Rus Dış Politikasında ‘Yükselen Afrika’: Yükseliş, Gerileme ve Dönüş Çabaları

0

Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin domino etkisiyle kısa sürede Kuzey Afrika’daki ülkelerden Suriye’ye sıçraması, Sovyet sonrası dönemde Batı bloğuyla yakınlaşma çabaları ve Avrasya’ya sıkışan Rusya’ya klişe tabirle sıcak denizlere inme imkânı açmasının yanı sıra çok uzun süredir Afrika’da etkisini kaybeden Rus diplomasisine Afrika’ya açılmanın anahtarını sunmaktadır. Afrika’da dekolonizasyon sürecinde Soğuk Savaş’ın yansımaları ile kutuplaşan dünyanın tezahürü ile Afrika kıtasında etki alanına sahip olan SSCB, dağılma süreci ve dekolonizasyon süreci sonrasında Afrika’daki müttefiklerini kaybetmişti. Bunun bir başka sebebi de ABD’nin Afrika kıtasında SSCB yanlısı hükümetlere karşı girişilen ve çoğu başarılı olan askeri darbeleri desteklemesidir. Suriye’nin bugünü ve geleceğinde etkili olan Rusya’nın Ortadoğu başta olmak üzere en az ABD kadar söz sahibi olması hatta ABD’yi pasif konumuna düşürmesinin Afrika kıtasına nasıl aksedeceği merak konusudur.

SSCB Dönemi Rusya’nın Afrika Politikası ve İlk Diplomatik Temaslar

Afrika kıtası ile Rusya’nın bağları Batılı ülkeler ve kolonyal eski güçler kadar sıkı olmamış, tarihi geçmişleri kısa ve yüzeysel ilişkiler ile sınırlı kalmıştır. Rusya, Afrika ile ilk ilişkilerini henüz Çarlık yönetimi altında günümüzde Etiyopya olarak bilinen Habeşistan ile kurmuş, müteakiben 1857-1877 arasında tam bağımsız olarak günümüzde Güney Afrika Cumhuriyeti olarak bilinen devletin içinde varlığını sürdüren Transvaal Devleti ile ilk diplomatik ilişkilerini kurmuştur. Her iki devlette çıkan savaşlara Çarlık Rusya yönetimi tarafından sağlık ekipmanları ve personeli gönderilmiş, bazı Rus yetkililer Negrus Menelik’in hizmetine verilmiş, Güney Afrika’da vuku bulan Anglo-Boer Savaşı’na 200 kadar Rus gönüllü Boer cephesinde savaşmaya gitmiştir.

Rusya ile Afrika ülkeleri arasında resmi diplomatik ilişkiler 1917 Bolşevik Devrimi ile hızlanmış, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ivme kazanması ile SSCB adı ile Rusya, Afrika kıtasında etkinliğini artırmıştır. Moskova, Afrika’daki dekolonizasyon süreci ile bağımsızlığa kavuşan ülkeler ile sıcak ilişkiler kurmuş, 1950’li ve 60’lı yıllarda Afrika kıtası Rus dış politikasının ajandasında üst sıralarda yer almıştır. Bağımsızlık sonrası Afrika siyasi tarihinde epey önemli konuma gelen SSCB, 1960 Kasımında BM Genel Kurulu’nda “Sömürge İdaresi Altındaki Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Deklarasyon”a destek vermesi Afrika ülkeleri ile yakın ilişkilere kapı aralamıştır. Afrika’nın yakın tarihinde önemli olaylarda kilit rol oynayan SSCB Afrika ülkelerinin saygınlığını kazandığı gibi bu ülkelerde ekonomik ve diplomatik kanallarla bir yumuşak güç durumuna gelmiştir. Bunun en somut örneği Süveyş Krizi’nde yaşanmış İsrail-İngiltere-Fransa bloğuna karşı Mısır’a destek veren SSCB, Cemal Abdünnâsır’ın ölümüne kadar hatta Enver Sedat’ın Camp David Anlaşması’na kadar geçen sürede kıtada Mısır ile yakın temas içinde bulunmuştur. SSCB açısından Afrika’da ikinci önemli adım Kongo’nun meşru lideri Patrice Lumumba’ya verilen güvence, bir diğer önemli nokta ise 1975-76 yıllarında Angola Bağımsızlık hareketine verilen destektir. SSCB bu dönemde Afrika’daki bazı yönetimlere ilkesel olarak tavır almıştır. Bunlar arasında Güney Afrika’da Apartheid rejimi, bir diğeri ise Mobutu yönetimi altındaki Zaire (bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti)’dir. Mobutu yönetimine karşı alınan tavır, SSCB’nin Patrice Lumumba’ya verdiği destek göz önüne alınırsa ilkesel bir dış politikanın işareti kabul edilebilir.

