Mali Tevârikleri ve Dünya Kamuoyu

0

Fransa’nın Tevârikleri, yirmi yıldır silahlandırması, diğer taraftan Muammer Kaddafi’nin onlardan milis birlikler kurması geleceğe yönelik yatırımlardı. Haliyle Kuzey Afrika’da, özellikle de Libya’da rejim değişikliğinin en tabii sonucu olarak ilk tehlike hattına Mali Cumhuriyeti girdi. Peşinden Nijer’in aynı sıkıntılara düçâr olmasının sebebi buydu. Tevâriklerin Cezayir, Libya, Nijer ve Mali sınırları içinde; azınlık olarak da Nijerya, Burkina Faso, Çad, Moritanya ve Tunus’ta olmak üzere dokuz ülkede yaşamaları ise bu ülkeleri de tehlike çemberine dahil etti. Bu ülkelerde oluşturulan el-Kaide uzantılı yapılanmalara şimdi de eş-Şebab, Boko Haram, Ensaruddin, Mağrib el-Kaidesi ve Batı Afrika Cihad Birliği Hareketi de eklenerek, 21. yüzyılda büyük güçler tarafından oluşturulan korku atmosferi üzerinden bilhassa Mali, Nijer ve Çad devletlerini hizaya getirme siyaseti güdülmektedir. Çad’ın hemen yanı başındaki Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki yaşananlar ise bölgedeki korku atmosferini tetiklemeye sürdürmektedir.

Özellikle bu süreçte Afrika’nın kuzeyini ve Sahra bölgesini bir tehlike coğrafyasına çeviren “el-Kaide” ve benzeri yapılanmaların, “Made in America” olarak algılandıkları da gözlerden ırak tutulmamalıdır. Özellikle Sahra bölgesi ve Tevâriklerin nüfuz sahalarıyla ilgili çalışmalarıyla öne çıkan Antropolog Jeremy Keenan, “Dark Sahara” adlı kitabında George W. Bush döneminde ABD’nin (Cezayir istihbaratının da yardımıyla) Sahra bölgesindeki marjinal gruplara sızarak bu grupları yönlendirdiğini, hatta yer yer bazı terörist saldırıları bizzat CIA’in düzenlediği tezini de güçlü kılmaktadır.[1] Böylelikle ABD’nin bölgede askeri anlamda var olabilmesi için meşru bir zemin oluşacağını savunan Keenan’a göre; AFRICOM’un kuruluşu da bu politikanın bir parçasıdır. Bu durum Zbigniew Brzezinski’nin, “Büyük Satranç Tahtası’ tezini doğrular niteliktedir. Zira ABD’nin bu satranç tahtası üzerindeki öncelikli oyuncu olarak görevi Avrupa, Asya ve Ortadoğu (Kuzey Afrika) üzerinden Batı ve Sahra-altı Afrika’daki anlaşmazlıkları başka herhangi bir rakip gücün Amerikan çıkarlarını tehdit edecek biçimde ortaya çıkmasını engellemek üzere yönlendirmektir. Bu durum, Arap Baharı sürecinin Tunus’ta bir isyan dalgası şeklinde başlaması ve sonrasında Mısır’a yayılarak arka arkaya Libya, Bahreyn ve diğer Arap coğrafyasında devam etmesini anlamlı kılmaktadır. ABD’nin özellikle Libya’da Kaddafi’nin devrilmesinde etkin bir rol üstlenmesi, Afrika’da dinamo etkisi meydan getirmiştir. Bu süreç sonrasında Tevârikler üzerinde oynanan oyun, Mali’yi ve çevre ülkeleri son derece önemli kılmaktadır.[2]

Afrika’da yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan farklı grupların, isyanı başlatan çekirdek kadrolarını Tevâriklerden oluşturmalarına rağmen; sonrasında Songay ve Fulani gibi farklı etnik grupları içerisinde barındırması ve bunların gelişmiş silahlarla ve daha fazla maddi imkânla ortaya çıkmaları dikkat çekmektedir. Bu grupların dile getirdikleri nihai hedeflerinin farklılık arz etmesi, bağımsızlık yanlısı Tevârikler ile el-Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen grupların aynı görülmemesi için başka bir sebeptir. Dolayısıyla, bağımsızlık talebinde bulunarak isyanı başlatan Tevârik halk grupları ile daha sonra ortaya çıkan ve “Cihadist” veya “el-Kaide” olarak nitelendirilen grupların birbirleriyle karıştırılmaması gerekmektedir. Zira bu tür oluşumların en büyük zaafı, güç elde edince fanatikleşebilmesi ve bölgesinde var olan yapılarla mücadeleye girerek muhalifleri saf dışı bırakma eğiliminde olmasıdır. Bu tür oluşumların meydana getirdiği kargaşa ve anarşi ortamına bakılacak olursa, Selefilik’ten beslenen ve birçok Afrika ülkesinde farklı tonlarıyla, her geçen gün güçlendiklerini hissettiren bu illegal yapılar gözlerden ırak tutulmamalıdır.

