Sömürgeciliğin Burundi’ye Mirası: Hutu-Tutsi Çatışması

0

Doğu Afrika’nın orta kesiminde yer alan Burundi, sömürgeci yönetimlerin acısını en derinden hisseden ülkelerden biridir. Bu ülke, küçük yüzölçümüne yayılmış tarıma dayalı ekonomisi ve yoğun nüfusu ile Afrika’nın ikinci en yüksek nüfusuna sahip ülkesi durumundadır.

Birçok Afrika ülkesiyle aynı kaderi paylaşan Burundi de uzun yıllar etnik kökenlere atfedilen çatışmalar nedeniyle istikrarı sağlayamamıştır. Ülkede Hutular ve Tutsiler arasında ilki 1965 yılında başlayan iç karışıklıklar 1972, 1988 ve 1993 yıllarında tekrarlanmış; 1999 yılında başlayan olaylar 2005 yılına kadar devam eden iç savaşa neden olmuştur. Yaşanan olayların sonucundaki gelişmeler, siyasal iktidardaki Tutsilerin güçlerini pekiştirmiştir.

Burundi’deki iç savaşa giden süreçte yaşanan karışıklıkların birçok sebebi olsa da bunlardan ilki Hutu liderlerin yerine getirilen Tutsilerdir. Öncesinde ekonomik olarak ayrılan ve sınıflar arasında geçiş sağlanabilen sistemin ırk ayrımı haline gelmesi ve aradaki geçişliliğin sona ermesi yönetimdeki söz hakkını kaybeden Hutuların tepkilerine yol açmıştır.

1960’lardan itibaren öne çıkan ikinci bir faktör, bölgeselcilik olmuştur. Sömürge sonrası dönemde yönetime geçen Tutsi elitlerinin çoğunluğu güneydeki Bururi bölgesinden gelmiştir. Tutsi yöneticiler gelir kutuplaşmasına neden olan dışlayıcı politikaları desteklemiştir. Yöneticiler tarafından uygulanan politikalar nedeniyle ülkenin en az üretimini gerçekleştiren bölgelerinden biri olan Bururi’de kişi başına düşen gelir diğer bölgelere göre çok daha yüksek olmuştur. Bununla beraber ülkenin geri kalanına oranla bölgede yaşayan kişilerin istihdam, eğitim, sağlık gibi hizmetlere erişim oranı da daha yüksek olmuştur. Uygulanan bu ayrımcı sistemden yalnızca Hutular değil siyasi elit dışında kalan tüm gruplar etkilenmiştir.

Yaşanan tüm bu gelişmelerle birlikte 1959 yılında Ruanda’da yaşanan olaylar Burundi’yi de etkilemiştir. Hutular nüfus içerisindeki yoğunluklarının devlet kontrolünü ele geçirebilmelerini sağlayacağına inanırken; Tutsiler de benzer olayların Burundi’de yaşanmaması için devlet kurumlarındaki varlıklarını güçlendirmeye çalışmışlardır. Bu durum da iki grup arasındaki gerginliklerin artmasına neden olmuştur.  Aslında, Burundi’deki problemin temelinde sömürgecilik döneminde hayata geçirilen uygulamalar ve sonrasında yaşananlar yer almaktadır.