Moskova’nın bu dönemde bazı Afrika ülkelerine bağımsızlık hareketleri nedeniyle yaptığı askeri mühimmat ve teçhizat desteği, kıta ile ilişkileri ve dış politikasının yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski Portekiz sömürgeleri Zimbabve, Namibya ve Güney Afrika’ya yapılan askeri yardımlar bu konuda verilebilecek örnekler arasındadır. SSCB’nin Afrika kıtasında ismini duyuran en önemli resmi yetkilisini bu noktada hatırlamakta fayda var. ‘Yoldaş Ivan’ olarak bilinen Vhecheslav Shiryaev bu dönemde Afrika kıtasında ismi en çok zikredilen Sovyet diplomat olarak bilinmektedir. 1979-1983 yılları arasında Afrika Ulusal Konseyi ile Moskova arasındaki ilişkilerde kilit rol oynayan Shiryaev, bu yıllarda Angola’ya gönderilerek Afrika Ulusal Konseyi altında çalışan ilk Rus diplomat, askeri ve siyasi danışman olarak görev yapmıştır. Vhecleslav Shiryaev, Afrika Ulusal Konseyi’ne yatığı katkılar nedeniyle Güney Afrika lideri Jacob Zuma tarafından devlet nişanı ile ödüllendirilmiştir.

SSCB’nin Afrika kıtasında etkinliğine rağmen bu yıllarda askeri bir üs edinmemesi, Soğuk Savaş ortamının yapısına aykırı bir durum olarak gözükse de, Afrika kıtasının stratejik limanlarına SSCB gemilerinin demir attığı, SSCB’ye ait keşif uçaklarının Küba ve Afrika arasındaki bölgelerde keşif uçuşları yaptıkları bilinmektedir. SSCB ve Afrika arasındaki ilişkilerin bu dönemde ortaya çıkan ekonomik yönü ise azımsanmayacak kadar önemlidir. SSCB ile Afrika ülkeleri pek çok küçük-orta-büyük kapsamlı projeler geliştirmiştir. Bu projelerin hepsi başarılı olmasa da başarılı olanlar karşılığında Zambiya’dan kobalt, Gine’den ise boksit (alüminyum taşı) takas yapılarak hammadde elde edilmiştir.

SSCB ve Afrika ülkeleri arasındaki iş birliğinin en önemli boyutlarından biri eğitim alanında gerçekleşmiştir. Bu dönemde Moskova ve diğer Rus üniversiteleri çok sayıda Afrikalı öğrenciye ev sahipliği yapmış, bu öğrenciler sayesinde Sosyalist ideolojinin Afrika ülkelerinde pekişeceği öngörülmüştür. Daha düşük seviyede önemli olan eğitim ise askeri ve profesyonel mesleki alanlarda gözlemlenmiştir.

