Trablusgarp’ta Osmanlı-Amerika Rekabeti: “False American Heroism”

0

Osmanlı idari taksimatında jeo-stratejik bir konuma sahip olan Garp Ocakları, Akdeniz’deki ticareti kontrol altında tutuyor; kendileriyle bir antlaşma yapılmadan herhangi bir ülkeye ticaret izni vermiyordu. Cezayir, Trablusgarp (günümüzde Libya) ve Tunus sahillerinde ticaret yapabilmek için bazı kurallara uymama noktasında yabancı devletler, inat ederlerse gemilerini, tayfaları ve içindeki mallarıyla birlikte kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlardı. Amerikalılar bu yıllarda Berberi kelimesinden mülhem “Barbary Powers” dedikleri Kuzey Afrika güçleriyle ilk defa bağımsız bir devlet olarak temasa geçtiler. Antlaşmalar ve savaşların ardı ardına geldiği bu ilk tanışma süreci, Amerikan devlet anlayışının ve Afrika özelinde dış ilişkilerinin de ilk defa şekillenmeye başladığı 1776-1805 yılları arasıydı.

İngiltere ile menfaat çekişmesi sonucu ayrışan Amerika, Akdeniz’de ticaretlerini emniyet altına almak ve uluslararası siyasette yalnızlaşmaktan kurtulmak için ilk aşamada Fransızlarla bir antlaşma yaptı. Fakat bu tedbirler, Garp Ocakları’ndaki “terlemeden para kazanacak, solumadan can verecek” Osmanlı yoldaşlarına ve bunların saldırılarına karşı tam bir koruma sağlamıyordu. Çok geçmeden Amerikalılar, Fransızların aracılığıyla Fas Sultanı Filâlî Şeriflerinden III. Muhammed ile de bir antlaşma yaptılar. Tanca’da ilk konsolosluğunu açmaya muvaffak olan Amerika, elde ettiği bu başarı karşısında diğer Kuzey Afrika güçleriyle de yıllık haraç ödemeden anlaşabileceği yolunda bir umuda kapıldı. Fakat beklentilerinin aksine bir durumla karşılaştılar. 1793’e kadar üst üste aldıkları ağır yenilgiler ve gemilerine el konulması karşısında Amerikalılar, Cezayirlilere karşı Akdeniz’deki ticari menfaatlerini korumak için bir deniz gücü oluşturma kararı aldılar.

Trablusgarp-Amerika Antlaşması (1796): Trablus’ta İlk Diplomatik Kriz

Trablus korsanları, amaçlarına ulaşmak gayesiyle denize açılıyor ve denk geldikleri Amerikan gemilerini ele geçiriyorlardı. Trablusgarp Bahriyesi’nin başında asıl adı Peter Lesly olan İskoçya doğumlu meşhur mühtedi Murad Reis vardı. Limana getirilen gemilerden Sophia’da daha önceleri on küsür yıl Cezayir’de esir tutulmuş ve yakın zamanda serbest bırakılmış Richard O’Brien vardı. Bu karşılaşmayı fırsata çevirmek istedi ve O’Brien’ın gayretleriyle anlaşma zemini oluştu. Yusuf Paşa’nın her yıl ödenmek kaydıyla istediği yüksek meblağlı haracı vermeyi kabul etmese de onu bir seferliğine 12.000 İspanyol doları ve bazı hediyeler karşılığında ikna etti. 4 Kasım 1796 tarihinde Trablusgarp ile Amerika arasında barış ve dostluk antlaşması imzalandı. Orijinali Arapça olan ve Mağribi hatla yazılan bu antlaşma metni, 29 Mayıs 1797 tarihinde Amerikan Senatosu’na sunularak 7 Haziran’da uygun görüldü ve üç gün sonra onaylandı. Antlaşmanın ardından 10 Temmuz’da ilk Amerikan konsolosu Trablus’a atandı ancak şehre ancak 1799 Nisanı’nda gelebildi. Yaşanan gecikme dolayısıyla antlaşmada yer alan 10. madde gereğince Trablusgarp Paşası, alacağı para ve hediyelerden mahrum kaldı. Amerikalılarla yaptığı bu antlaşmadan hiç memnun değildi ve yıllık haraç da alamayacağı için süreç krize girmişti.