Sömürgecilik Öncesi Dönem

Burundi komşu ülkesi Ruanda ile birçok ortak özelliğe sahiptir.  Ruanda’da olduğu gibi Burundi’de de Hutular ve Tutsiler başlıca etnik topluluklardır. Ülke nüfusunun yaklaşık %85’ini geleneksel olarak çiftçilikle uğraşan Hutular, %14’ünü tarihsel olarak orduyu ve ekonomiyi yönlendiren Tutsiler ve yaklaşık %1’den daha azını ise Twalar oluşturmaktadır. Sömürge öncesi dönemde toplumun büyük çoğunluğu Hutulardan oluşsa da tarihsel olarak orduyu ve uluslararası ticareti kontrol altında tutan Tutsiler ülke yönetiminde ağırlıklı olarak söz sahibi olmuştur. Bazı kültürel farklılıklar dışında aynı dili konuşan iki grubu birbirinden ayırmak oldukça güçtür. Sömürge öncesi dönemde, monarşi ile yönetilen Burundi’de nüfus olarak Hutu ve Tutsiler baskın grubu oluştursalar da iki grup arasında net bir ayrım yapmak çok mümkün değildir. Tutsilerin açık tenli ve uzun boylu; Hutuların koyu tenli ve kısa boylu olduğu varsayılsa da iki grup arasındaki evlilikler nedeniyle bu ayrım da her zaman belirleyici değildir.

Sömürgecilik Dönemi

Ülkeye ilk olarak 1850’li yıllarda Avrupalılar giriş yapmış, 1800lerin sonunda ise Ruanda ile birlikte Burundi Alman sömürgesi haline gelmiş ve Birinci Dünya Savaşı sonrası Belçika’ya teslim edilmiştir. Belçika sömürge yönetimi altında 1920’lerde yeniden düzenlenen Burundi yönetiminde birçok başkan ve yardımcıları görev değişikliğine uğramıştır.

Hem Alman hem de Belçikalıların sömürge döneminde ülke doğrudan sömürgeci devletler tarafından değil yerel krallar tarafından yönetilmiştir. Ülkedeki iki grup arasındaki farklılıklar sömürge yönetimlerine kadar etnik kökenden ziyade ekonomik sebeplere bağlı bir ayrıma tabi tutulmuştur. Tutsiler geleneksel olarak hayvancılık ile uğraşırken, Hutular ise tarım ile ilgilenmektedir. Bununla birlikte zengin bir Hutu, Tutsi olarak tanımlanabilir ya da yoksul bir Tutsi, Hutu olarak adlandırılabilirdi. Ancak siyasi çıkarların gereksinimlerine göre toplumun iki grubu arasındaki ayrım keskinleştirilip, grupların etnik özellikleri belirginleştirilmiştir. Tıpkı Ruanda’da olduğu gibi Burundi’de de iki grup arasında fiziksel özellik olarak görülebilen ayrımlar oluşturulmuştur. Bir kimlik kartları sistemi uygulamaya geçmiş ve yöneticiler ile yetkililer için en iyi meslekler Tutsi’ye ayrılmıştır. Daha uzun boylu ve açık tenli olan Tutsiler, Hutulara göre üstün sayılmış ve yerel yönetimlerde Hutu liderler yerine Tutsi liderler tercih edilmiş, bu durum da Tutsileri güçlü bir azınlık haline getirmiştir. Bütün sömürge dönemi boyunca, Hutular ve Tutsiler arasında eşitsizlik ve katı etnik ve ekonomik ayrım yaratma süreci devam etmiştir. Bu bölünme, sömürge döneminden sonra etnik şiddetin temelinde yer almıştır.

Bağımsızlığın Kazanılması: Birinci ve İkinci Cumhuriyet Dönemi

İkinci Dünya Savaşı sonrası Burundi’de de bağımsızlık sesleri yükselmeye başlamıştır. Ülke kralı Mwami Mwambutsa IV, 20 Ocak 1959’da Belçika’dan bağımsızlık talep etmiştir. Belçika hükümeti bu bağımsızlık talebini reddetse de bağımsızlığı savunmaya başlayan Burundi siyasi partilerinin çalışmaları hız kazanmıştır. 1958 yılında kurulan Ulusal İlerleme Birliği (Unité pour le Progrès National; UPRONA) sayesinde 1959 yılında anayasal krallık kurulmuştur.