Sovyet Sonrası Dönem ve Rus Dış Politikasının Afrika’da Önlenemez Düşüşü

Rusya ile Afrika arasındaki ilişkiler Soğuk Savaş’ın bitimi ve SSCB’nin dağılması sonrası dramatik bir etkisizliğe bürünmüştür. Bunun başlıca sebepleri ve kırılma noktaları arasında Rusya’nın SSCB dönemindeki Afrika kıtasındaki müttefiklerini kaybetmesi ayrıca SSCB dönemindeki kara propaganda faaliyetlerinin başarılı olmasıdır. Bu etkenlere Rus dış politikasındaki eksen kaymasının diğer etkenler kadar etkisi vardır. Rusya’da önemli görevleri üstlenmiş, dışişleri ve başbakanlık görevlerinde bulunmuş Yevgeni Primakov, bu dönemi Rusya için Nazi yıkımı ve işgali ile özdeşleştirerek SSCB sonrasındaki Rusya’nın dış politikadaki etkisizliğini betimlemiştir. Rusya’nın Afrika’daki gerileyişinin Rus dış politikasındaki eksen kaymasının bir sonucu olarak öne çıkmasının en somut örneği Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in 1992 yılında Güney Afrika’nın Apartheid dönemi cumhurbaşkanı olan Frederick de Klerk’i ağırlaması gösterilebilir. Kısa süre önce Apartheid rejimine açıktan tavır alan ve Afrika Ulusal Konseyi’ni destekleyen Rusya, bu buluşma ile Afrika kıtası özelinde ilkesel dış politikasında büyük yıkıma yol açmakla kalmamış, iki lider medya karşısında Afrika karşıtı propagandaya varan ifadeler kullanmıştır. SSCB sonrası Rus halkının ekonomik bakımdan yaşanan zorlukların faturasının SSCB’nin gelişmekte olan ülkelere yaptığı yardımlara dolayısıyla Afrika kıtasına kesilmesi, Rusya’daki yabancı düşmanlığını ve ırkçılığı körüklemiş, Rusya ile Afrika arasındaki ilişkilere uzun süre yansımaları hissedilmiştir. Güney Afrika lideri Frederick de Klerk’in Moskova ziyareti sonrası tam 5 yıl boyunca Rusya ile Afrika ülkeleri arasında üst düzey bir temsil gerçekleşmediği gibi, Rusya kıtadaki çok sayıda büyükelçilik, kültür ve ticaret merkezini kapatarak Afrika ile ilişkilerini sınırlandırmıştır.

Primakov Doktrini ve Rusya’nın Sahaya Dönüşü

Rusya ile Afrika’nın arasındaki buzlar, Boris Yeltsin’in son döneminde dışişleri bakanlığı ve başbakanlık görevini üstlenen Yevgeni Primakov ile erimiştir. Rus dış politikasını resetleyerek yeni bir eksene oturtan Primakov, SSCB’nin etkinliği kadar olmasa da Ortadoğu ve Afrika ile yenilenen ilişkilerin mimarı olmuştur. Primakov, yeni devletin dış politikasını SSCB’nin ütopik sosyalist ihracı, Rusya’nın ilk dönemlerindeki ilkesiz ve dengesizlikten kurtararak ‘ölçülü’ ve ‘reel’ koordinatlara oturtarak kendinden sonra gelen yönetimlere de ilham kaynağı olmuştur.

Rusya dış politikasında yaşadığı eksen değişikliği sonrası Afrika kıtası ile ilişkileri Yeltsin ve Primakov’un halefleri Vladimir Putin’in başkanlığından Dimitri Medvedev’in başbakanlığında yumuşatma için özellikle Sahraaltı Afrika’ya yönelik diplomatik çabaların içine girmiş, iki liderin görev değişikleri de dahil 13 yılda dördü Kuzey Afrika (Mısır, Libya, Fas, Cezayir) ülkesi, dördü de Sahraaltı (Güney Afrika, Nijerya, Angola, Namibya) olmak üzere toplamda sekiz ülkeye ziyaret gerçekleştirmiştir. SSCB dönemine göre epey sınırlı kalan ziyaret ve ikili ilişkiler Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu dünyanın aksine özellikle Afrika kıtasında etkileri artan küresel ve bölgesel güçlerin sahadaki aktif rollerinin karşısında Rusya’nın kaçınılmaz etkisizleşmesini engelleyememiştir.

