Somali’de Şiddetli Patlama: Afrika’nın Sessiz Gücü Türkiye’ye Mesaj Mı Veriliyor?

0

14 Ekim Cumartesi günü Somali’nin başkenti Mogadişu’da meydana gelen patlama infial yarattı. Başkentte bulunan Safari Otel’in önündeki K-5 kavşağında bomba yüklü bir kamyonetle gerçekleştirilen patlamada, otelin bir kısmı yıkılırken çok sayıda insan enkazın altında kaldı. Yapılan resmi açıklamalarda başlangıçta ölü sayısının 276 olarak açıklanmasına rağmen, her geçen gün ulaşılan yeni cesetler ve bazı yaralıların sağlık durumunun daha da kötüleşmesi neticesinde birçok haber ajansı ölü sayısının 300’ün, yaralı sayısının ise 200’ün üzerine çıktığı iddiasında birleşiyor.

Gerçekleştirilen bu barbarca terör saldırısı henüz hiçbir kişi ve/veya örgüt tarafından üstlenilmezken, eleştiri okları el-Kaide ile yakın ilişki içerisinde bulunan ve bu nedenle bu terör örgütünün uzantısı olarak kabul edilen eş-Şebab terör örgütüne yönelmiş durumda. 2007 yılından bu yana Somali’de ayaklanma başlatan, 2011 yılından bu yana ise Somali’deki mevcut iktidarların terör saldırılarını ve faaliyetlerini bertaraf etmekte zorlandığı bu örgüt ülkede daha önce de benzer terör eylemlerinde bulunsa da 14 Ekim’de meydana gelen patlama bu güne kadar gerçekleştirilen saldırıların en şiddetlisi olarak öne çıkıyor. Daha önce de defalarca asker ve sivillere saldıran ve son olarak 29 Eylül’de bir askeri üsse saldırarak 17 Somali askerinin ölümüne neden olan eş-Şebab terör örgütü, halkının neredeyse tamamı Müslüman olan Somali’de faaliyet göstermesine rağmen Batılı yazarların, akademisyenlerin ve siyasetçilerin İslam dini ile terör örgütlerini ortak bir noktada buluşturmak isteyen açıklamalarında sıklıkla referans olarak kullanılıyor. Ama bu durum asla kabul edilir bir dayanak noktası olamaz.

Patlamaya Yönelik Uluslararası Tepkiler

Somali Dışişleri Bakanlığı’nı hedef aldığı iddia edilen saldırının ardından Devlet Başkanı M. Abdullah Mohamed ülkede üç günlük yas ilan ederken, uluslararası toplumun ve medyanın dünya üzerindeki diğer terör eylemlerine nispeten Somali’de gerçekleşen bu saldırıya büyük oranda kayıtsız kalması dikkat çekti. Özellik sosyal medya üzerinden görüş bildiren birçok kişinin Batılıların Somali’deki patlamaya yönelik duyarsız tavırlarını sert ifadelerle eleştirdikleri görülürken, bu ülkenin önde gelen stratejik müttefiklerinden Türkiye’ye ise Somali zor durumdayken –bir kez daha- yardımına koşması nedeniyle teşekkür edildi. Bilindiği gibi patlamanın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile Somali’ye tıbbı yardım götürülmüş ve Türkiye’den gönderilen askeri uçakla dün gece geç saatlerde Ankara’ya getirilen 35 Somalili terör mağduru tedavi için Ankara’nın çeşitli hastanelerine yönlendirilmişti. Ayrıca Somali’de geçtiğimiz yıllarda açılan Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi’nde de saldırıda yaralanan 200’ü aşkın Somalilinin tedavileri üstlenildi. Somali Parlamentosu milletvekillerinden Abdülaziz Abdullah Muhammed’in Pan-Africa Parlamentosu’na katılmak için gittiği Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde yaptığı konuşmada uluslararası toplumun Somali’de yaşananlara sessiz kaldığını belirterek, Türkiye’nin destek ve yardımları için teşekkür etmesi ve bir başka milletvekili Abdulhakim Moallim Ahmed’in Somali halkının Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, Türk Hükümeti’ne ve Türk milletine minnettar olduğunu belirtmesi Türkiye’nin patlama sonrasında verdiği desteğin Somali’deki yansımalarını göstermesi bakımından önemliydi.

Yöneltilen yoğun eleştirilerle birlikte, uluslararası camiadan da Somali’deki patlamaya yönelik kimi eleştirilerde ve kınama söylemlerinde bulunulduğu göze çarptı. Bu kapsamda, Birlemiş Milletler Somali özel temsilcisi olarak görev yapan Micheal Keating saldırıyı “iğrenç” olarak nitelendirip kınarken, Somali’de faaliyet gösteren Amerika Birleşik Devletleri Başkonsolosluğu ise bu saldırının ABD’nin terörle mücadele konusunda Somali’ye ve Afrika Birliği’ne verdiği desteği arttıracağını ifade etti.

Saldırının ardından dikkat çeken gelişmelerden biri de Şubat ayında iktidara gelen ve Somali’yi eş-Şebab terör örgütünden kurtarma sözü veren hükümetin başbakanı olan Ali Kheyre’nin Türkiye’ye gerçekleştireceği resmi ziyareti iptal etmesi oldu. Anlaşılan o ki, Türkiye ile Somali’nin, -başkent Mogadişu’da Türk askeri eğitim merkezinin açılışından- yakınlaşmasından rahatsızlık duyan birileri var. Peki ama neden?

