Rıza Şah Pehlevi’nin Güney Afrika’da Hitam Bulan Hazin Sonu

0

İran’ın unutulmayan lideri Rıza Şah Pehlevi, 1925’Ten 1941 yılına kadar İran Devleti’nin başında bulunmuş ve eski İran’ı yirmi yıl içerisinde modernleştirmişti. Her haliyle gerçek bir devrim adamı olan Rıza Şah 2500 yıllık monarşiye son vererek İran’a Cumhuriyet rejimini getirmişti. Türk İhtilali’nden etkilendiği ve bir devlet lideri olarak Atatürk’e hayran olduğunu 1934 yılındaki Türkiye ziyaretinde ona Azeri Türkçesi ile “men leşkerim sen serdarsın” sözleriyle belirtmişti. İkinci Cihan Harbi’nde Almanya ile olan yakınlaşması İngiltere ve Rusya’yı tedirgin etmişti. 1941 yılında İngiltere’nin İran’ı işgali ve Rıza Şah’ı İngiltere sömürgesi Moritus ve akabinde Güney Afrika’da ölüm yılı 1944’e kadar sürgün hayatı İran’ın yakın tarihinde bir perdenin kapanmasına sebep olmuştu.[1]

Rıza Pehlevi Kimdir?

Rıza Pehlevi, 1878 yılında Mazandaran vilayetinde Türk bir anne ve İranlı bir babadan doğmuştu. Henüz 8 aylıkken babasını kaybetti ve annesiyle Tahran’a taşınarak dayısının yanında yetişti. 16 yaşındayken İran-Kazak bölüğüne katıldı. 1903 yılında Tahran’da Hollanda konsolosu Fritse Knobel’in muhafızı oldu. Birinci Dünya Savaşı’nda Çarlık Rusyası yıkılınca Bolşevikler idareyi ele aldılar. Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen İngiliz ordusu müttefiklerine İran topraklarından yardım gönderip Bolşeviklere saldırmak istedilerse de muvaffak olamadılar. Buna rağmen İngilizler İran’da bir üst kurmayı başardılar.[2] 1920’de bölgede yaşayan Kürt, Ermeni ve Azerbaycanlılar, Sovvet Kızıl Ordusu’na katılmaya zorlandılar. 1921 Ocak ayında İran’daki İngiliz güçleri başkanı General Edmund Ironside Rıza Şah’ı Tebriz komando alayının başına getirmişti. 1921 yılında Seyid Ziyaeddin Tabatabai tarafından organize edilen ihtilal neticesinde başbakan olan Rıza Pehlevi 1925 yılına kadar hem hükümet çevresinde hem de toplumda popülaritesini sağlamlaştırmıştı. Birkaç ay sonra İngiliz desteğiyle Tahran’da İran ordusunun başına geçen Rıza Şah, İran siyasi tarihinin kilit isimlerinden birisi olmuştu. Yine General İronside’ın etkisiyle 8 Haziran 1932 yılında İran devletinin genel merkez gücünü Rıza Şah’a teslim eden İngiliz Savaş Bakanlığı Rıza Şah’la İran’ı kontrol altına almıştı. Bir taraftan İngiliz idaresiyle iyi geçinen Rıza Şah diğer yandan İngilizlerin baş düşmanı Mustafa Kemal Atatürk’e olan hürmeti ve hayranlığını kendi devrimlerine uygulamaya başlamıştı.[3]

Rıza Şah idaresi

İngilizlerin Rıza Şah Pehlevi ile olan münasebetlerini daha iyi anlamak için İngiltere’nin İran topraklarındaki emelleri ve projelerini irdelemek icap eder. Afrika basınına yansıyan yönüyle İngiltere henüz 1880’li yıllarda İran’a misyonerler gönderip istihbarat toplamıştı.[4]

1910 yılı Aralık ayında çıkan bir haberde İran Dışişleri Bakanının istifa ettiği fakat bunun İngiltere ile olan ilişkileri etkilemeyeceği haberine yer verilmişti. Haberden esas anlaşılan mesaj, İngiltere’nin istemediği bir dışişleri bakanının görevinden ayrılması sanki İngiltere’nin daha çok işine geleceği müjdesini veriyordu.[5] 6 Kasım 1915 tarihinde Güney Afrika basınında çıkan bir haberde Almanya ve Türkiye’nin savaşa rağmen İran’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermesi gerektiği vurgulanmaktaydı. Elbette burada İngiltere’nin İran’daki çıkarları esas endişe edilen meseleydi.[6] 1920 yılı Mayısında Güney Afrika’da çıkan bir haberde Bolşevik İhtilali’ne rağmen İngiltere’nin İran’ın içişlerinde birinci derecede söz sahibi olduğu anlaşılıyordu.[7] Dolayısıyla tüm bu haberler ışığında anlaşılan odur ki İngiltere, İran topraklarındaki petrol yataklarının kontrolü için önceden beri İran içişlerini kontrol altına almıştı. Bu ahval ve şartlarda Rıza Şah Pehlevi’nin her şeye rağmen başarılı bir şekilde İran’ı mamur hâle getirdiğini söylemek mümkündür.

