Esaretten Şehadete: Afrika’daki Son Osmanlı Diplomatı Mehmet Remzi Bey ve Mahzun Kalan Mezarı

0

Dünya’nın bir ucunda devletine hizmet ederken esir olan ve şehadet mertebesine erişen ender tarihi şahsiyetlerimizden olan Mehmet Remzi Bey’in sergüzeşt-i hayatı, birçok yönüyle meslektaşlarından farklılıklar içerir. Güney Afrika’da başkonsolosluk vazifesini ifa ederken İngiliz hükümeti tarafından esir edilen ve hapisteyken vefat eden Mehmet Remzi Bey’in hayatı mübalağasız bir dram filmini andırır. Mehmet Remzi Bey’in 1916 yılında Johannesburg’da vefatı ve hamile eşinin bir çocuğuyla sefaret konağından kapı dışarı edilmeleriyle Helene Hanımın ölene kadar Güney Afrika’da çocuklarıyla başka bir kimlik altında sessiz sedasız yaşamları her yönüyle hazin bir hayat mücadelesidir. Mezarının yüzyıla aşkın medfun olduğu Braamfontein kabristanından, FETÖ camiinin bahçesine taşınmasıyla Mehmet Remzi Bey’in yeniden gündeme gelen hayatı, bu defa esaret altına giren yeni mezar yeri ile alâkalı bir skandala dönüştü. Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasında görev yapan son diplomatının mezarının halen FETÖ camiinin bahçesinde yatması, kabrini görmek isteyen ziyaretçilerin tenkitlerinin yanında Güney Afrika’daki Türkiye büyükelçiliğinin bu tarihi mirasa sahip çıkmadığı eleştirilerine sebep olmaktadır. Merhumun mezarının düştüğü bu talihsiz durumdan bahsetmeden önce onun hakkında kısaca bilgi vermek icap eder.

Mehmet Remzi Bey Kimdir?

Güney Afrika’nın son Osmanlı Başkonsolosu olarak Johannesburg şehrine gönderilen Tahran Sefaret-i Seniyyesi eski müsteşarı Mehmet Remzi Bey, Adliye Nezâreti Başkâtibi Rauf Bey’in oğlu olarak 1869 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul’daki orta ve lise eğitiminden sonra Başbakanlık Evrak Odası ve Hariciye Nezâreti’nde çalışarak devlet adabı ve diplomasisini öğrenmiştir. 1894 yılında Bulgar Sefâreti üçüncü kâtibi olarak Sofya’da başladığı meslek hayatına daha sonra Sırbistan, Tiflis ve Tahran’da devam ederek meslekî kariyerinde birçok defa devlet nişanı ve üstün hizmet madalyaları ile mükâfatlandırılmıştı.[i]

Mehmet Remzi Bey’in meslekî hayatında son görev yeri olan Güney Afrika’ya ulaşması, Müslüman halk arasında bir heyecana vesile olmuştu. Mehmet Remzi Bey, İstanbul’da henüz yeni evlendiği Rus diplomat olan eşi Madam Helene Hanım’ı da yanına alarak deniz yoluyla yaklaşık bir aylık bir yolculuk sonunda 21 Mayıs 1914’de Ümit Burnu’na ulaşır.[ii] Güney Afrika Devlet Arşivleri’ndeki bilgilere göre; resmî konsolosluk görevine 15 Haziran 1915’te başlayan Mehmet Remzi Bey’in, başkent Johannesburg şehrindeki konağına yerleşikten kısa bir müddet sonra resmî ilişkilerin yanında Güney Afrika’nın ileri gelen Müslümanlarıyla da münazara içerisinde olduğu, birtakım yerli gazete haberlerinden anlaşılmaktadır.[iii]

Güney Afrika’nın son Osmanlı Başkonsolosu Mehmet Remzi Bey’in Güney Afrika’ya ulaştığına dâir resmî telgraf kaydı, 25 Haziran 1914

