Eritre ve Cibuti Arasındaki Sınır Anlaşmazlığı: Tarihî Arka Plan ve Çatışma Süreci

0

Katar geçtiğimiz günlerde, 14 Haziran 2017 tarihinde, Eritre-Cibuti  sınırında 2010 yılından bu yana konuşlandırılan tüm askeri varlığını Cibuti‘den çekeceğini  dünya kamuoyuna duyurdu. Bu kararının ardından söz konusu durum, kendi halindeki ikiülke arasındaki tartışmalı bölge zemininde eski sınır anlaşmazlığını yeniden günyüzüne çıkardı.

Başlangıçta 200 kişilik askeri birlik ile tartışmalı Cibuti ve Eritre arasındaki silahlı çatışmayı sona erdirmek için arabuluculuk rolü üstlenmişti.Birliklerini çekme kararıyla, Körfez’deki bazı Arap ülkeleri arasında ortaya çıkan büyük diplomatik kriz Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır ve Yemen’i 5 Haziran‘da “teröre destek vermekle suçladıkları”  Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kesmeye kadar vardı. Eritre de bu gelişmeye bağlı olarak Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kesti,  Cibuti’ de  zaman kaybetmeden 8 Haziran’da Katar ile diplomatik ilişkilerinin seviyesini düşürdü. Söz konusu alınan kararlar ve yaşanan askeri gerginliğe dayalı olarak Katar bu bölgedeki barış askerlerini çekmeye karar verdi.

Senelerdir neredeyse hiç gündem olmayan Eritre-Cibuti arasındaki sınır anlaşmazlığı yıllar öncesine dayanan bir mesele idi. Katar, bunu çözmek için 2008 yılından bu tarafabir takım çatışmalara sahne olan iki ülke arasında bizzat arabuluculuk görevi üstlendi. 2010 yılında sayısı 200’ü bulan bir sınır muhafız birliği ve ardından da 450 askere çıkarılmasıyla yeni bir misyonu, BM’nin uluslararası onayını alarak gönderdi ve esasında bu sayede Afrika’daki ilk askeri üssünün temellerini atmış oldu.Ancak iki ülke arasında o güne kadar ne barış ne de savaş durumu belirginleşmemişti. Babü’l-Mendeb Boğazı  üzerinde bulunan bölgede sınır anlaşmazlığından doğabilecek böyle bir çatışma yıllarca önlendi. Ayrıca her iki ülke sınırına yüzlerce asker konuşlandıran Katar yönetimi, tarafları 2011 yılında Doha’da bir barış anlaşması imzalamaya ikna etti.Hatta iki ülke arasındaki arabuluculuktaki son başarısı ise, Mart 2016’da sekiz yıldır Eritre’de tutuklu bulunan dört Cibutili mahkumun serbest bırakılmasını sağlamak olmuştu.Cibuti ve Eritre arasındaki sınır anlaşmazlıkları ve buna bağlı patlak veren çatışmalar, Afrika Boynuzu’ndaki diğer sınır anlaşmazlıklarından pek farklı olmamasına rağmen Dumeira Dağı ve adalarının jeo-stratejik konumu, iki ülke arasındaki mevcut çatışmaya stratejik bir boyut kazandırmıştır.

Bu doğrultuda, Eritre’nin bu bölgeye bakış açısı Cibuti ile kendi arasındaki kara sınırını çizmek değil, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan ve dolayısıyla Babü’l-Mendeb Boğazı gibi stratejik konuma sahip bölgelere yönelik stratejisinde ana set görevi görecek olan Dumeira Adaları’nın geleceğiyle doğru orantılı olduğunun farkındaydı.Cibuti’ye gelince Dumeira Dağı’nın, Babü’l-Mendeb Boğazı yoluyla Kızıldeniz’in güney girişinde kontrol noktası üzerindeki konumunu güçlendirmesinde büyük önem arz ettiğini çok iyi biliyordu.