Amerikalılara Kök Söktüren Osmanlı Beylerbeyi: Karamanlı Yusuf Paşa

Cezayir Dayısı’nın Trablus antlaşmasındaki garantörlüğüne güvenerek Yusuf Paşa’nın taleplerini karşılamakta Amerikalılar kasıtlı olarak gevşek davranıyordu. Trablusgarp’ı müstakil bir devlet gibi değil de uluslararası konjonktürde Osmanlı Devleti’nin bir vilayeti olarak kabul görmesi de bu süreci etkiliyordu. Nihayetinde yaşanan hoşnutsuzluklar sebebiyle, Amerikan Konsolosu Trablus’a kabul edilmedi.

1800’lere gelindiğinde Amerika, Trablusgarp’a Cezayir ve Tunus’a davrandığından farklı davranıyordu. Sabrı tükenen Paşa, sonunda antlaşmayı geçersiz sayarak korsanlara yol verdi. Bu bir korkutma operasyonuydu ki; çok geçmeden Amerikalıların talebi üzerine onlarla detaylı bir görüşme yaptı. İspanya, Napoli, Venedik, Ragusa (Dubrovnik), Danimarka ve İsveç gibi Amerika’nın da yıllık haracını ödemesi gerektiği karşı tarafa iletilince Konsolos bunu reddetti.

Kasım 1800’de Amerikalılar artık Trablus ile aralarındaki barışı sürdürebilmek için ya donanma gönderilmesi yahut da haracın ödenmesi gerektiğini ilgili mercilere bildiriyordu. Paşa, Şubat 1801’de antlaşmayı hükümsüz kıldığını ve arada Cezayir olmaksızın yeni bir antlaşma yapılabileceğini; bunun için de 225.000 dolar peşin ve yıllık haraç olarak da 20.000 dolar istediğini Trablus konsolosuna bildirdi. Konsolos da ona, hükümetiyle bu hususu görüşmek için kendisine 8 ay mühlet tanıması karşılığında 30.000 dolar teklif etti.

Amerika’nın Trablus Konsolosluğu’ndaki Bayrak Direği Kırıldı!

Yusuf Paşa, bu süreçte Amerikalıların İngilizlere güvendiğini çok iyi biliyordu. Savaş başladığında bu durum daha da belirginleşti. Amerika’nın Trablus Konsolosu Cathcart, işin ciddiyetinin farkındaydı. Trablus’taki Osmanlı donanması hazırlanmaya başlamıştı ve yakında korsanlar denize açılacaktı. 10 Mayıs’ta Paşa’nın başveziri, Amerikan konsolosluğuna giderek dört gün sonra resmen Amerika’ya savaş ilan edileceğini söyledi. Cathcart, Paşa’ya tekrar 30.000 dolar teklif edip ondan kendisine Amerika’ya taleplerini bildirip oradan cevap gelinceye kadar 10 ay mühlet verilmesini istedi. Ancak o, bu teklifi reddetti ve 14 Mayıs’ta Trablus’taki Amerikan Konsolosluğunun bayrak direği kırılarak Amerika’ya savaş ilan edildi.

Trablus-Amerika Savaşı (1801-1805)

Diplomatik kriz bağlamında Amerika süreci iyi yönetememesine rağmen, Yusuf Paşa 4 sene iyi sabretmişti. Thomas Jefferson’un 4 Mart 1801 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olmasıyla ticari menfaatleri korumak için antlaşma yapıp haracı ödemek yerine savaşarak güç devşirme politikası esas alındı. Halbuki Trabluslular, antlaşma yapıldıktan sonra savaş ilanına kadar (1796-1801) 5 yılda sadece bir tane Amerikan gemisine el koymuştu.

ABD, Osmanlı Paşasının Demir Yumruğu Karşısında Yeni Müttefik Arayışında

Yusuf Paşa’nın savaş ilanından sonra Konsolos Cathcart, 24 Mayıs 1801 tarihinde Trablus’u terk etti. 31 Mayıs’ta Amerikan hükümeti yardım almak ve müttefik bulmak amacıyla Napoli (Sicilyateyn) Kralı IV. Ferdinand’la görüştü. Yine bir haçlı zihniyeti devredeydi. Hilale karşı salibin ittifakı söz konusuydu. Ferdinand, Napolyon ile savaşta ise de Amerikalılara silah ve asker yardımı yapmayı taahhüt etti. İkinci müttefik, Trablus ablukasına katılan İsveçliler oldu.

