansı tanıyacaktır. Kıta sömürgeci geçmişini geride bıraksa da ABD, Çin gibi küresel güçlerin ekonomik, diplomatik ve askeri alanlarda Afrika’ya ağırlık vermeleri post-kolonyal dönemde Afrika siyasetinin önemli gündem başlıkları arasındadır. Afrika siyaseti ABD, Çin rekabetine yoğunlaşırken son yıllarda bu denklemin tam aksinde gelişmeler de yaşanmıyor değil. Çin’in yumuşak güç etkenleri ile yükselişi, Türkiye’nin insan odaklı kazan(dır)-kazan stratejisi ve Hindistan’ın son yıllardaki yatırımları ile kıtada varlığını hissettirmesiyle başka bir boyut kazandı. Fakat ABD dış politikasının Afrika’daki yükselişi okuyamaması, güvenlikçi politikalar ve konvansiyonel diplomasinin ötesine geçememesi kıtadaki etkisini gün geçtikçe yitirmesine neden olmaktadır.

ABD Afrika’da Kaybediyor

ABD’nin Afrika’da azalan etkisinin Obama yönetimi ile başladığı Trump’ın Afrika kıtasına ilgisiz kalmasının çöküşü hızlandırdığı sahanın uzmanlarınca ısrarla dillendiriliyor. ABD dış politikasının ve dünya siyasetinin gündem belirleyici yayın organı Foreign Affairs, “Amerika Sonrası Afrika” adıyla yayınladığı makalede, ABD yönetiminin güvenlikçi yaklaşımlardan ibaret Afrika politikasının değişmesi gerektiğini, Türkiye, Çin, Hindistan gibi ülkelerin kazan-kazan, yumuşak güç unsurları temelli ekonomi ve kalkınma politikaları ile Afrika kıtasında ABD’yi geride bıraktığını dile getirdi. Makalede, Trump yönetiminin Afrika temsilciliğine 2 yıl sonra ancak birinin atanabildiğinin altı çizilerken, ABD’nin ve ABD’li şirketlerin hızlı hareket etmemesi durumunda Afrika’da trenin kaçırılacağı vurgulandı.

Barack Obama’nın 2009 yılında ABD tarihinin ilk siyahi başkanı seçilmesi ve ardından ilk yurtdışı ziyaretini Mısır’a yapması hem İslam dünyası hem de Afrika için yeni bir dönemin açılacağının umutlarını yeşertmişti. Obama ilk yurtdışı ziyaretinde Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada Hristiyan olduğunun altını çizerek, ailesinin bir parçasının Kenyalı ve Müslüman olduğunu vurgulaması bu umutların boşa çıkmayacağının alamet-i farikası kabul edildi. Başkan Obama’nın bu mesajları o günlerde ABD’nin 11 Eylül sendromunun etkisiyle İslam dünyası ve Afrika’da güvenlikçi politikalarının son bulacağı yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlandı. Fakat Arap Baharı (Hezeyanı) olarak adlandırılan Kuzey Afrika’da başlayarak, Ortadoğu ülkelerine yayılan sokak hareketlerinin neticesi olarak yaşanan çatışma ve iç savaş ortamı Obama için ciddi sınavlardan biri olmuş ve 11 Eylül’den bu yana süregelen güvenlikçi politikaların dışına çıkamamasının nedeni olarak gösterilmişti. Afrika’nın çeşitli bölgelerinde zuhur eden Boko Haram, eş-Şebâb, Mağrib el-Kâidesi, Anti-Balaka ve Ensaru gibi proxy (vekâlet) terör örgütlerinin varlığı bu politikaların sürmesini sağlamıştır. ABD, Afrika’da ‘terör örgütleri’ ile mücadele stratejisi güderken, Çin tüm yumuşak güç unsurları ve yatırım araçları ile Afrika’da sağlam adımlarla ilerliyor. ABD’nin Afrika politikasına etki eden bir başka önemli nokta ise Libya’da 2012 yılında ABD Büyükelçiliği’ne yapılan saldırıda ABD Büyükelçisi’nin öldürülmesinin Obama yönetimi için Libya sendromuna dönüşmesiydi ve Ortadoğu’da olduğu gibi Afrika’da da geleneksel güvenlikçi politikanın ötesine geçemediği gibi Rusya, Çin ve bölgesel güçlerin gerisinde pasif siyaset izlemekle yetinmiştir.

Afrika’nın Yükselişi Dünyayı Şekillendiriyor

Afrika’nın son 20 yıllık periyotta hızla yükselen bir kıta olduğu aşikâr. Siyasi istikrarsızlığın yanı sıra sağlık, eğitim ve altyapı sorunlarının devam etmesine rağmen özellikle enerji, tarım, hayvancılık ve üretim kapasitesi bakımından dünyanın ilgisini çekiyor. Batı medyası tarafından kısa süre önce ‘umutsuz kıta’ olarak adlandırılan Afrika günümüzde aynı yayın organları tarafından ‘yükselen kıta’ olarak tanımlanmakta. Afrika’nın yükselişi kısa vadede dünya siyasetini ve ekonomisini şekillendirecek vasıfta olması küresel ve bölgesel güçlerin kıtaya ağırlık vermesinin gerekçesidir.

Afrika’da hemen her alanda ismini en çok duyduğumuz ülke Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Küresel güç olma yolunda Afrika’yı ekonomik ve stratejik bir üs olarak gören Pekin, devlet-özel sektör yatırımları ile kıtanın hemen her ülkesinde faaliyet gösteriyor. Enerji, tarım, madencilik gibi yeraltı ve yerüstü kaynakları Çin’in Afrika’da başlıca odaklandığı sektörler. Bu kaynaklara olan ilgi dışında eğitim, sağlık, bankacılık gibi alanlarda da Çin etkisi hissediliyor. Çin ulusal çıkarları doğrultusundaki Afrika politikasında yatırım araçları dışında yumuşak güç unsurunu da ihmal etmiyor. Çin-Afrika dernekleri, Çin menşeli enstitüler kıtada Çin’in neo-kolonyal diplomasisini nakış nakış dokuyor.

Kaynakça

Obama’nın Kahire Üniversitesi konuşmasının tam metni, https://www.nytimes.com/2009/06/04/us/politics/04obama.text.html

Foreign Policy dergisinde çıkan Post-American Africa, https://www.foreignaffairs.com/articles/africa/2018-08-28/post-american-africa

Share.

Yazar Hakkında

Osman Kağan Yücel 1988 yılında İstanbul, Şişli’de doğdu. İlköğretim ve lise eğitiminin ardından 2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2016-2017 yılında başladığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı tezli yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İyi seviyede İngilizce, orta seviyede Arapça bilmektedir. İlgi alanları, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da İslami Hareketler, Ortadoğu ve Afrika’da Su Politikaları ve Sınır Aşan Sular, Nil Havzası, Afrika’da Din ve Milliyetçilik’tir.

Yorum Yap