1961 yılında gerçekleştirilen seçimlerde 64 koltuktan 58’ini etnik olarak karma kökene sahip parti kazanırken, 22’sini UPRONA’nın Hutu üyeleri kazanmıştır. Başbakan olup yeni bir hükümet kuran Tutsi kökenli lider Prince Rwagasore 1961 yılında suikast sonucu yaşamını yitirmiştir. Bu suikast ülkede uzun yıllar devam edecek olan iç savaşın ilk sinyalini vermiştir. Buna rağmen Burundi 1 Temmuz 1962’de bağımsız hale gelmiştir. Ülkede yaşanan karışıklık Ruanda’daki kadar büyük olmamasına rağmen binlerce insanın ölümüne ve yüzbinlerce insanın evlerinden uzaklaşmasına neden olmuştur.

Burundi’de 1960’ların ortalarından beri çeşitli aralıklarla iç savaş yaşanmıştır. Ülkede olayların başlangıcı Ocak 1965’e Hutu olan Pierre Ngendandumwe’nin, ikinci kez başbakanlık görevine getirilmesiyle gerçekleşmiştir. Ancak Ngendandumwe, bir hükümet kurma şansına sahip olmadan 15 Ocak’ta silahlı bir Tutsi tarafından öldürülmüştür. Aynı yıl yapılan seçimlerde Hutular Ulusal Meclis’teki açık bir çoğunluğu elde etmesine rağmen, sonuçlar göz ardı edilerek Tutsi Léopold Biha iktidara geçmiştir. Ülkenin anayasal kralı, ekim ayında bir grup Hutu subayının liderliğindeki başarısız darbe sonrasında ülkeyi terk etmiştir.

Darbe sonrası İstikrarsızlık ve Askeri Rejimler

Başarısız darbe girişimi sonrası Hutu subaylarından 34’ü idam edilmiştir. 1965 darbesinin önlenmesinde ve kırsal kesimde Hutu karşıtı isyanların organizasyonunda önemli rol oynayan Bururi eyaletinden bir Tutsi olan Micombero 1966 yılında başbakanlığa atanmıştır. 1966 yılında Mwambutsa’nın, Tutsi politikacıları tarafından görevden alınmasıyla resmi olarak sona eren Monarşi ve Birinci Cumhuriyetin ilanıyla (Micombero başkan olarak), Tutsilerin ülkeye egemenliklerinin önündeki son engel de kaldırılmıştır.

Darbeden sonra ülkenin iktidarının büyük bir kısmı orduyu da kontrol eden Tutsiler tarafından tekelleştirilmiştir. Bu etnik grup, 1966 – 1993 yılları arasında Burundi’yi yönetirken, ülkedeki diğer etnik gruplar dışlanmıştır. Bundan sonraki süreçte ülke yönetimine sahip olan askeri rejimler şu şekildedir: Micombero; 1966-72, Bagaza; 1972-87, Buyoya; 1987-1993

Burundi’deki ikinci iç karışıklık 1972 yılında yaşanmıştır. 1972 – 2005 arası dönemde, Burundi’de şiddet ve istikrarsızlık hüküm sürmüştür. Olayların başlangıcında Hutular Bururi şehrinde rejimle ilişkili tüm kişileri öldürmüştür. Şehrin ve yerel silah depolarının ele geçirilmesinden sonra Hutular Bururi’nin tüm Tutsi nüfusunu öldürmeye teşebbüs etmiştir. Hutular tarafından 2.000 Tutsinin öldürülmesiyle başlayan olayların sonunda 100.000 ila 200.000 arasında Hutu ve 10.000 Tutsi öldürülmüştür. Katliamda, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 5’i ve neredeyse tüm eğitimli Hutular hayatını kaybetmiş, 100.000’den fazla Hutu ülkeden kaçmıştır. Yaşanan olaylar her iki grup arasında derin ve kalıcı nefret yaratmanın yanı sıra, Tutsi azınlığı içinde kayda değer bir gerginliğin kaynağı olmuştur.