Korsan saldırılarına karşı Amerikan ticaret gemilerini korumakla ve gerekirse Trablus’u ablukaya almakla görevlendirilen Richard Dale, Cebel-i Tarık’a geldiğinde karşısında Trablus donanmasının başındaki Murad Reis’i buldu. Osmanlı Amirali, kendi hükümeti tarafından Amerikalılara savaş açıldığından haberi yokmuş gibi davranıyordu. Amerikan donanmasının ise henüz Trablusgarp’ın kendilerine savaş açtığından haberi yoktu. Dale tedbiren Philadelphia fırkateynini, Amerikan ticari gemilerine gerçekleştirilebilecek muhtemel saldırıları bertaraf etmek için Cebelitarık’ta bıraktı. Paşa’ya gönderdiği mektupta ise savaş istemediklerini yeniden anlaşabileceklerini söylüyordu. Fakat bir netice alamadı. Amerika’nın Tunus Konsolosu William Eaton ise Amerikan donanmasının himayesinde 23 Temmuz 1801 tarihinde Trablus limanının abluka altına alındığını resmen ilan etti. İlk aşamada başarı gösterse de Amerikan askerleri arasında çıkan salgın hastalık sebebiyle abluka başarısızlıkla sonuçlandı.

Amerika’nın Akdeniz Filosu Kumandanlığı Çatırdıyor!

6 Şubat 1802 tarihinde Amerikan Kongresi, resmen Trablus’a savaş ilan etmese de Trablusluların gemilerinin yakalanmasına ve her türlü savaş operasyonuna onay verdi. Akdeniz filosu kumandanlığında görevi devralan Richard V. Morris, ilk aşamada Tunus ve Fas’ın Trablus’a destek amaçlı gönderdiği erzak gemilerini ele geçirmeye başladı. Yusuf Paşa ise yılmıyordu. Şayet Amerika, 120.000 dolar vermeyi kabul ederse bir antlaşma yapabileceğini yineliyordu. Ancak bir netice alamadı. Bunun üzerine Yusuf Paşa, yapacağı antlaşmalarla Amerika’yı Trablusgarp’ta yalnızlaştırma politikası gütmeye başladı. Ekim 1802’de İsveç, Trablus ile bir antlaşma yaparak savaştan çekildi ve Amerika’yla ittifaktan vazgeçti. Morris kumandasındaki donanma, Haziran 1803’te Trablus’u bombardıman etse de müttefiklerinin desteğini kaybedince er meydanını bırakarak, sahte kahramanlığın bir bedeli olarak topluca kalkıp Malta’ya kaçtılar.

Bu başarısızlığı örtbas etmek için Morris’in yerine Komodor Edward Preble atandı. Yeni kumandan Eylül 1803’te Akdeniz’e geldiğinde donanmasındaki subayları toplayıp Amerikan gemilerine yeni bir düzen verdi. Preble, Philadelphia ve Vixen adlı gemileri William Bainbridge’in kumandasında Trablus ablukasıyla görevlendirdi. Bu tarihlerde bir Trablus gemisinin ardına düşen Philadelphia, limana girer girmez sığ bir yerde kayalıklara sıkıştı. Amerikalılar, gemiyi kurtarmak için çok gayret gösterseler de başarılı olamadılar. Trablus denizcileri derhal gelip 44 toplu ve 307 mürettebatlı bu yüksek donanımlı gemiye el koydular. 27’si subay olan gemi mürettebatının tamamı esir alındı. Komutanlar, yeniden antlaşma yapılana kadar da yaklaşık 19 ay Trablus Kalesi’nde esir tutuldular. Diğerleri ise Kırkarış taş ocağında çalışmak üzere sevkedildiler. Bu büyük gemi, Trablus donanmasının gücüne güç katacaktı. Amerikalılar ise derin bir yasa boğulmuştular.

Philadelphia fırkateynine ait sancak direği, Hamra Sarayı, Trablus, 2017.

Amerikalılar, Trablusluların Ele Geçirdiği Philadelphia Gemisini Ateşe Verdiler!

Komodor Preble, böyle güçlü bir geminin Trablus donanmasında olmasındansa yakılmasının daha uygun olacağına karar verdi. Bu riskli ve tehlikeli iş için 70 gönüllü seçildi. Bunlar 16 Şubat 1804 gecesi zifiri karanlığında limana sızıp hızlı bir sabotaj sonucunda bu gemiyi ateşe verdiler. Amerikalıların bu zaferi kendileriyle beraber Hıristiyan Avrupa’yı da sevindirmişti. Hatta Papa VII. Pius, “Amerikalıların bir gecede bu Hıristiyan düşmanlarına verdiği zararı, Avrupa devletleri uzun yıllardır uğraşmalarına rağmen veremedi” diyerek Amerikalıların bu başarısını alkışladı.