Eritre-Cibuti İlişkileri:

Eritre-Cibuti ilişkileri genellikle istikrarsız bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla her an değişme eğilimini içerisinde barındırmaktadır.Bu durum bazen gerginlik bazen sukûnet ve iyileşme eğilimi taşımaktadır.Aynı zamanda bu iki ülke,Batı ülkelerinden bazılarıyla da çok farklı ilişkiler içerisindedirler.Cibuti’de ABD ve Fransa’nın iki, Çin’inise bir askeri üssü mevcuttur.Bu aşamada Eritre ise kendi kaderine terkedilmiş bir vaziyettedir.Ayrıca bu bölgede Eritre’nin en bâriz muhaliflerinden Etiyopya, önemli ihracat ve ithalat kalemlerinde Cibuti limanını kullanmaktadır.Söz konusu durum da iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştır.Buna rağmen her iki ülke, sürekli olarak farklı ittifaklar kurarak karşılıklı olarak jeo-stratejik bağlamda rekabet halindedir. Oluşan bu durum nedeniyle Katar sürekli sıkıntı yaşamaktadır. Esasında Cibuti-Eritre sınır anlaşmazlığı denkleminde arabuluculuk rolü üstlenen bu ülke için var olan tablo oldukça iştah açıcı bir durum olsa bile yaşanan anlaşmazlıklar yüzünden uluslararası arenada Katar yönetimi, sürekli köşeye sıkıştırılmaya çalışılmaktadır ki bu nedenle bölgede istikrarsızlık ve kaos ortamı devamlılık arz etmektedir.

Tüm bu yaşananlara rağmen Cibuti’deki Camp Lemonnier, bölgedeki en büyük ABD askeri üssü olma yolunda hızla ilerlemektedir ki bu durum Çin’in gözünden kaçmamaktadır. Sırf bu yüzden denge unsuru olmak adına Çin, Cibuti’de konuşlanmış durumdadır. Bu denklemde Nisan 2015’te Suudi Arabistan ve Eritre bir güvenlik anlayışı anlaşması imzaladı ve BAE,hâli hazırda bir Eritre liman kenti olan Assab’ın kuzeyinde, silahlı kuvvetlerinin, Yemen’deki askeri faaliyetlerini kontrol ettiği bir askeri üs konumundadır.

Dumeira dağı ve adaları nedeniyle sınır anlaşmazlığın iki ülke arasındaki durumu, 1996 yılında ilk defa patlak verdi. Sonrasında söz konusu kriz hızla yayıldı ve ivme kazanarak her iki tarafın askeri müdahale başvurması karşısında IGAD (The Intergovernmental Authority on Development) sürece müdahale ederek krizi önlendi. 1999 yılında, iki ülke arasındaki krizyeniden patlak verdi. Bu krizin arka planında yatan en önemli sebep, Etiyopya hükümeti ile Cibuti arasında imzalanan askeri işbirliği protokolü idi. Zira bu anlaşma sayesinde Cibuti limanları aracılığıyla Etiyopya’ya askeri teçhizat alımı ve lojistik desteği sağlandı. Cibuti ile Eritre arasında2000 yılında devrik Libya lideri Muammer Kaddafi tarafından iki ülke arasındaki farklılıkları gidermek için üstlenilen arabuluculuk sonrasında belirgin bir iyileşme yaşandı.2001 yılında Eritre Cumhurbaşkanı IsaiasAfewerki’nin Cibuti’ye tarihi olarak nitelendirilen bir ziyarette bulunması ve buna karşılık olarak Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Omar Guelleh’in de benzeri bir ziyaretle karşılık vermesi iki ülke ilişkilerinin yumuşamasında büyük rol oynadı.

2008 yılı başında Eritreaskeri birliklerinin Dumeira dağı ve adalarına konuşlandırılması ciddi bir krize yol açtı. Tırmanan askeri hareketliliğin akabinde Cibuti hükümetinin Etiyopya topçu birliklerine, Cibuti ve Etiyopya ile Eritre arasındaki ortak sınır noktası olan Musa Ali tepesini dağıtmasına izin vermesi, güvenlik tehdidi ve egemenliğe müdahale şeklinde okunarak bu hamle, Eritre tarafından kabul görmedi ve buna misliyle karşılık hakkının doğması olarak yorumlandı.10-12 Haziran 2008 tarihleri arasındaki dönemde iki ülke kuvvetleri arasında çıkan askeri çatışma neticesinde her iki taraftan da zayiatlar oldu ve süreç, bazı tutuklamalarla geçiştirildi. Halbuki bu çatışmalar sonucunda 44 asker ölmüş ve 55 asker çatışma sırasında yaralanmıştı. Cibuti tarafının tahminlerine göre 100 Eritreli asker öldürüldü.Cibuti Cumhurbaşkanı Guelleh’in yaptığı açıklamada Eritre tarafı alenen haksız görüldü ve işgal edilen topraklar karşısında ortaya konan direnişin haklı bir savunma olduğunun altı çizildi.