Rusya, Afrika özelindeki dış politika krizini atlatmış olmasına rağmen istenilen seviyelerde gerçekleşmeyen ilişkiler, ekonomi başta olmak üzere diğer tüm mekanizmaları negatif etkilemiş, bunun yansımaları özellikle Rusya’nın dış ticaret hacmine Çin’e kıyasla negatif şekilde yansımıştır. Rusya ile Afrika kıtası arasındaki ticaret hacmi 11 milyar dolar (2013) civarında seyretmiş, Çin’in çok gerisinde kalmıştır. Bu rakamlar 2001 yılının ticaret hacmi verilerini geride bıraksa da verilerin % 80’inin Kuzey Afrika’yı kapsaması, Sahraaltı Afrika’da Rusya’nın siyasi ve ekonomik bir etkisinin kalmadığına işaret etmektedir. Tüm bu olumsuz rakamlara rağmen Afrika’daki Rus yatırımlarında gözle görülür bir artış yaşanmaktadır. Rus şirketlerinin Afrika’daki yatırımlarının ölçülebilmesi ise bu şirketlerin Virgin Adaları’ndan Hollanda’ya kadar bazı ülkeler üzerinden Afrika pazarına girmesi nedeniyle zordur. Yapılan gerçekçi tahminlere göre 9 milyar dolar civarında yatırım varlığından, 2013-2020 yılları arasındaki 17 milyar dolarlık yatırım hacmi öngörülerine ulaşılabilir. Rusya tarafından Afrika’da gerçekleştirilen % 3-4 arasında FDI söz konusudur.

Afrika’daki Rus yatırımlarının % 80-90 arasındaki bölümü Cezayir, Angola, Nijerya ve Güney Afrika’daki doğal kaynakların keşfi ve çıkarılmasını kapsamaktadır. 2000’li yıllar ile Rus dış politikasının Kuzey Afrika ve Sahraaltı Afrika’daki SSCB dış politika ekseninin bir adım ötesine geçmesi Rusya ve Rus menşeli şirketlere Orta ve Doğu Afrika’da Tanzanya ve Mozambik gibi pazarlara girmek imkânı sundu. Hâlihazırda Mısır ve Libya gibi ülkelerde etkili olan Londra merkezli Rus petrol şirketi Lukoil Sahraaltı Afrika’nın önemli enerji sahalarından Gine Körfezi’nde başarılı şekilde petrol sahaları keşfetti. Lukoil’in Afrika yatırımlarının toplamı, 1 milyar ABD dolarının üstüne çıkmıştır. Moskova merkezli uluslararası metalürji şirketi Güney Afrika, ,Gabon, Gine, Burkina Faso yatırımları ile dikkat çekiyor. Renova ve Evraz şirketleri Güney Afrika, Gazprom Kuzey Afrika’daki yatırımlarını artırmak ile birlikte Nijerya ve Ekvator Ginesi’nde önemli yatırımları hedefliyor. Russian ARMZ’ın sahibi Kanada merkezli Rus şirketi Uranium One, Tanzanya’da yatırım planlayan şirketler arasındadır.