Burundi’de Kilise Devlet Mücadelesi ve Hutu-Tutsi Çatışması

1972’de yaşanan olaylar, 1976’da Micombero’nun devrilmesine neden olmuş ve Jean-Baptiste Bagaza’nın İkinci Cumhuriyet’in başkanı olmasının önünü açmıştır. Kendisi Micombero gibi Bururi’den bir Tutsi olmasına rağmen, Bagaza UPRONA’yı canlandırmaya başlamıştır. Aynı zamanda, Tutsi kontrolündeki hükümet Roma Katolik kilisesinin politikalarının Hutuları desteklediğini düşündüğü için, kiliseyi sıkı sıkıya devlet kontrolü altına almak için her türlü çabayı göstermiştir. Hükümetin çabaları sonucunda, kilisenin faaliyetleri bastırılmıştır. Ancak kilise-devlet ilişkilerinde yaşanan kriz, İkinci Cumhuriyet’in devrilip Üçüncü Cumhuriyet’in ilan edilmesine neden olmuştur.

1987 darbesiyle, kilise-devlet ilişkilerinde ve Hutu-Tutsi sorununda önemli bir politika değişikliği başlamıştır. Kiliseye getirilen kısıtlamaların birçoğu kaldırılmış ve önceki yönetim tarafından gözaltına alınan siyasi mahkumlar serbest bırakılmıştır. Bu durum Hutu kitlelerinin beklentilerini önemli ölçüde artırırken, eyaletlerdeki Tutsi memurlarının katı ayrımcı uygulamalarını değiştirmemiştir. Bunun sonucunda da artan Hutu beklentileri ile Tutsi yönetiminin gerçekleri arasındaki farklılık, Ağustos 1988’de tekrar patlak veren olaylara zemin hazırlamıştır.

1988’de yaşanan olaylarda Hutuların yoğun yaşadığı Burundi’nin kuzey kesimlerinde 20.000’den fazla insan öldürülmüştür. 1972’de olduğu gibi, başlangıçtaki olaylar yerel Tutsi yetkililerinin provokasyonunun ardından Hutular tarafından 3.000 Tutsinin öldürülmesiyle gerçekleştirilmiştir. Yaşanan olaylardan sonra hükümet tarafından Hutu-Tutsi sorununun varlığı ve uygun çözümlere duyulan ihtiyaç açıkça tanınmıştır. Üstelik, Ekim 1988’de Hutu çoğunluğu içeren kabinenin kurulmasıyla hükümet içinde etnik temsiliyetin sağlanması için bilinçli bir çaba sarf edilmiştir. Son olarak ve en önemlisi, hükümete “Burundi halkının birliğini korumak ve güçlendirmek” için özel tavsiyelerde bulunmak üzere ulusal komisyon kurulmuştur.

Ülkenin Nispeten Demokratikleşmesi ve Etnik Barış Arayışı

1990’lardan sonra Burundi daha demokratik bir siyasi sisteme geçiş yapmıştır. 1992’de, “kabilecilik, bölünme ya da şiddet”e bağlı siyasi örgütlenmeleri yasaklayan yeni bir anayasanın kabul edilmesiyle bütün siyasi partilerin hem Hutu hem de Tutsi temsilcilerini içermesi gerektiği belirtilmiştir. Ülkenin Haziran 1993’teki ilk özgür demokratik seçimlerinden sonra, Buyoya’ya karşı yarışan bir Hutu olan Melçior Ndadaye başkan seçilmiştir. Ndadaye birçok siyasi tutukluya af ilan etmiş ve başbakan olarak Tutsi bir kadın olan Sylvie Kinigi’nin de dahil olduğu dikkatle dengeli bir Hutu ve Tutsi hükümeti kurmuştur. Ancak, Ndadaye ve hükümet liderlerinin birçoğu 1993 yılındaki askeri darbe girişiminde öldürülmüş ve ardından yaşanan şiddet dalgası ülkede iç savaşa yol açmıştır. Hutular ile hükümet güçleri arasındaki çatışmalarda 50.000 ila 100.000 kişi arasında öldüğü ve 1 milyona kadar insanın yerinden edildiği tahmin edilmektedir. Başkan ve hükümet liderlerinin ölümü ülkede anayasal krize yol açmıştır. Uzun süren müzakerelerden sonra başkan olarak yine bir Hutu olan Cyprien Ntaryamira’yı seçilmiştir. Ntaryamira, Şubat 1994’te göreve başlamış ancak iki ay sonra Ruanda başkanı Juvénal Habyarimana’nın, düşürülen uçağında hayatını kaybetmiştir. 1994 yılından sonra Ülkede koalisyon hükümeti kurulmuş ancak hükümet içinde yaşanan ayrımcılık ve ülkenin geri kalanında etnik şiddet olayları nedeniyle Ntaryamira’nın ölümünden sonra iki yıl içinde yaklaşık 150.000 kişi hayatını kaybetmiştir.

