Tevâriklerin [Tuareglerin] Stratejik Konumları

0

Türkiye’de genel olarak Afrika denince ilk akla gelen Kuzey Afrika’dır. Son zamanlarda ise Batı ve Sahraaltı Afrika ve toplumları öne çıkmaktadır. Büyük Sahra çölü sekiz milyon km²’lik bir yüzölçümüne sahiptir. Bu geniş saha, tarih boyunca farklı etnik toplumların (Tevârik, Tubu, Songay, Arap, Mor, Pöl, Kanuri ve Zerma) burada yaşamaya muktedir oldukları ve halen de yaşamakta oldukları bir coğrafyadır.

Büyük Sahra Çölü şartlarında yaşama kabiliyeti en yüksek seviyede olan Tevârik toplumu gerçeğiyle dünya 19. yüzyılda tanışmıştır. Avrupalı seyyahlar bu bölgeyi gezene kadar bunlar hakkında dış dünya pek bilgi sahibi değildi. Zaman zaman aralarında, hatta Tevârikler arasında çatışmalar olsa da bunlar bu Sahra toplumunun varlığını tehlikeye sokmuyordu.

Fransız sömürge idaresi Afrika’nın kuzeyinde, batısında, ekvator kuşağında, doğusunda ve Hint Okyanusu adalarında epeyce bir bölgeyi ele geçirdi. 1896 yılında Atlantik kıyılarından hareketle Batı Afrika’daki Dahomey üzerinden Nijer Nehri’ne gerçekleştirilen askeri misyonlarla Tevârik kabileleriyle ilk temas gerçekleşmişti ve çok geçmeden tüm Tevâriklerin yurtları da, kısacası Büyük Sahra’nın çok büyük bir kısmı Fransa’nın işgaline uğradı. İngiliz, Alman, Avusturyalı, İtalyan ve özellikle Fransız seyyahlar (başta Henri Duveyrier) Tevârik bölgesine inmeye başladıklarında bunların sosyo-kültürel, ekonomik ve dinî yapılarını anlamaya çalıştılar. Maliki mezhebine mensup Tevârikleri, öncelikle Kuzey[1] ve Güney Tevârikleri diye iki farklı coğrafyada yaşayanlar olarak taksim ettiler. Sahra üzerinden başlayan yeni sömürgeci inşa süreci, temellerini bilhassa 1892-1940 yılları arasında kademeli olarak sağlamlaştırdı.

Fransızlar, kuzeydekileri kendi içinde Ezgar ve Haggar (Hoggar) Tevârikleri diye ikiye ayırdılar; Haggarları Cezayir sömürgesine en son 1918 yılında dahil ettiler. Trablusgarp vilayetinin 1912 yılında İtalyanlara teslimi öncesinde Osmanlı Devleti ile sıkı temasa geçen Ezgar (Acer de denir) Tevârikleri ise o zaman Libya’nın güneyinde kalıyorlardı ve henüz Fransız etkisinde değillerdi. Tevârikler ve Büyük Sahra’daki diğer kabileler, sömürgecilik öncesi dönemde yüzyıllar boyunca Afrika kıtasının kuzeyi ile güneydeki yerel sultanlıklar arasında köprü görevi gördüler. Ancak Kuzey Afrika’da İngiltere, Fransa ve İtalya’nın işgallere başlaması ve Senegal’in Fransa tarafından işgal edilmesi sonrasında bu mevcut yapı bozuldu ve bu Sahra kavimleri Batılı kuşatmanın ortasında kaldılar ve bir müddet sonra sömürge çarkına dahil edildiler.

Güney Tevâriklerini ise Mali ve Nijer Tevârikleri diye ikiye ayırdılar. Bu arada Çad, Moritanya, Nijerya ve Burkina Faso’da azınlık olarak bu göçer toplumdan belli miktarda insan yaşıyordu. 1920’li yılların başına gelindiğinde; Fransa sekiz milyon km2’lik Büyük Sahra Çölü’nü işgal ederek tüm Tevârik bölgelerini kadem kademe sömürgeleştirdi. Özellikle bu süreçte Fransa tarafından idari alanlarda ve eğitim sisteminde siyahî toplumlara öncelik verildi ve Tevârikler üzerinde ise kasıtlı olarak dışlayıcı politikalar uygulandı.

Tevâriklerin yoğun olarak yaşadıkları çöl bölgesinde kurulan Mali ve Nijer devletlerinin yüzölçümleri bir milyon iki yüz bin km2’yi geçmektedir ve her ikisinin de üçte iki toprakları Tevâriklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden oluşmaktadır. Cezayir’in güney ve Libya’nın da güneybatı bölgelerinde yaşayanlar da genelde Tevârik toplumlarına mensuptur. Bunların dışında yine Fransız sömürgesi olan Moritanya, Tunus ve Burkina Faso’da sayıları yüz bini aşan Tevârik azınlıklar vardır. Ayrıca İngilizlerin ciddi manada etkili olduğu Nijerya’da da çok az da olsa Tevârik nüfus yaşamaktadır.