Güney Afrika’da faaliyet gösteren özellikle Hindistan Müslümanlarından müteşekkil Osmanlı Hamidiye Topluluğu’nun Mehmet Remzi Bey’in görevi için tebrik mesajı göndermiş olduğu, yine elimizde mevcut olan belgelerden anlaşılıyor. Ancak savaş yıllarının verdiği sıkıyönetim nedeniyle tedirginlikle hareket eden Mehmet Remzi Bey, özellikle 1915 yılının başlarında, Çanakkale Harbi süresince kıran kırana geçen Osmanlı-İngiliz mücadelesi sebebiyle, Büyük Britanya İmparatorluğu sömürgelerindeki tüm Osmanlı vatandaşlarına karşı tamamen düşmanca bir tavır takınılmaya başlanıldɪğɪnɪ rapor etmekteydi. 1914 yılından bu yana Güney Afrika toprakları içerisinde bulunan bazı Osmanlı vatandaşları savaş esiri olarak tutuklanmıştı.[iv] İngiltere Hükümeti’nin emriyle uluslararası devlet hukuku kurallarına aykırı olarak bazı vatandaşların yanında, bir diplomat olan Mehmet Remzi Bey de tutuklanarak hapsedilmiş ve ailesi de büyükelçilik konağından zorla çıkarılmıştı.[v]

Mehmet Remzi Bey, savaş koşullarından dolayı da olsa bir diplomatın tutuklanmasının kanunsuz olduğunu rapor etmiş fakat bu girișimi pek fayda etmemişti. Osmanlɪ arșiv belgelerinde de “Johannesburg Osmanlı Başşehbenderi Remzi Bey’in maaş ve tahsisatının, İstanbul ABD Sefâreti vasıtasıyla muntazaman ulaştırılacağı” șeklinde geçen bir kaydɪn tam da niyet edildiği gibi olmadɪğɪ, Osmanlı Hâriciye Nezâreti’nin tüm çabalarɪna rağmen resmi diplomatik ilişkilerin bu tarihten sonra yerine getirilemediği anlaşılmaktadır.[vi] M. Remzi Bey’in hanımı Madam Helene iki çoçuğu ile sokakta kalınca, bir aile dostunun yanına sığınmış ve bir yandan Osmanlı Hükümeti’yle yazışarak eşinin talihsizce tutuklanmış olmasını ve bu hatanın bir an önce resmî yollardan telâfi edilmesi gerektiğini belirtmişti.

Mehmet Remzi Bey’in eşi Rus diplomat Madam Helene ve henüz bebek yaştaki oğlu Reginald (Râci) 1916

Tüm yazışmalara rağmen hiçbir sonuç alınamayan bu haksız tutuklama karşısında Mehmet Remzi Bey’in aylarca süren hapsinden sonra gelen âni vefât haberi, kuvvetle muhtemel zehirlenerek öldürüldüğünü akıllara getirmektedir.[vii] Yaşayan aile yakınlarının verdiği bilgiler ve Güney Afrika Arşivi’ndeki birtakım belgeler; bir süre gizlenen ölüm olayının daha sonra geçiştirilen kısa bir haber şeklinde rapor edildiğini ve genç yaşta, sağlık sorunu olmayan bir diplomatɪn suikasta kurban gittiğini ortaya koymaktadɪr.[viii]

Soldaki resim: Güney Afrika’ya gönderilen ilk Türk (Müslüman) ve son Osmanlı Başkonsolosu merhum Mehmet Remzi Bey’in vefâtıyla yaptırılan Arapça mezar taşı. Sağdaki resim: 2011 yılında Güney Afrika’nın Pretoria Şehri’nde inşa edilen bir caminin haziresine taşınıp kabir için yeniden yaptırılan ve bir Osmanlı diplomatının tarihî kimliğine uygun olmayan, eskisine nazaran estetik zarafetten uzak ve birçok yanlış bilgi içeren yeni mezar taşı. 1916 senesinde yazılan mezar taşının Arapça’sında “Li mevti Remzi Beg sefîru’z-zaman ve hakkuna şehîdu’l-Johannesburg ve’d-devleti’l-Osmaniyye” şeklinde önemli ve manidar bilgiler mevcuttur.[ix]

Mehmet Remzi Bey’in torunu Helene Hanım’da bulunan dedesine ait Osmanlıca günlüğün 1909 (Hicri 1329) senesine dâir sayfalarında; ilginç olarak Mehmet Remzi Bey’in Gürcistan Başşehbenderi olduğu notu kaydedilmiştir. Tiflis’te vazifede iken şehbenderlik olarak Batum’da yapılan masrafın müfredat defteri şeklinde not tuttuğu bölümlerinde; Osmanlı Şehbenderliği’ne ait süpürge, yağ, mürekkep, kağıt gibi giderler yer almaktadır.