Amerikalılar bu başarının ardından Yusuf Paşa’nın antlaşmaya yanaşacağını düşünüyordu. Fakat Şubat ayında Danimarka Konsolosu, ülkesinin Trablus ile bir antlaşma yapması sebebiyle artık Amerikalılarla ittifakı sürdüremeyeceğini açıkladı. Amerika,  İsveç’in ardından Danimarka’yı da kaybedince paniklemişti. Paşa’nın izlediği tarz-ı siyaset karşısında zora düşen Amerikalılar, Paris’teki elçileri Robert R. Livingston vasıtasıyla Fransızların desteğini sağladılar. Müzakereler de başarısız olunca artık umumi bir hücuma karar verdiler. Malta’dan hareket eden Amerikan filosu, 27 Temmuz 1804 tarihinde Trablus önlerine geldi. Birinci hücumun ardından az zayiat verdirdiklerini düşünen Amerikalılar, artarda dört hücuma daha kalkışsalarda kıyıdan oldukça uzaktılar, yaklaşmak istedilersede başaramadılar. Dolayısıyla yapılan bombardımanlar, hiçbir netice vermiyordu. Üstüne üstlük Amerikalıların mühimmat gemisi (İntrepid), Trabluslular tarafından havaya uçurulunca savunma mukavemeti açısından donanmaları ağır yara aldı. Esen kuzey rüzgârları da Trablus’un lehine, şiddetini artırmaya başladı. Amerikalıların bombardımanı, saldırıları ve tehditleri Yusuf Paşa’nın azmini kıramamıştı. Son hücumun ardından Preble, iki gemisini Trablus önlerinde bırakıp mecburen Malta’ya çekildi. Çok geçmeden Akdeniz Filo Komutanlığı’ndan istifa edince, yerine Samuel Barron atandı.

Karamanlı Sülalesinde Bir Hain: Karamanlı Ahmed Bey

Amerikalılar, A planı (abluka-bombardıman-hücum) başarısız olduğu için B planına geçmişlerdi. Buna göre, Karamanlı Ahmed Bey’i bularak onunla ittifak yapacaklar ve bu yolla Yusuf Paşa’ya gözdağı vererek antlaşmaya ikna edeceklerdi. Amerikalılar, bu yeni süreçte Yusuf Paşa’nın kardeşi Ahmed Bey ile ittifak kurarak karadan Derne üzerine yürüdü ve burayı kontrol altına aldı. Paşa, bölge halkının işgalcilere gösterdiği sert tepkiyi de göz önüne alarak kan akmasını önlemek için birkaç gün sonra Amerikalılarla antlaşma yolunu tercih etti.

Trablusgarp-Amerika Antlaşması (1805)

Mehmed Nehicüddin Efendi’nin Tarih-i İbn Galbûn der-Beyân-ı Trablusgarb adlı eserinde anlattıklarından anlaşıldığı üzere; Yusuf Paşa Amerikalıları esasında mağlup etmişti. Savaş boyunca kaybettikleri gemiler ve yaptıkları harcamalar Amerikan bütçesine gerçekten büyük bir maliyet getirmişti. Amerikalıların elinde 100 Trabluslu esir varken Yusuf Paşa’nın elinde 300 Amerikalı esir bulunmaktaydı. Eğer içeriden bir ihanet yaşamamış olsaydı Yusuf Paşa bir lider/Osmanlı valisi olarak onlara kök söktürecekti. Amerikalılar bu kadar yıl süren bir mücadelede istedikleri neticeyi bir türlü alamamışlar ve artık pişmanlık emareleri göstermeye başlamışlardı ki imdatlarına bir hain yetişti: Karamanlı Ahmed Bey. Doğal olarak kardeşinin Amerikan himayesinde giriştiği bu taht mücadelesi, Yusuf Paşa’yı tedirgin etti. Tahtı kaybetmekten çok vilayet idaresinin zaafa düşmesiyle oluşacak iç isyanlardan korkuyordu. Bu sebeple Amerika ile yapılan müzakereler neticesinde 4 Haziran 1805 tarihinde bir antlaşma yapıldı. Buna göre her iki taraf, esirleri serbest bırakacaktı. Yusuf Paşa’nın elindeki fazladan 200 esirin fidyesi olarak ise Amerikalılar, 60.000 dolar verecekler; hiçbir şekilde yıllık haraç ödemeyeceklerdi. Ancak Trablus Konsolosunu değiştirdiklerinde yeni konsolos Yusuf Paşa’ya 6.000 dolar kıymetinde hediye takdim edecekti. Antlaşma maddeleri gereği, Derne’deki Amerikan kuvvetleri şehri boşaltacaklardı. Bu Amerikalılar açısından büyük bir hezimetti. 19 Haziran 1805’te Yusuf Paşa’ya taahhüt edilen 60.000 dolar teslim edildi. Amerikalı ve Trabluslu esirlerin değiş-tokuşu yapılarak antlaşma maddeleri uygulamaya konuldu.

