Suudi Arabistan’ın Afrika Boynuzu’ndaki Diplomasi Kuşatması ve Babü’l-Mendeb Boğazı

0

Suudi Arabistan’ın başını çektiği koalisyonun Yemen’de devam eden askeri operasyonlarının Yemen ve Körfez için faturası gün geçtikçe ağırlaşırken, Suudi yönetiminin Afrika Boynuzu’nda başrolünde olduğu barış görüşmeleri ve nihayetindeki anlaşmalar sonuçlanmaya başladı. İran ve Katar ile yaşanan krizlerde özellikle Afrika Boynuzu ülkelerinden istediği desteği bulamayan Suudi Arabistan ve Körfez hem Katar’ın hem de İran’ın Afrika Boynuzu ülkelerindeki ticari ve diplomatik girişimlerine karşı ekonomik ve diplomatik kanalları devreye sokarak bu ülkelerin önünü kesmeye, bununla birlikte bölgede Suudi Arabistan ve Körfez aleyhine yaşanan güvenlik açığını Afrika Boynuzu’nda etkisini artırarak önlemeye çalışmaktadır. Suudi Arabistan’ın Afrika Boynuzu’ndaki ekonomi merkezli etkileşim çabalarına son dönemde ‘güvenlik’ ve barış anlaşmalarını içeren diplomatik faaliyetler de dahil oldu. Bunun en somut örneği Etiyopya ve Eritre arasında uzun yıllardır devam eden sınır anlaşmazlığının çözümünde yaşandı. Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın yoğun diplomasi trafiği ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile Eritre Devlet Başkanı Isaias Afewerki’nin 16 Eylül’de Cidde’de barış anlaşmasına imzalarını atması iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığını sonlandırmıştı. Suudi Arabistan bölgede bir kronik soruna daha müdahil olarak Eritre ve Cibuti arasındaki sınır anlaşmazlığını da iki ülke ile yürütülen diplomasi aracılığı ile sonlandırmaya çok yaklaştı. Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afewerki, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in daveti üzerine, Cidde’de düzenlenen toplantıda bir araya gelmeleri yakın bir tarihte iki ülkenin bu anlaşmazlığı sonlandıracaklarına yorumlandı. Suudi Arabistan’ın Yemen Savaşı, İran ve Katar ile yaşanan krizlerin aktörü olarak Ortadoğu’daki istikrarsızlıktaki payı düşünüldüğünde, başka bir kıtada istikrara vurgu yapması ve barış görüşmelerinde rol oynaması Afrika Boynuzu’nun jeopolitik önemini dolayısıyla Babü’l-Mendeb Boğazı’nın Suudiler için hayati konuma gelmesi yönünde yorumlanabilir. Peki, ileriye dönük ajandalarında bölgesel aktörleri etkileyecek ne tür bir aksiyon beklenmektedir?

Eritre ve Cibuti Arasındaki Sınır Anlaşmazlığı

Eritre ve Cibuti, diğer Afrika Boynuzu ülkeleri kadar geniş yüzölçümüne ve nüfusa sahip olmasalar da Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne olan kıyılarıyla aynı zamanda Hint Okyanusu’nun bağlantı ve geçiş noktası olması nedeniyle sahip olduğu stratejik konum bakımından önemli iki ülkedir. Hem Kızıldeniz’deki güvenlik ve ticari geçiş hem de Hint Okyanusu’ndaki ticari rotaya yön vermek için Cibuti ve Eritre limanları çok elverişlidir. Fakat iki ülke son yıllara kadar bu potansiyelleri dışında  yaşanan sınır anlaşmazlıkları ile gündeme geldi. Cibuti ve Eritre arasındaki sınır anlaşmazlığının mahiyeti hâlihazırda Eritre’nin hâkimiyetindeki anakaraya 1 kilometre uzaklıktaki Dumeyra Dağı olarak bilinen kayalıklardan ibarettir. Her ne kadar ıssız ve adiyattan bir kayalık olsa da Dumeyra sahip olduğu konum bakımından iki ülke arasında krize neden olmuştur. 1996 yılında ortaya çıkan sınır anlaşmazlığı, Etiyopya ve Eritre arasındaki çatışmada Cibuti’nin limanları vasıtasıyla Etiyopya’ya askeri ve lojistik destek sağlaması ile beraber 1999 yılında iyice tırmanarak askeri çatışmaya dönüşmüştür. BM Güvenlik Konseyi ve Afrika Birliği’nin sorunu çözme çabalarının yetersiz kalması Cibuti ve Eritre arasında yaşanan krizi sonlandıramadı. 2010 yılında iki ülke arasındaki krizin çözümü için en somut adımı Katar attı. Krizin çözümünde Afrika Birliği’nin onayı ile arabulucu olan Katar iki ülke arasındaki buzların erimesi ve Eritre’de tutuklu bulunan 4 Cibutili’nin serbest bırakılmasında rol oynamış, 450 kişiden oluşan askeri birliği bölgeye göndererek sınır barış gücü misyonunu üstlenmişti. Ayrıca Katar, tarafları Doha’da imzalanacak bir barış anlaşmasına ikna etmişti. Fakat, 2017 yılında Suudi Arabistan’ın başat konumda olduğu Körfez ülkelerinin Katar’a karşı başlattığı boykot sonrasında Eritre ve Cibuti’nin Katar ile olan ilişkileri kesmek zorunda kalması sonrası, Katar barış gücünü bölgeden çekmiştir. Suudi Arabistan’ın bölgede hakimiyet çabasının bir parçası olarak Eritre ve Cibuti arasında arabuluculuk üstlenmesine kadar iki ülke zaman zaman yakınlaşmışsa da istenen istikrar sağlanamamıştır.