Afrika Basınında İran ve İngiltere, 1921

Rıza Şah’ın İran’daki idari kariyerini iki periyoda ayırmak icap eder. 1925-1933 ve 1933-1941 dönemleri onun kariyerinde farklı merhaleler olarak incelenebilir. 1933 yılına kadar Abdulhüseyin Timurtaş, Nusret el-Devlet Firuz ve Ali Ekber Daver ile yürüttüğü idareyi 1933’de sonlandırıp daha sonra tek adam olarak ülkeye hükmetmiştir. İran Üniversitesi, İran demiryolu, İran Deniz kuvvetleri gibi sayısız yeniliklere imza atarak İran’ı bir yere taşıyan Rıza Şah, tüm bu başarılarına rağmen İngiliz güdümünden kurtulamamıştı. Tüm bu faaliyetlerin yanında halkın saygısını kazanmış hatta 1400 yıllık tarihinde ilk defa Isfahan’da Yahudilerin iltifatına maruz kalmıştır. Bunun yanı sıra Şah, aynı zamanda kadınların başörtüsünün zaruri olmadığını da vurgulayarak, toplumda bu uygulamayı teşvik edici programlara müsaade etmişti. 1934’de Türkiye ziyaretinde modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesi İran’da da itibar görmüştü. 1936 yılında Adolf Hitler’in kendisine Şahlar Şahı Rıza Pehlevi notuyla gönderdiği resmi, onun Batı dünyasındaki etkisini de ortaya koyuyordu.[8]

İkinci Dünya Savaşı ve Rıza Şah’ın Sürgün Yılları

1930’lu yılların sonuna kadar İran’ın en büyük ticari ortağı Almanya’ydı. Adolf Hitler, Rıza Şah’la şaha kalkan İran’ı yakından takip ediyordu. Almanya’nın güvenilir bir müttefike, İran’ın ise Almanya’nın sanayisine ihtiyacı vardı.[9]

Hitler’in Rıza Pehlevi’ye gönderdiği hatıra fotoğrafı, 1936

Hitler’e göre ticaret yanında Doğu Bloğu’nun kontrolünde İran sadık ve güvenilir bir müttefik olabilirdi. Buna rağmen İran, Hitlerin antisemitist politikalarını hiçbir zaman desteklemedi. Hatta savaşta Almanya’daki İran konsoloslukları gizlice 1500’ün üzerinde Yahudi’ye İran vatandaşlığı vererek toplama kamplarına gönderilmelerine engel oldu.[10] Bu şekilde İran, Sovyet rejiminin tehdidine karşı da Almanya ile birlikteydi. Fakat II. Dünya Savaşı’nda Sovyet Rusya İngiltere ile birlikte Almanya’ya savaş açınca durum İran’ın aleyhine değişmiş oldu.

1941 yılında savaş koşullarına binaen Sovyet Rusya ve İngiltere, İran için en büyük tehdit oldu. Şah’ın ülkesini kalkındırma planı en çok saygı duyduğu ortağı gördüğü Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatıyla yarım kalmıştı. Şah İngiltere’nin İran topraklarını ve kaynaklarını Almanya’ya karşı kullanmasına karşı geldi. Bu sadece Şah’ın tahtından olmasını değil aynı zamanda Sovyet Rusya tarafından İran’ın bombalanmasına sebebiyet verdi. 1941 yılının 25 Ağustos ve 15 Eylül tarihleri arası İran’a yapılan saldırılarla Şah ülkesine daha fazla zarar gelmemesi için teslim oldu. İngiltere’nin İran’daki temel derdiyse elbette ekonomikti. İran’ın Abadan rafinerisinde her yıl sekiz milyon ton civarında çıkarılan petrol için İngiltere her savaşı göze alabilirdi. Esasında Rıza Şah’la İngiltere arasındaki ilk sorun Şah’ın bu petrol yatakları kârından sadece % 10 kadar almasına dönük anlaşmayı feshetmesiyle başlamıştı.[11] Winston Churchill’in yakından takip ettiği olaylar 1940 yılı ortalarında rengini belli etmişti. Churchill’in talimatıyla görevinden alınan Rıza Şah’a iletilen talimat Şah’ın hayatının dönüm noktasıydı. Rıza Pehlevi 16 Eylül 1941 yılında yerini oğlu Muhammed Şah’a bırakarak tahtını terk etmişti.[12] Rıza Pehlevi artık devrik liderdi fakat etkili bir taraftar kitlesi olduğu için İran’dan uzaklaştırılması icap ediyordu. Kendisi son zamanlarını Hindistan’ın Bombay şehrinde yaşamak istedi. Güvenlik bahane edilerek Hint Okyanusu’nda başka bir İngiliz sömürgesi Moritus adasına getirildi.[13] Moritus’ta kendisiyle yapılan bir röportajda “burada olmak benim için hapiste olmak,  yaşarken ölmektir” dediği kaydedilmişti.[14]