Son yıllarda Rusya, Afrika kıtasındaki yatırımlarını çeşitlendirmeye çalışmakta özellikle bankacılık, uydu haberleşme sistemleri, silah sanayii özelinde güvenlik gibi pazarlara da girme çabasındadır. Haberleşme ve uydu sistemleri kapsamında en önemli proje AngoSat’tır. Rusya ile Angola ile arasındaki kapsamı ve bütçesi en büyük proje olarak öne çıkan AngoSat Rus RSC Energia’nın teknik işlerini üstleneceği kredilendirmenin yine Rus bankalarından oluşan konsorsiyum tarafından karşılanacak bir projedir. 2017 yılında fırlatılan AngoSat1 uydusunun toplam maliyeti 252 milyon ABD dolarıdır. 2006 yılında Angola merkezli kurulan Banco VTB-Africa’nın yüzde 50,1 hissesi Rus finans şirketi Vneshtorgbank’a aittir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin döneminde Afrika ile ilişkilerde en çok tartışmalı konulardan biri, Rusya’nın halihazırda çatışma yaşanan veya çatışmaların belli çevreler tarafından körüklendiği bölgelere silah satışı yapılmasıdır. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Ruanda ziyaretindeki gündem başlıklarının başında silah satışı gelmektedir. Rusya’nın askeri iş birliği alanında bir başka ülke Orta Afrika Cumhuriyeti’dir. Silah satışı, askeri eğitim hatta silah yardımı gibi konular gündemdeki sıcaklığını korumaktadır. Son olarak Eritre ile askeri lojistik üssü ve askeri işbirliği anlaşması yapan Rusya’nın, karşılığında hammadde ve mineral çıkarımında teknolojik, diplomatik ve lojistik destek vermesi planlanmaktadır.

Sonuç Yerine

Soğuk Savaş sonrasında Batı’ya yakınlaşma çabaları ve Avrasya eksenine çekilerek Afrika kıtasından uzaklaşan Rusya’nın Vladimir Putin ile toparlanma sonrası Afrika kıtasına dönüşü söz konusudur. Fakat önemli problemlerden biri Rusya’nın sahaya döndüğünde SSCB’nin bıraktığı Afrika’yı bulamamasıdır. ABD, Çin gibi küresel güçlerin Afrika kıtasındaki rekabetine ve sonuçlarına odaklanmamız Rusya’nın cılız da olsa kıtadaki faaliyetlerini gözden kaçırılmasına özellikle enerji, silah satışı, askeri faaliyetlerin niyetini okumamıza engel olabilmektedir.  Suriye’deki varlığı, Ortadoğu’da söz sahibi olmanın yanı sıra Afrika’ya açılan kapı olarak telakki eden Rusya’nın bundan sonra Afrika’daki adımlarının ne olacağı, eğilimlerinin neler olacağının okunabilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Unutulmamalı ki SSCB sonrasında Afrika, Sovyetlerin silah çöplüğüne dönmüştü. Bu bağlamda 1990’ların ilk aylarında Afrika kıtasındaki tankların % 70’i, savaş uçaklarının % 40’ı, helikopterlerin yüzde 35’inin Sovyet yapımı olduğu unutmamak gerekir.

KAYNAKÇA

http://www.defenceweb.co.za/index.php?option=com_content&view=article&id=50771:russia-cementing-military-ties-with-the-central-african-republic&catid=56:diplomacy-a-peace&Itemid=111

https://www.theguardian.com/global-development/2018/sep/11/russias-scramble-for-influence-in-africa-catches-western-officials-off-guard

https://jamestown.org/program/russia-in-the-middle-east-implications-and-policy-recommendations/

https://www.voanews.com/a/russia-seeks-renewed-africa-ties/4421257.html

https://www.sahistory.org.za/people/viacheslav-ivan-shiryaev

https://www.newsweek.com/2018/08/17/russia-putin-africa-kremlin-central-republic-devastated-power-dynamic-1061066.html

https://www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2018/05/31/theres-a-new-battle-for-influence-in-central-africa-and-russia-appears-to-be-winning/?utm_term=.1cd078cd1542

Share.

Yazar Hakkında

Osman Kağan Yücel 1988 yılında İstanbul, Şişli’de doğdu. İlköğretim ve lise eğitiminin ardından 2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2016-2017 yılında başladığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı tezli yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İyi seviyede İngilizce, orta seviyede Arapça bilmektedir. İlgi alanları, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da İslami Hareketler, Ortadoğu ve Afrika’da Su Politikaları ve Sınır Aşan Sular, Nil Havzası, Afrika’da Din ve Milliyetçilik’tir.

Yorum Yap