24 Haziran 2008’de, BM Güvenlik Konseyi New York’ta bulunan merkez binasında Eritre-Cibuti arasındaki durumu gözden geçirmek amacıyla Cibuti Başbakanı Mohamed Dileita ve Eritre’nin büyükelçisini bir araya getirerek bir toplantı düzenledi. 14Ocak 2009’da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1862 sayılı kararı onaylandı ve iki ülke arasındaki sorunun barışçıl bir şekilde çözülmesi için diyalog çağrısında bulunuldu. Aynı zamanda Güvenlik Konseyi, Cibuti’nin -10 Haziran 2008’de- önceki sınırlarına geri çekilmesini memnuniyetle karşıladı.Bu kararından hemen akabinde beş hafta içerisinde benzer bir tavrın Eritre’nin de onayından geçmesi için görüşmelere başlandı.

23 Aralık 2009’da Güvenlik Konseyi Uganda’nın talebiyle toplanmış, çoğunluk olarak katılan ülkeler nezdinde 13 oy kullanılmış ve yapılan oylamada ise Çin çekimser kalmıştır. Libya’ya ise alınan karara karşı oy kullanmakla birlikte 1907 nolu taslak onaylanarak yürürlüğe girmiştir.Bu kararın verilme sebebi ise daha önce alınan 1862 nolu karara Eritre tarafından uyulmamasıydı. Haziran 2010’da Cibuti ve Eritre,Katar arabuluculuğuyla ve Afrika Birliği’ninonayı ile uzlaştı. Katar’ın iki ülke arasındaki arabuluculuktaki son başarısı ise Mart 2016’da sekiz yıldır Eritre’de tutuklu bulunan dört Cibutili mahkumun serbest bırakılmasıydı.

İki Ülke Arasındaki Tartışmalı Bölgenin Mahiyeti ve Jeo-Stratejik Önemi

       

Kaynak:http://www.gunes.com/dunya/katar-askerleri-sinirdan-cekilince-eritre-cibutiye-ilerledi-797677

Eritre ve Cibuti arasında tartışmalı bölge, küçük ıssız bir tepe(jabla) olsa da Dumeira dağı ismi ile anılmaktadır.Bu küçük kayalık, anakaraya bir kilometre uzaklıkta olup, yaklaşık 500 metre genişliğe sahiptir ve Cibuti ile Eritre sınırları arasında yer almaktadır.Zaman zaman ise bazı balıkçılar avlanmak için gitmektedirler.İki ülke arasındaki ihtilaflı olan Dumeira dağının stratejik önemini, şu aşamada Eritre hâkimiyetinde olması ve Babü’l- Mendeb Boğazı’na açılması arttırmaktadır.

Diğer bir önemli nokta ise Yemen’in güneybatısında Babü’l-Mendeb Boğazı’ndaki Miyon adasında Amerikan askeri üssü kurulması için Amerika-Mısır-BAE arasında varılan anlaşmaya mukabil Dumeira’nın giderek jeo-stratejik önemini arttırmasıdır. AyrıcaDumeira adaları, Eritre, Cibuti ve Etiyopya arasındaki sınır üçgenini yani “Afar Üçgeni” olarak bilinennoktayıoluşturmaktadır.HâlihazırdaKatarbirliklerininbubölgedençekilmesiylebirliktegörünen o ki,iki ülke arasındaki sınır sorunu yeniden patlak verecek ve iki küçük Afrika ülkesi arasında savaş sebebi olacak gibidir.Zira adanın coğrafi konumu nedeniyle, 12-13 Haziran’da Katar askeri birliklerininin çekilmesinden hemen sonar Eritre derhal askerlerini bölgeyi sevketmiştir.BeklendiğiüzereCibutiisebuhamlekarşısındaEritre’yiihtilaflıbölgeleregüçlerinisevketmeklesuçlamıştır. Bu doğrultuda Cibuti Dışişleri Bakanı Mahmoud Youssef, ülkesindeki askeri birliklerin kırmızı alarm seviyesine geçirildiğini açıklamıştı.