Sözün özü, ABD Donanması’nın sosyal paylaşım sitesi Twitter’daki hesabından yayınladığı tahrik edici kutlama mesajının (2016) ardından tekrar aynı görselle U.S. Naval Institute’te (@NavalInstitute) bir raporun[1] yayınlanması, esasında Amerika’nın Trablus sahillerindeki başarısız abluka girişimlerini tarihin tozlu sayfalarında gizleme uğraşından başka birey değildir. Donanma Günü’nün 241. yılının kutlanıldığı (2016) mesajda ve akabinde bir yıl sonra U.S. Naval Institute tarafından yayınlanan “Instances of Use of United States Armed Forces Abroad, 1798-2017[2]” başlıklı askeri güçlerine dair yıllık yurtdışı operasyon/kayıt raporunda, Türk bayrağıyla savaşan insanların öldürülmesinin konu alındığı Berberi Savaşı’nın temsili tablosunun kullanılması, geçmişte donanmalarının aldığı ağır yenilgiyi/tahribatı (zira donanma gemisinin sancağını Trablus’taki Osmanlı denizcilerine kaptırmak, Amerikan donanmasının tarihi açısından ağır bir durumdur[3]) bastırma psikolojisinin bir bilinçaltı yansıması ve subliminal bir mesaj olsa gerektir.

Not: Bu yazı, Star Açık Görüş’te 05.11.2016 tarihinde yayınlanmıştır. Bu çalışma, gözden geçirilip AFAM resmi sayfasında tekrardan yayınlanmıştır. Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.

 

[1] Bu raporda yazan 1801-1805 Tripoli maddesindeki olayın iç yüzünü ve bu raporda verilen bilgilerin tarihi çarpıttığını gerçek manada anlayabilmek için lütfen bu analizimizin tamamını okuyunuz.

[2] Twitter uzantısı: https://twitter.com/NavalInstitute/status/921347033285451776. Raporla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. https://news.usni.org/2017/10/20/report-instances-use-u-s-armed-forces-abroad-1798-2017.

[3] Philadelphia fırkateynine ait direk halen Trablus’ta Hamra Sarayı’nda sergilenmektedir ki Amerikalılara acı veren durum, Türklerin kendi siyasi tarihlerinde onlara kaybetme psikolojisinin ne olduğunu gayet iyi yaşatmalarıdır.

Share.

Yazar Hakkında

Yrd. Doç. Dr., İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.1986’da Osmangazi’de (Bursa) doğdu. Aslen Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü (Unulla) köyündendir. 2004’te Bursa İpekçilik Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden ve 2009’da İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen yüksek lisans ve doktora bursunu kazarak bu kurumda ‘araştırmacı bursiyer’ statüsünde 3,5 yıl araştırmalarına devam etti. Ayrıca doktora sürecinde T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı kuruluşu Türk Tarih Kurumu bursiyerliğine hak kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın danışmanlığında “Osmanlı Devleti’nin Afrika’da Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Siyaseti [XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyılın Başları]” konulu yüksek lisans tezini (2009-2011) ve “Afrika’nın Kuzeyini Güneyinden Ayıran Toplum Tevârikler ve Stratejik Konumları: Osmanlı-Tevârik Münasebetleri” konulu doktora tezini (2011-2015) başarıyla tamamladı. Buna ek olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında Afrika üzerine ikinci doktorasına devam etmektedir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922) [Ankara, 2013] başlıklı kitabı yanında Trablusgarp: Hedefteki Ülke Libya’nın Tarihi; Tarih-i İbn-i Galbun&Trablusgarp Tarihi, Osmanlı’dan Günümüze Afrika Bibliyografyası ve Sudan Seyâhatnâmesi gibi Afrika kıtasıyla ilgili ortak kitap çalışmaları, makaleleri, ulusal/uluslararası tebliğleri ve saha ile ilgili raporları/analizleri bulunmaktadır. Türk-Libya Dostluk Derneği’nin genel sekreteri olan Tandoğan, Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesi olup başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yorum Yap