Rıza Şah’ın sürgün yıllarında Moritus Adasında Yaşadığı Evi, 1941

Moritus’ta ailesiyle birlikte geçirdiği dokuz aylık sürgünden sonra Kanada’ya gönderilmesine karar verildi fakat son anda daha güvenli bir yer olarak görülen Güney Afrika’ya sevkedildi. Johannesburg’da kendisi ve ailesine ayrılan bir konakta yaşadı. Bu zaman dilimi onun için hüzünlü olduğu kadar stresle dolu geçti. Doğup büyüdüğü İran’dan çok uzaklarda 26 Temmuz 1944 yılında Johannesburg’daki evinde vefat etti. Naaşı oğlu Muhammed Şah’ın talimatıyla Tahran’a gönderildi.[15]

Rıza Şah Pehlevi’nin ölmeden önceki son resimlerinden, Johannesburg, 1944

NOTLAR

[1] Hoveyda, F. (1980). The fall of the Shah. New York: Wyndham Books.

[2] Mackey, S. (1996). The Iranians: Persia, Islam, and the soul of a nation. New York: Dutton

[3] Abrahamian, E. (2008). A history of modern Iran. Cambridge, UK: Cambridge University Press.

[4] The Christian Express. 1 January 1880, The Evangelical Church of Persia, s.6

[5] The Rhodesia Herald. Salisbury, 30 December 1910, Britian and Persia, s. 20

[6] Buluwayo Chronicle. 6 November 1915 Turkey, German and Persia. s. 9

[7] The Rhodesia Herald. 21 May 1920, British in Persia. s.9

[8] Kapuściński, R. (2006). Shah of Shahs. London: Penguin.

[9] Ansari, A. M. (2003). Modern Iran since 1921: The Pahlavis and after. London: Pearson Education.

[10] Alam, A., & Alikhani, A. (2008). The Shah and I: The confidential diary of Iran’s Royal Court, 1969-77. London: I.B. Tauris.

[11] Keddie, N. R., Richard, Y., & Keddie, N. R. (2006). Modern Iran: Roots and results of revolution. New Haven [Conn.: Yale University Press.

[12] Bakhash, S. (March 03, 2016). Britain and the abdication of Reza Shah. Middle Eastern Studies, 52, 2, 318-334.

[13] Lumbard, J. E. B. (2004). Islam, fundamentalism, and the betrayal of tradition: Essays by Western Muslim scholars. Bloomington, Ind: World Wisdom.

[14] Bakhash, Shaul. 2019. “‘This is a Prison…A Death in Life’: Reza Shah’s troubled exile on the Island of Mauritius”. Middle Eastern Studies. 55 (1): 127-140.

[15] Bakhash, S. (January 02, 2019). ‘This is a Prison…A Death in Life’: Reza Shah’s troubled exile on the Island of Mauritius. Middle Eastern Studies, 55, 1, 127-140.

Share.

Yazar Hakkında

Dr., Cape Town Üniversitesi. Halim Gençoğlu, 1981, Trabzon doğumludur. Türkiye'de çeşitli üniversitelerde Osmanlı Devleti ve ekonomik tarihi üzerine ihtisasından sonra sömürge tarihi çalışmalarına yöneldi ve bu vesileyle bazı Afrika ülkelerinde çalıştı. 2009 yılında Güney Afrika'da Cape Town Üniversitesi'nde yeniden bir yüksek lisans tezi çalışmasına girerek "Afrika'da Osmanlı Varlığı" adlı Honor projesini tarih bölümünde Prof. Dr. Nigel Worden'la tamamladı. Aynı fakültenin Teoloji departmanında Müderris Ebubekir Efendi'nin Ümit Burnu'ndaki faaliyetleri konusunda yazdığı yüksek lisans tezini 2013 yılında dereceyle tamamladı. 2017 yılında aynı fakültenin Yahudi Tarihi ve Dili bölümünde Afrika-Orta Doğu'daki Yahudi yerleşmelerini ve inanç yapılarını Tevrat'taki Siyonizm ve Siyasi Siyonizm ölçeğindeki araştırmalarını Doktora tezi olarak tamamladı. Çalışmaları İngilizce, Türkçe, Afrikansca makale ve kitap olarak yayınlandı. Cape Town Üniversitesi'nde Afrika Çalışmaları bölümünde araştırmacı olarak görev yapmakta olup bilhassa Osmanlı tarihi üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

Yorum Yap