Afrika Birliği’ninüye ülkeleri arasında patlak veren her türlü anlaşmazlıkta nadiren müdahale etmektedir. Amabukrizin çözümü noktasında bazı adımlar attı. Birliğin Komisyon Başkanı Moussa Faki Mohamed’in de belirttiği üzere; “birliğin gelişmeleri izlemek ve tüm taraflarla görüşmek üzere Cibuti’ye bir heyet göndermesi” bunlardan biridir.Zira uluslararası sistemde bu var olan sorunun çözümü büyük önem arz etmektedir. Kızıldeniz giriş noktasında çok önemli bir konuma sahip olan bukumluk/adada herhangi bir savaşın başlaması, dünyanın en önemli denizcilik yollarının tehdidi ve Afrika Boynuzu’ndaki güçdengelerininbozulması ve beraberinde bölgeyi kıtlığın baş göstermesi manasına gelmektedir.

Maalesef bu sorunda sömürgeciliğin derin/acı izlerini taşımaktadır.Bugünkü Eritre olarak bilenenbölge,İtalyatarafından işgal edilirken; Cibuti ise Fransa tarafından işgal edilmiştir.Halbuki 100 yılı aşkın bir süre önce iki taraf arasındaki sınır,düzgün çizilmiş olsaydı ve heriki ülke, bağımsızlığını kazanırken sınıralanları net olarak belirlenseydi bu çatışma ortamı zuhur etmeyecekti.Ancak  halen yürürlükte olan “1900 Sınır Antlaşması”, her iki taraf için bağlayıcı olsa da bölgedeki güvensizliğin asıl sebebi olarak karşımızda durmaktadır.Bu protokole göre; Dumeira dağının uluslararası sınırları Kızıldeniz’de, bu yarımadayı bölen hat boyunca 1,5 km’lik bir mesafe uzaklıktadır.Buna ek olarak, Dumeira adalarının egemenliğin hiç bir tarafa verilmemesi ve bölgede kalıcı barışın sağlanması için silahsız bölge olarak tanımlanması sorunları ortadan kaldırmak yerine yeni sorunların oluşumuna yolaçmayı sürdüreceğe benzemektedir.

Bölgedeki var olan sınır anlaşmazlıklarını bertaraf etmek adına Ocak 1935’te İtalya ile Fransa arasında bir antlaşması imzalanmıştır. Buna göre Eritre, İtalya’ya; Fransız Somaliland’i (Cibuti) Fransa’ya bağlı bir toprak parçası olacaktı.Ancak bu sözleşme, Fransız ve İtalyanparlamenterlertarafındanonaylanmayıncasorunişiniçindençıkılmaz bir hale büründü.Özellikle bu süreçte Cibuti’ye ait bazı bölgelerin ise Eritre’ye verilmesi, krizi giderek tırmandırdı.Dolayısıyla şimdiye kadar bölgede iki defa savaşın patlak vermesine mutabık kalınan bir sınırınoluşmamasısömürgecilerinkirliizlerinitaşımaktadır. Son olarak, özellikle Haziran 2017’de Eritre ve Cibuti’nin Katar ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ilan etmesi neticesinde Katar’ın tüm askeri varlığını Cibuti‘den çekeceğini deklare etmesiyle birlikte bölgede patlak verebilecek muhtemel bir krizin sinyalleri alınmaya başladı.