Aynı defterin ilerleyen sayfalarında Tiflis’teki bazı faaliyetleri ile Karadenizli Türk denizcilerin balıkçı tekneleriyle Trabzon’dan Batum’a silah (tüfek ve barut) taşıdıkları notu yer almaktadır. Henüz patlak vermemiş olan Cihan Harbi öncesi Balkan Savaşları ve Trablusgarp Muharebeleri sebebiyle cephane temini için genellikle Batum’dan Trabzon havalisine taşınan cephanenin, tam tersine Gürcistan havalisine sevk edildiği, o bölgedeki bir hareketlenme veya Rus taarruzundan şüphe edildiği yönündeki bir durum, M. Remzi Bey’in notlarında ortaya koyulmaktadır. Elbette diplomat M. Remzi Bey’in günlüğü tamamen okunduğu zaman bu husustaki birçok soru işareti de ortadan kalkacaktır.[x]

Torunu Helene Hanım’la yapılan röportajda; muamma olarak gördüğümüz birçok konu gibi onun verdiği bilgilerle arşiv kaynakları karşılaştırıldığında örtbas edilen bir ölüm meselesinin ipuçları ortaya çıkıyor. Gerek aile içerisindeki söylentilerden gerekse elimizdeki belgeler çerçevesinde Güney Afrika Osmanlı Başkonsolosu merhum Mehmet Remzi Bey’in vatan vazifesini îfâ ederken şehit olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Mehmet Remzi Bey’in FETÖ’ye Terk Edilen Mezarı

Osmanlı diplomatı olarak tutuklanıp hapiste zehirlenerek öldürülen Mehmet Remzi Bey’in tarihî şahsiyeti sadece tarihçilerin çalışmalarıyla değil, Güney Afrika’da vazifeli Türkiye Cumhuriyeti devlet erkânının faaliyetleriyle de ortaya konulması ve bu tarihî kişiliğin şehit diplomat olarak iâde-i itibarının yerine getirilmesi elzem bir vazife olarak ortada durmaktadır. Bir Osmanlı diplomatı olarak Mehmet Remzi Bey’in mezarı için Güney Afrika’da yapılacak ilk iş, onun FETÖ’nün esaretinden kurtarılmasıdır. Bu hususta yetkili merci olan elçiliğin senelerdir hiçbir müdahalede bulunmadan konuya kayıtsız kalması, mana verilemez bir davranış olarak daha nice tenkitlere maruz kalacağa benziyor.

Dipnotlar

[i] Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), İrade-i Hâriciye, 25 CA 1332, No: 9.

[ii] Güney Afrika Devlet Arșivi, GG 1021 20/512 Consuls Turkey, Appointment of Renzi Bey as consul general at 1914 at Johannesburg.

[iii] Güney Afrika Devlet Arșivi, GG 1021 20/532 States that King’s Exequter Empowering Remzi Bey to Act as 1914.

[iv] Güney Afrika Devlet Arșivi, 633 9/64/585 War 1914-1918. Enemy Subjects, Remittances to Relatives of Turkish Prisoners of War, 1918.

[v] Orakçı, S., (2007), A historical analysis of the emerging links between the Ottoman Empire and South Africa between 1861-1923 (Master’s dissertation), University of Johannesburg, s. 76.

[vi] BOA, HR.SYS, 2250 /2, Miladi, 1915.

[vii] Başarılı bir bașka Osmanlı diplomatɪnɪn benzer bir İngiliz tertibiyle Singapur’da öldürülmesi örneği için bkz.  Gençoğlu, Halim, 2014, The First Muslim Politician of South Africa, Ahmet Ataullah Bey, 1865 – 1903 (New Contree, no; 69/ July 2014), s.113,

http://dspace.nwu.ac.za/bitstream/handle/10394/10908/No69%282014%29_6_Gencoglu_H.pdf?sequence=1

[viii] BOA, İ.HR, 431/1331 B 17.