Mali Cumhuriyeti, ABD tarafından başlatılan yeni sürecin ilk öncü hamlesidir. Bu tür isyan hareketlerini diğer ülkelerin yaşayacağı süreçler takip edecektir. Örneğin Çin 20 yıldır Afrika ülkelerini kendi safına çekmek için yüzlerce milyarlık yardım paketleri ve kredi imkânları sağlayarak epeyce yol kat etmişti. Çok değil bundan yedi sene önce Çin’de yapılan Afrika zirvesine 47 devlet başkanı katılmıştı. Bir müddet bu son gelişmeleri uzaktan seyreden Çin ciddi kaynak sıkıntısına girdiğinde Afrika’da sağladığı itibarını ve menfaatleri uğruna kendilerini ortaya koyacak odaklarını harekete geçirecek ve kıta kuvvetle muhtemel ABD’nin ihtirasları uğruna büyük iç savaşlar dönemine girecektir. Bugün Çin’in Afrika’da temsil ettiği konumu 1960-1990 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin Afrika’daki konumunu hatırlatmaktadır.

Fransa, Afrika’dan çekildikten sonra bir müddet uluslararası ilişkiler bağlamında etkinliği Sovyetler Birliğine kaptırdı. Sovyetler Birliği’nin dağılması Afrika’da bir rahatlama atmosferi oluşturdu ve kıta hızlı bir şekilde toparlanmaya başladı. Kendi imkânları ve kaynaklarını özellikle Çin’in yatırımları [3] ile daha karlı hale getirince, Avrupa ülkeleri devreye girerek farklı Afrika ülkelerinde yapay gündemler oluşturdular. Mali’nin payına hiç tasvip etmediği halde kuzey bölgesinde insan ve silah kaçakçılığı, uyuşturucu trafiği ve adam kaçırarak fidye alma girişimleri düştü. Aslında bu yapılanların hiçbirisinde etkinliği olmasa da Avrupa devletleri, özellikle Fransa daima Mali’yi suçladı. Oysaki herkes Tevârikleri silahlandıran ve kuzeyi kontrol dışına itenin bizzat Fransızlar olduğunu bilse de o suçu, hep Mali merkezi hükümetinin üzerine attı. Özellikle 2012 seçimlerini kaybeden Nicolas Sarkozy, Mali’yi Somali yoluna sokmak için epeyce gayret gösterdi. Fransa’da yapılan seçimler, Sarkozy’nin talihini bitirdi ve yerine geçen François Hollande ise daha yumuşak bir tavır sergileme emareleri gösterse de; Mali’yi kargaşa ortamına sürükleme süreci devam etti. Hatta bu gün Fransızların müdahaleleri Sarkozy dönemini aratmayacak bir gayretle ve tüm hızıyla devam etmektedir. Fransa, dış politikasındaki bu tavrıyla Mali’nin kuzeyindeki Azawad bölgesini ülkenin güneyine bağlayacak projeler geliştirmek yerine; kuzey-güney ayrışmasını derinleştiren politikalar izlemesi sonrasında, bugünkü operasyonları için meşru zemin oluşturmaya devam edecek gözükmektedir.

Fransa başta olmak üzere ABD, Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan, Almanya, Kanada, Avustralya, İtalya, İspanya, Cezayir, Libya, Güney Afrika ve daha bilemediğimiz birçok ülke Afrika’ya yakından ilgi duymaktadırlar. Soğuk Savaş süresince çift kutuplu bir uluslararası sahnede cereyan eden bu hegemonik düzen, Soğuk Savaş sonrası düzende de bir güçler dengesi içinde etkisini sürdürmeye devam etmektedir. ABD, Afrika içindeki diğer büyük güçlerin konumlarını ve stratejik tercihlerini yeni dengeler kurarak yönlendirmeye devam ettiği müddetçe küresel dengeleyici konumunu korumayı güçlendirerek devam ettirecektir. Bu süreçte, BM dengeleyici ve belirleyici konumunun meşruiyet altyapısını sağlarken, NATO vurucu gücünü ve askerî garantörlük kurumunu oluşturacaktır. Aralık 2012’de Güvenlik Konseyi, BM Bildirgesi’nin yedinci maddesinde ilk etapta bir yıllığına Afrika komutasında uluslararası güç gönderilmesine izin veren 2085/2012 sayılı kararı [4] çıkartsa da, bazı oluşumları direkt terör listesine dahil ederken, Ensâruddin gibi örgütlere hiç temas etmemesi de manidardır. NATO’nun Fransa eliyle Mali’ye müdahalesi bu yönüyle hem bölgesel hem de küresel anlamda özel bir anlam ifade etmektedir. Bu süreçte Cezayir’in Fransız savaş uçaklarına kendi hava sahasını açması, ilkesel bir karar olmaktan ziyade; hem kendi ülkesinin güneyindeki Tevâriklerin ayaklanmasından korkması hem de Kuzey Mali’deki petrol sektöründeki yatırımlarının zarar görmesinden duyduğu endişeden kaynaklanmaktadır.