Somali’de Artan Türk Etkisi ve eş-Şebab Terör Örgütü

Türkiye ve Somali arasında son dönemde artan stratejik ortaklık vurgusu Türkiye’nin bu bölgede ciddi bir rakip olduğu algısı yaratmakta ve bu bölgede menfaatleri bulunan bazı devletler ile bilhassa eş-Şebab Terör Örgütü’nü rahatsız etmektedir. Uzmanlara göre Somali, Türkiye’nin dış politikada en başarılı olduğu ülkelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye Somali’ye ekonomik yardım ve yatırımlarda bulunan diğer ülkelerden farklı olarak, yalnızca Somali hükümetinin değil ülke halkının da gönlünü kazanmış durumdadır. 1995’ten beri Türkiye’nin bu ülkeye yönelik artan farkındalığı ve AK Parti iktidarı döneminde girişilen faaliyetler de bu kanaati destekler niteliktedir. Bilindiği gibi o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, 2011 yılında Mogadişu ve çevresi eş-Şebab terör örgütünden temizlendikten sonra bölgeyi ziyaret eden ilk Afrikalı olmayan lider olmuştur.

Çeşitli ekonomik ve siyasi girişimlerin yanı sıra, Somali’de geçtiğimiz günlerde Türk Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın da katılımı ile açılan Türk askeri üssü ve iki ülke arasında sıklaşan resmi ziyaretler, Somali ve Türkiye arasındaki ilişkinin niteliğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’nin Somali’deki öncelikli amacının “kendi kendine yeten bir Somali” oluşturmak ve bu ülkeyi kaostan uzak tutmak olduğu söylenebilir. Uzmanlar Türkiye’nin bu gibi faaliyetleri ile Somali’de Çin ve ABD’nin önüne geçmeye başladığını belirtmektedirler.

Türkiye’nin bölgedeki faaliyetleri eş-Şebab terör örgütünce yoğun eleştiriler ve tehditlerle karşılanmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü Türkiye hakkında çeşitli karalama kampanyalarına ve bölgede Türkiye’yi hedef alan terör eylemlerine girişmektedir. Bu doğrultuda Ekim 2011’de Türkiye’nin verdiği eğitim burslarının sonuçlarını bekleyen öğrencileri bulunduğu bir kamu binasına intihar saldırısı düzenlenerek 70 öğrencinin hayatını yitirmesi,  Mayıs 2012’de bir Türk işadamının suikaste uğraması, Nisan 2013’de Türkiye’den giden Kızılay Konvoyunun saldırıya maruz kalması ve yine aynı yıl Türkiye’nin Somali Büyükelçiliği ek binasının önünde patlama meydana gelmesi gibi örnekler terör örgütünün Türkiye’nin bu ülkedeki varlığından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya sermektedir. 2016 yılının Temmuz ayında, eş-Şebab Terör Örgütü Lideri Ahmet Diriye tarafından yayınlanan bir ses kaydında Türkiye’nin “Somali’nin düşmanı olduğu” ve emperyalist amaçlarla Somali’nin fakirleşmesi için bu bölgeye gelmiş bir ülke olduğu vurgulanmıştır. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun bakayası konumundaki Türkiye’nin, tarihten gelen referans niteliğinde bilgiler ışığında asla emperyal bir geçmişe sahip olmamıştır.

Türkiye’nin Somali ile ilişkilerinin her geçen gün arttığı bir ortamda, terör örgütü bu tavrını Türkiye’nin laik yapısıyla bu ülkede İslam dışı bir düzen tesis etmek için çabaladığını iddia ederek açıklama yoluna gitmiştir. Bu iddiaya karşın ülkedeki istikrarsızlıktan yararlanan terör örgütünü esas rahatsız eden noktanın, Türkiye’nin Somali’de siyasi istikrarı sağlamaya yönelik çabaları olduğu açıktır. Belirtildiği gibi karşılıklı resmi ziyaretlerin arttığı ve Somali başbakanının Türkiye ziyaretinin hemen öncesine denk gelen bu patlama ise, tamamen olmasa da kısmen Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini ve hayata geçirmeye çalıştığı faaliyetlerini baltalamaya yönelik bir eylem olarak da okunabilir.

Share.

Yazar Hakkında

Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.1986’da Osmangazi’de (Bursa) doğdu. Aslen Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü (Unulla) köyündendir. 2004’te Bursa İpekçilik Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden ve 2009’da İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen yüksek lisans ve doktora bursunu kazarak bu kurumda ‘araştırmacı bursiyer’ statüsünde 3,5 yıl araştırmalarına devam etti. Ayrıca doktora sürecinde T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı kuruluşu Türk Tarih Kurumu bursiyerliğine hak kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın danışmanlığında “Osmanlı Devleti’nin Afrika’da Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Siyaseti [XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyılın Başları]” konulu yüksek lisans tezini (2009-2011) ve “Afrika’nın Kuzeyini Güneyinden Ayıran Toplum Tevârikler ve Stratejik Konumları: Osmanlı-Tevârik Münasebetleri” konulu doktora tezini (2011-2015) başarıyla tamamladı. Buna ek olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında Afrika üzerine ikinci doktorasına devam etmektedir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922) [Ankara, 2013] başlıklı kitabı yanında Trablusgarp: Hedefteki Ülke Libya’nın Tarihi; Tarih-i İbn-i Galbun&Trablusgarp Tarihi, Osmanlı’dan Günümüze Afrika Bibliyografyası ve Sudan Seyâhatnâmesi gibi Afrika kıtasıyla ilgili ortak kitap çalışmaları, makaleleri, ulusal/uluslararası tebliğleri ve saha ile ilgili raporları/analizleri bulunmaktadır. Türk-Libya Dostluk Derneği’nin genel sekreteri olan Tandoğan, Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesi olup başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yorum Yap