Babü’l-Mendeb Boğazı’nın Stratejik Önemi, Hâkimiyet ve Nüfuz Çekişmeleri

Babü’l-Mendeb Boğazı, tarihin seyri içinde bölgedeki deniz hâkimiyeti ve ticari geçiş rotasını barındırması açısından süper güçlerin hâkimiyet tesisi çabalarına sahne olmuştur. Osmanlı-Portekiz mücadelesinden, ABD-SSCB rekabetine kadar uzun yıllar boyunca gündemde kalmıştır. Süveyş Kanalı’nın açılması ile beraber önemi katlanarak artmış, günümüze kadar sirayet eden rekabetin merkezi olmuştur. Çin, ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve BAE başta olmak üzere bölgede hegemonyasını pekiştirmek isteyen küresel ve bölgesel güç olma hevesindeki ülkeler Babü’l-Mendeb Boğazı dolayısıyla Eritre ve Cibuti’ye yakınlaşmış, liman, askeri üs vb. tesislere konuşlanmıştır. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Cibuti’deki Assab Limanı, ABD’nin Camp Lemonnier Askeri Üssü, İsrail’in Eritre açıklarındaki Dehlek adası ve yine Eritre’deki St. Ambra Savara üssü halihazırda İsrail’in kullandığı tesislerdir. Çin’in Cibuti’deki askeri üssünün varlığı kadar Doraleh Limanı’nın işletmesini alma isteği bölgedeki dengeleri alt üst edebilecek potansiyele sahip anekdot olarak karşımızda duruyor.

Suudi Arabistan’ın Afrika Boynuzu’ndaki Barış Havariliğinin Arka Planı

Etiyopya ve Eritre ile başlayan, Eritre ve Cibuti ile devam eden Suudi barış ve istikrar retoriğinin arka planında Afrika Boynuzu ve Babü’l-Mendeb Boğazı’ndaki rekabetin olduğunu söylemek bir niyet okuması olarak yorumlanmamalı. Suudi Arabistan’ın Doğu Afrika’daki arabuluculuk politikasının Kızıldeniz ve Babü’l-Mendeb’deki hâkimiyet hevesini, can havliyle yapılan diplomatik girişimleri daha iyi anlamak için bölgede yaşanan gelişmeleri göz önüne almak yeterlidir. İran ve Katar ile yaşanan krizin Doğu Afrika’daki ekonomik rekabete yansıması verilebilecek ilk örnektir. Yemen Savaşı ile baş gösteren güvenlik kaygısı ve Suudi Arabistan’ın Yemen’i çevreleme politikası Suudilerin Afrika Boynuzu’ndaki arabuluculuk faaliyetlerinin önemli bir parçasıdır. Suudi Arabistan’ın Mısır’dan almak istediği Tiran ve Sanafir adaları ile BAE’nin Sokotra’daki işgal girişimi yap-boza dâhil edildiği zaman görüntü daha da netleşmektedir. Afrika’nın yükselen ekonomik trendi ve yatırıma müsait bakir ve bereketli alanlarının olması ise işin ekonomik boyutudur.

Not: Bu makale, AA Analiz Haber’de 26.09.2018 tarihinde “Afrika Boynuzu’nda Nüfuz Mücadelesi” başlığıyla yayınlanmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/afrika-boynuzu-nda-nufuz-mucadelesi/1265302

Share.

Yazar Hakkında

Osman Kağan Yücel 1988 yılında İstanbul, Şişli’de doğdu. İlköğretim ve lise eğitiminin ardından 2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2016-2017 yılında başladığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı tezli yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İyi seviyede İngilizce, orta seviyede Arapça bilmektedir. İlgi alanları, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da İslami Hareketler, Ortadoğu ve Afrika’da Su Politikaları ve Sınır Aşan Sular, Nil Havzası, Afrika’da Din ve Milliyetçilik’tir.

Yorum Yap