Tevârik Konfederasyonlarının Sınır Tahdidi, Bourgeot, “Les échanges transsahariens, la Senusiyya et les révoltes twareg de 1916-7”, Cahiers d’Etudes Africaines, Paris 1978, n. 69, s. 174.

1960’lı yıllarda Afrika ülkelerine bağımsızlıkları verilirken Tevâriklerin, ne tek bir devlet, ne de kuvvet oluşturmalarına izin verilmeyerek; en azından yüzyıl boyunca geçerli olacak sınır tahditleri konuldu ve bölgede yaşayan bütün göçer toplumların hepsinin düzenleri bozuldu. Tubu ve Mor diye adlandırılan kabileler bir veya iki ülke sınırlarında yaşarken; Tevârikler günümüzde dokuz ayrı ülkede dağınık olarak yaşamak zorunda bırakıldılar. Afrika’nın göçerleri olan bu topluluğun büyük çoğunluğu bugün Cezayir, Libya, Nijer ve Mali sınırları içinde; azınlık olarak da Nijerya, Burkina Faso, Çad, Moritanya ve Tunus’ta olmak üzere dokuz ülkede yaşamaktadır. Günümüzde bunlardan Mağrip ülkelerine yakın bölgelerde yaşayanlara Kuzey Tevârikleri, Sahraaltı ülkelerine yakın olanlara ise Güney Tevârikleri denmektedir. Bugün Cezayir, Mali, Nijer ve Libya olmak üzere dört ülke toprakları içinde kalacak şekilde tarihlerinde olmayan bir bölünmüşlük içerisinde bulunmaktadırlar. Bu coğrafyayı jeolojik olarak değerli kılan ise, bu dört Tevârik bölgesinde zengin uranyum, petrol ve diğer değerli madenlerin bir kısmının mevcut olmasıdır. Bilhassa Fransızların, 1969 yılında ilk uranyum yataklarını buldukları ve 1971 yılında işletmeye başladıkları Nijer’in Agadez’deki Arlit bölgesi ve Mali’deki Taudini Havzası ile Falea, Kidal ve Gao bu yönüyle çok önemlidir.[2] Ne tevafuktur ki; 1963’te Fransızlara karşı başlatılan Kidal Ayaklanması’ndan henüz on yıl bile geçmeden işletme hakkı Fransızların eline geçmiştir(!).

[1] Detaylı bilgi için bkz. Henri Duveyrier, Les Touaregs du Nord, Paris 1864.

[2] Mali’deki petrol ve uranyum yatakları için bkz. http://hibbs.armscontrolwonk.com/archive/1427/uranium-in-saharan-sands, Erişim tarihi: 05.07.2014.

 

Share.

Yazar Hakkında

Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.1986’da Osmangazi’de (Bursa) doğdu. Aslen Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü (Unulla) köyündendir. 2004’te Bursa İpekçilik Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden ve 2009’da İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen yüksek lisans ve doktora bursunu kazarak bu kurumda ‘araştırmacı bursiyer’ statüsünde 3,5 yıl araştırmalarına devam etti. Ayrıca doktora sürecinde T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı kuruluşu Türk Tarih Kurumu bursiyerliğine hak kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın danışmanlığında “Osmanlı Devleti’nin Afrika’da Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Siyaseti [XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyılın Başları]” konulu yüksek lisans tezini (2009-2011) ve “Afrika’nın Kuzeyini Güneyinden Ayıran Toplum Tevârikler ve Stratejik Konumları: Osmanlı-Tevârik Münasebetleri” konulu doktora tezini (2011-2015) başarıyla tamamladı. Buna ek olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında Afrika üzerine ikinci doktorasına devam etmektedir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922) [Ankara, 2013] başlıklı kitabı yanında Trablusgarp: Hedefteki Ülke Libya’nın Tarihi; Tarih-i İbn-i Galbun&Trablusgarp Tarihi, Osmanlı’dan Günümüze Afrika Bibliyografyası ve Sudan Seyâhatnâmesi gibi Afrika kıtasıyla ilgili ortak kitap çalışmaları, makaleleri, ulusal/uluslararası tebliğleri ve saha ile ilgili raporları/analizleri bulunmaktadır. Türk-Libya Dostluk Derneği’nin genel sekreteri olan Tandoğan, Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesi olup başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yorum Yap