Tutsi liderliğindeki ordu Temmuz 1996’da hükümete karşı bir darbe daha düzenlemiş ve Buyoya’yı yeniden cumhurbaşkanı olarak göreve getirmiştir. Buyoya hükümeti ülke içerisinde ciddi protestolarla karşılaşırken, uluslararası alanda birçok ülke tarafından tanınmamış ve çeşitli ekonomik yaptırımlarla karşılaşmıştır. 1997 yılında ekonomik yaptırımlar hafifletilmiş ve 1999 yılında ambargo kaldırılmıştır.

1995 yılında Hutu ve Tutsiler arasında Tanzanya eski Cumhurbaşkanı Julius Nyerere tarafından başlatılan görüşmeler 1999 yılında Nelson Mandela tarafından yönetilmiştir. 2000 yılında Hutu ve Tutsi grupları arasında Arusha’da barış anlaşması imzalanmış ancak sorunlar tamamen çözülememiştir. Barış anlaşmasının en dikkat çekici özelliklerinden biri ordudaki Tutsi egemenliğini azaltmaya yönelik Hutu-Tutsi dengesinin kurulması iken diğeri de demokratik seçimlerin gerekliliğine dair yapılan vurgu olmuştur. 2001 yılında sonlanan görüşmelerle yeni bir hükümet kurulmuş, ülke 18 ay boyunca bir Tutsi olan Buyoya ve ondan sonraki 18 ay boyunca bir Hutu olan Ndaizeye tarafından yönetilmiştir. Ancak Hutu isyancıları ve hükümet arasında zaman zaman ortaya çıkan çatışmalar devam etmiştir.

Nkurunziza Dönemi

2005 yılında Burundi halkı geçiş sonrası bir anayasanın uygulanması için ulusal referanduma oy vermiştir. Pierre Nkurunziza, 2005 yazında yapılan seçimlerde Burundi’nin geçiş sonrası ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Anayasaya göre Nkurunziza, geçiş sonrası ilk cumhurbaşkanı olarak, genel oy yerine Meclis’in üçte iki çoğunluğu tarafından seçilmiştir. Ertesi yıl, son kalan Hutu asi grubu Burundi hükümeti ile bir barış anlaşması imzalamıştır. Bu durum Burundi’de birliğin teşvik edileceğine ve ülkenin yeniden inşa edilmesine odaklanılabileceğine dair umutlara sebep olmuştur.

Kasım 2006’da Nkurunziza, Burundi’nin Doğu Afrika Topluluğu ekonomik bloğuna yükselişine sebep olmuş ve Nisan 2007’de Büyük Göller Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’nun, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ruanda’nın da bulunduğu bir ticaret örgütünün yeniden oluşturulmasında önemli bir rol oynamıştır. Dünya Bankası’ndan alınan fonlarının desteğiyle, su ve elektriğin erişilebilirliğini artırmaya yönelik altyapı projelerine de öncülük etmiştir. Bununla birlikte, ilerlemeye yönelik bu adımlar, Nkurunziza’nın yönetiminin gazeteciler ve muhaliflerin kendi politikalarına karşı yapılan eleştirileri göz ardı ettiğine dair suçlamalar nedeniyle kesintiye uğramıştır. 2010 yılındaki seçimlerde Nkurunziza’nın altı rakibinin geri çekilmesinin ardından oyların yüzde 90’ından fazlasıyla yeniden seçilmesiyle, halk ülkenin tek parti yönetimine doğru ilerlediğine dair endişelere kapılmıştır.