Anlaşmazlığın Bölgedeki Yansımaları

Bölgedeki gelişmeleri yakından takip ederek genel bir okumaya yapacak olursak, Eritre’nin bu son hamlesiyle birlikte birden çok mesaj vermek istediğini söyleyebiliriz.Öncelikli mesaj, Somalili gruplar arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapan Cibuti’ye karşıolmuş ve bu teşebbüsten el çek şeklinde olmuştur. Ayrıca Cibuti’ye hitaben, Etiyopya-Amerika ekseninden uzak durması mesajı aynı bağlamda değerlendirilebilir.Üçüncü mesaj ise Cibuti limanları aracılığıyla sürdürülen ihracat ve ithalat yolunun kesilme potansiyeline yönelikti. Nitekim Etiyopya bu mesajı iyi okumuş görünüyorki15 Mayıs 2008’de Başbakanlık tarafından yapılan açıklamada belirtildiği üzere Cibuti topraklarına karşı Eritre müdahalesinin kabuledilemeyeceği ve bu durumun Afrika Boynuzu’ndaki barış, istikrar ve güvenliği tehdit edeceğini vurgulanmıştı. Bu bağlamda Cibuti limanları vasıtasıyla  gerçekleştirilen ihracat ve ithalat hareketlerine zarar verilmemesi konusunda Eritreuyarıldı, hatta kendi çıkarlarının korumak adına gerekirse askeri müdahale sinyali verildi.

Sonuç

Katar ile komşuları arasındaki ortaya çıkan yüzleşme/hesaplaşma, Afrika Boynuzu bölgesinde çatışmanın başlangıcına yönelik bir tehdit olarak algılanabilir.Hatta yenilenen Cibuti-Eritre sınır anlaşmazlığı, Afrika’daki Körfez krizinin ilk dip dalga emaresi olabilir. Çünkü Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve BAE, Katar ile diplomatik ilişkilerin kesilmesini açıkladığı zaman Arabistan yarımadası ve özellikle Körfez bölgesine has bir kriz olarak görünüyordu. Fakat Cibuti sınırında Eritre askeribirliklerininkonuşlandırılmasındansonraKızıldeniz’in diğer sahil ülkeleri de anlaşmazlık yolunda taraflarını belli etmelerini zorunlu kılmıştır.

Eritre ve Cibuti arasındaki Dumeira dağı ve adaları ile ilgili sınır anlaşmazlığı ve  çatışmalar sonucunda en büyük kayıp kesin olarak Eritre’n indirdiyebiliriz. Zira Cibuti ile çatışmaya girmesi, kuzey komşusunun sadece Fransa ile değil, aksine Afrika’daki askeri operasyonlar için Cibuti’yi bir merkezi üs olarak kullanan ABD ile de anlaşmasızlığa düşmesi demektir. Zaten elinde bir koz olarak ABD, Eritre’yiteröredestekverendevletlerlistesinekoymaklatehditetmeyisürdürmektedir.Esasındabubölgedemeydanagelecekmuhtemel bir çatışma, Afrika Boynuzu bölgesinin jeo-stratejik önemi Kızıldeniz girişin dekonuşlanan birçok büyük gücün menfaatlerini yakından etkileyecek bir hüviyete sahiptir ve dikkatleri üzerine çekmeyi sürdürmektedir.

Share.

Yazar Hakkında

Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.1986’da Osmangazi’de (Bursa) doğdu. Aslen Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü (Unulla) köyündendir. 2004’te Bursa İpekçilik Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden ve 2009’da İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen yüksek lisans ve doktora bursunu kazarak bu kurumda ‘araştırmacı bursiyer’ statüsünde 3,5 yıl araştırmalarına devam etti. Ayrıca doktora sürecinde T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı kuruluşu Türk Tarih Kurumu bursiyerliğine hak kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın danışmanlığında “Osmanlı Devleti’nin Afrika’da Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Siyaseti [XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyılın Başları]” konulu yüksek lisans tezini (2009-2011) ve “Afrika’nın Kuzeyini Güneyinden Ayıran Toplum Tevârikler ve Stratejik Konumları: Osmanlı-Tevârik Münasebetleri” konulu doktora tezini (2011-2015) başarıyla tamamladı. Buna ek olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında Afrika üzerine ikinci doktorasına devam etmektedir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922) [Ankara, 2013] başlıklı kitabı yanında Trablusgarp: Hedefteki Ülke Libya’nın Tarihi; Tarih-i İbn-i Galbun&Trablusgarp Tarihi, Osmanlı’dan Günümüze Afrika Bibliyografyası ve Sudan Seyâhatnâmesi gibi Afrika kıtasıyla ilgili ortak kitap çalışmaları, makaleleri, ulusal/uluslararası tebliğleri ve saha ile ilgili raporları/analizleri bulunmaktadır. Türk-Libya Dostluk Derneği’nin genel sekreteri olan Tandoğan, Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesi olup başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yorum Yap