[ix] Mezar taşının Arapça orijinalini okumaya zahmet göstermeden sadece gösteriş için merhum Mehmet Remzi Bey’in kabrini yaptırdıkları caminin bahçesine taşıyıp itibar sağlamaya çalışan Türkiye kökenli bir grup, şayet zahmet edip eski mezar taşını okuyabilselerdi, derme çatma bilgiyle yazdıkları yeni mezartaşında bu denli bilgi hatasına düşmezlerdi. Öyle ki, İngilizce mezar taşına yazdıkları ilk ve son büyükelçi ifadesi yanlıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Afrika’da görevlendirdiği fahri konsolosları saymazsak Osmanlı Devleti’nin İstanbul’dan gönderdiği ilk resmi diplomat, Ermeni asıllı başkonsolosumuz Yuhannes Majakyan Bey’dir ki 1913 senesine kadar Osmanlı Hilafeti adına Güney Afrika’da büyük hizmetler îfâ etmiştir. Yeni mezar taşında kullanılan “Embassador” terimi “Sefir yada Büyükelçi”nin karşılığıdır halbuki Mehmet Remzi Bey için başşehbender derecesinde “Consul-General” tabiri kullanılmalıdır. Diğer yandan Mehmet Remzi Bey, hiçbir zaman ulema sınıfının kullandığı “Efendi” ünvanı kullanmamıştır. Efendi terimi de İngilizcede iki ff’le Effendi şeklinde yazılır. Başka bir faaliyette de Mehmet Remzi Bey’in ismi Muhammed Remzi Bey şeklinde yazılıp tanıtılmıştır. Bkz.http://www.thehouseofwisdom.org/?Syf=26&Syz=490056&/G%C3%9CNEY-AFR%C4%B0KAYA-G%C3%96NDER%C4%B0LEN-%C4%B0LK–M%C3%9CSL%C3%9CMAN-T%C3%9CRK-D%C4%B0PLOMAT-MEHMET-REMZ%C4%B0-BEY%C4%B0N-VEFATININ-100.-YILI-ANISINA- Tüm bunlar biraz da bu sahada ciddi araştırmaların henüz elle tutulur bir düzeye gelmemiş olmasından kaynaklanıyor. Eski mezartaşındaki Arapça yazı zamanla bozulup bazı harfleri düşmüştür. Bizim okuyabildiğimiz kadarıyla orjinal metin aşaĝıdaki gibidir. Elhamdülillahi el-celilü’ş-şân, Ellezî yebkâ ve külli fân, Sümme’s-salâtü ve’s-selâmü dâimen, … nebiyyin zübetü’l-beden, … alâ …  nebiyyinâ…………………Ve ba’de ya hasrati li’l-âfât, Li mevti Remzi Beg sefiru’z-zaman ve hakkuna şehid Johannesburg … Bi-yevmi’s-selâse hüve kadari tehalle, Bi-aşratin mine’r-rebîi’s-sânî, Men nâce’l-havâssi ve’l-avâmi, Ve kâide’l-mehûku … Men câzeme’l-İslâmü ve’l-berâyâ, Ve câmiu’l… …, Kad kâne …… ve konsulen ve li-devleti’l-Osmaniyye, Ve sâian li-fevâidi’r-raiyye, Mâ-dâme habbe bi-kaderi’l …, El-müslimûne küllühüm yed’ûne leh, En yedhulehullâhu vesata cinân, Müverrihan kâle fezzale’l-meşhedî, Kâne remzü’d-dîni hayra mekân. Bkz. Gençoğlu, Halim. 2018. Güney Afrika’da zaman ve mekân: Ümit Burnu’nun umudu Osmanlılar, s. 243, Osmanbey, İstanbul : Libra Kitapçılık ve Yayıncılık,

[x] Mehmet Remzi Bey’in hayatı ve Güney Afrika’da âniden ölümü ile ilgili yaptğımız kitap çalışması tamamlanınca, onun hakkındaki sır perdesi aralanmış olacaktır. Bu konudaki çalışmalarımız yakında okuyucunun hizmetine sunulacaktır.

Share.

Yazar Hakkında

Dr., Cape Town Üniversitesi. Halim Gençoğlu, 1981, Trabzon doğumludur. Türkiye'de çeşitli üniversitelerde Osmanlı Devleti ve ekonomik tarihi üzerine ihtisasından sonra sömürge tarihi çalışmalarına yöneldi ve bu vesileyle bazı Afrika ülkelerinde çalıştı. 2009 yılında Güney Afrika'da Cape Town Üniversitesi'nde yeniden bir yüksek lisans tezi çalışmasına girerek "Afrika'da Osmanlı Varlığı" adlı Honor projesini tarih bölümünde Prof. Dr. Nigel Worden'la tamamladı. Aynı fakültenin Teoloji departmanında Müderris Ebubekir Efendi'nin Ümit Burnu'ndaki faaliyetleri konusunda yazdığı yüksek lisans tezini 2013 yılında dereceyle tamamladı. 2017 yılında aynı fakültenin Yahudi Tarihi ve Dili bölümünde Afrika-Orta Doğu'daki Yahudi yerleşmelerini ve inanç yapılarını Tevrat'taki Siyonizm ve Siyasi Siyonizm ölçeğindeki araştırmalarını Doktora tezi olarak tamamladı. Çalışmaları İngilizce, Türkçe, Afrikansca makale ve kitap olarak yayınlandı. Cape Town Üniversitesi'nde Afrika Çalışmaları bölümünde araştırmacı olarak görev yapmakta olup bilhassa Osmanlı tarihi üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

Yorum Yap