Maalesef Mali’deki yaşananlar karşısında dünyaya adalet dağıtan büyük devletler (!) ve insan haklarının savunucuları, uluslararası denklemde Tevâriklerin haklı mücadelesini hem itibarsızlaştırıyor, hem de tüm kamuoyunda kötü bir imajla sunmak için elinden geleni ardına koymuyor. Medya ve basında Tevârikler, hep kötü hep kötü. Mali’deki Tevâriklerin yaşadıkları bölgelerde yaşananlardan da anlaşılan o ki; maksat “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!”.

[1] Detaylı bilgi için bkz. Jeremy Keenan, The Dark Sahara: America’s War on Terror in Africa, Pluto Press, 2009.

[2] Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Dairesi verilerine göre; Avrupa’ya gelen kokainin % 60’ı Sahel olarak adlandırılan Tevâriklerin yoğun olduğu bölgeden geçmektedir. Söz konusu kokain miktarının Fransa sokaklarındaki fiyatının astronomik rakamlara [11 milyar ABD $] ulaştığı ve 2 milyar ABD $ tutarında kokainin ise bölgede kaldığı ve çevre ülkelerde kullanıldığı belirtilmektedir. Detaylı bilgi için bkz: Jeremy Keenan, How Washington helped foster the Islamist uprising in Mali, New Internationalis Magazine, http://www.newint.org/features/2012/12/01/us-terrorism-sahara/, Erişim tarihi: 26.05.2014; Buna ek olarak Tevâriklerin nüfuz bölgeleri, Avrupa’ya dönük insan kaçakçılığının yapıldığı güzergâhlardan birisidir. Mali’nin kuzeyindeki Gao ve Nijer’deki Agadez şehri, kaçakçıların Cezayir üzerinden Fas ve Libya’ya kolaylıkla geçmelerine olanak sağlamaktadır. Diğer bir ifadeyle askeri açıdan böylesi stratejik bir alanda kendi isteği dışında bir devlet kurulması Fransa’yı memnun etmeyecektir. Ayrıca Mali’de uyuşturucu trafiğinin büyük kısmını Belmuhtar’ın başında olduğu ve İslami Mağrip el-Kaidesi olduğu iddia edilen MUJAO’nun yaptığı bilinmektedir. Bu yönüyle Batı Afrika, Avrupa’ya geçiş görevini üstlenmekte ve dağıtıcı işlevi görmektedir. Uluslararası nakliyeyi gerekli kılan ve 11 milyar ABD doları değerindeki böylesi bir işi organize eden örgütün emrinde silahlı kuvvetler bulundurması, kanunsuz işlere girişmesi ve istihbarat örgütleriyle yakın ilişkiler kurması kaçınılmazdır.

[3] Dauoda Cisse, “The Malian crisis – China’s reaction capacity at a test again?”, 5 Nisan 2012, http://www.ccs.org.za/wp-content/uploads/2012/04/Malian-Crisis-and-its-impacts-on-the-Chinese-presence Daouda_5April2012.pdf, Erişim: 26.06.2014.

[4] Detaylı bilgi için bkz. 20 Aralık 2012 tarihli, 2085/2012 sayılı karar metni,

http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=S/RES/2085%20%282012%29, Erişim tarihi: 03.07.2014.

 

Share.

Yazar Hakkında

Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.1986’da Osmangazi’de (Bursa) doğdu. Aslen Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü (Unulla) köyündendir. 2004’te Bursa İpekçilik Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden ve 2009’da İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen yüksek lisans ve doktora bursunu kazarak bu kurumda ‘araştırmacı bursiyer’ statüsünde 3,5 yıl araştırmalarına devam etti. Ayrıca doktora sürecinde T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı kuruluşu Türk Tarih Kurumu bursiyerliğine hak kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın danışmanlığında “Osmanlı Devleti’nin Afrika’da Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Siyaseti [XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyılın Başları]” konulu yüksek lisans tezini (2009-2011) ve “Afrika’nın Kuzeyini Güneyinden Ayıran Toplum Tevârikler ve Stratejik Konumları: Osmanlı-Tevârik Münasebetleri” konulu doktora tezini (2011-2015) başarıyla tamamladı. Buna ek olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında Afrika üzerine ikinci doktorasına devam etmektedir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922) [Ankara, 2013] başlıklı kitabı yanında Trablusgarp: Hedefteki Ülke Libya’nın Tarihi; Tarih-i İbn-i Galbun&Trablusgarp Tarihi, Osmanlı’dan Günümüze Afrika Bibliyografyası ve Sudan Seyâhatnâmesi gibi Afrika kıtasıyla ilgili ortak kitap çalışmaları, makaleleri, ulusal/uluslararası tebliğleri ve saha ile ilgili raporları/analizleri bulunmaktadır. Türk-Libya Dostluk Derneği’nin genel sekreteri olan Tandoğan, Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesi olup başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yorum Yap