Nkurunziza’nın 2015 yılında yeniden seçime katılacağını duyurması, Burundi’de cumhurbaşkanına karşı geniş çaplı ayaklanmalara neden olmuştur. Protestocular anayasaya göre aynı kişinin iki kereden fazla cumhurbaşkanlığı için aday olamayacağı gerekçesiyle Nkurunziza’nın adaylığına karşı çıkarken, Nkurunziza ilk döneminde halk tarafından seçilmediği, parlamento tarafından atanmış olduğu iddiasıyla 2015’te yeniden seçilme yoluna gitmiştir. Protestolarda yedi kişi hayatını kaybetmiştir. Silahlı kuvvetlerin bir bölümü hükümeti bir darbe içinde ele geçirmeye çalışmış, ancak başarısız olmuş ve süreçte beş askerin öldürüldüğü bildirilmiştir.

Nkurunziza, oyların% 69.41’ini alarak, seçimi kazanmıştır. Ocak 2016 itibariyle, Cumhurbaşkanı Nkurunziza’nın yeniden seçilmesinden sonra, yaklaşık 439 kişinin öldüğü ve 240.000 kişinin yaralandığı bildirilmiştir.

Sonuç

Burundi’de Mayıs ayında gerçekleşen referandum ile cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıldan 7 yıla çıkarılmasını öngören anayasa değişikliği halk tarafından kabul edilmiş, bu anayasa değişikliği sayesinde Nkurunziza’nın görev süresi uzatılmıştır. Burundi’de referandum sürecinde gerçekleşen gösterilerde çeşitli nedenlerle 46 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bağımsızlık sürecinden günümüze kadar devam eden, sömürgeci yönetimlerin miras olarak bırakmış olduğu Hutu-Tutsi etnik çatışmaları bir yandan ülkede siyasi istikrarsızlıklara neden olurken diğer yandan da ekonomik gelişimine engel olmaktadır.

Sömürgeci dönemde oluşturulan farklılıkların ortadan kaldırıldığı ve tıpkı Ruanda’da olduğu gibi ortak bir ‘Burundili’ kimliği oluşturulamadığı sürece ülkede özünde iktidarı elde etme savaşı olan etnik çatışmalar devam edecek gibi görünüyor.

Kaynaklar

Understanding Civil War: Evidence and Analysis, (Ed.) Paul Collier ve  Nicholas Sambanis, World Bank 2005

https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/afrikada-yeni-bir-hutu-tutsi-krizine-dogru/1226380

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/burundide-referandum-surecindeki-olaylarda-46-kisi-oldu/1154820

https://www.banquemondiale.org/fr/country/burundi/overview

https://www.bbc.com/news/world-africa-32731554

https://www.bbc.com/news/world-africa-32490645

https://www.bbc.com/news/world-africa-35436560

https://www.bbc.co.uk/news/world-africa-44110338

http://worldpopulationreview.com/countries/burundi-population/

Share.

Yazar Hakkında

Sivil Toplum Sektörü, Vaka Analisti. Gamze Düzler 1991’de İstanbul, Üsküdar’da doğdu. Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Fransızca Kamu Yönetimi bölümünden 2014 yılında mezun oldu. Hâlihazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler anabilim dalında yüksek lisansına devam etmektedir. Sivil toplum kuruluşunda çalışmaktadır. İngilizce ve Fransızca’yı iyi seviyede bilmektedir. Yoğunlaştığı alanlar, insani yardım, ekonomi politik, Afrika’da soykırımlar ve hak ihlalleridir.

Yorum Yap