Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Kilise, Siyasi İktidara Bayrak Açtı

0

Orta Afrika ülkesi Demokratik Kongo Cumhuriyeti bir kez daha karşı karşıya kaldığı siyasi kriz ile gündemde.  1960 yılında Belçika’dan ayrılarak bağımsızlığını kazandıktan sonra siyasi iktidarın hiçbir dönemde barışçıl bir yolla devredilemediği ülkede, 2017 yılının son günlerinde patlak veren ve ölümle sonuçlanan protesto gösterileri uluslararası toplumun dikkatini yeniden bu ülkeye çekti. Protesto gösterilerinin temelinde ise yine bir iktidar kavgası var.   Nüfusu 80 milyona yaklaşan ülkede 2016 yılının Aralık ayında yapılması gereken yerel seçimler, genel seçimler ve başkanlık seçiminin ülkenin içerisinde bulunduğu elverişsiz ekonomik koşullar nedeniyle önce 2017 yılının sonuna, ardından ise geçtiğimiz aylarda yapılan bir açıklamayla 2018 yılına ertelenmesi kaos yarattı. Ortaya çıkan gergin atmosferde en dikkat çeken unsur ise ülkenin en köklü kurumlarından biri olan ve geçmişte zaman zaman siyasiler arasında arabuluculuk girişimlerinde dahi bulunan Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan Katolik Kilisesi’nin siyasi krize taraf olmasıdır.

Zamanında Gerçekleştirilemeyen Seçimler

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde gergin atmosfer 2016 yılı Aralık ayında gerçekleştirilmesi gereken seçimlerin planlanan zamanda yapılamamasıyla başladı. Seçimlerin zamanında gerçekleştirilememesi ise ülke içerisinde muhalif siyasi partilerin ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının ülke dışında ise başta ABD ve AB olmak üzere uluslararası toplumun önemli aktörlerinin tepkisini çekti ve eleştiri oklarının ülkedeki iktidara yönelmesine neden oldu. Bu süreçte muhalif kanat, babası Laure-Desire Kabila’nın 2001 yılında öldürülmesinin ardından iktidarı ondan devralan oğlu Joseph Kabila’yı iktidar koltuğunu bırakmamak için anayasayı ihlal etmekle suçlarken, bu suçlama uluslararası toplumda da karşılık buldu. Joseph Kabila ise o dönemde suçlamaları reddederek ülke anayasasına bağlı olduğunu fakat dış güçlerin(!) Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin iç işlerine karışmaması gerektiğini iddia etti.

Ölümlü Protestolar ve Uzlaştırma Çabaları

İki tarafın ısrarlı tutumu ve 2016 yılının sonlarına doğru muhalefetin sokağa inmesi ile birlikte başta başkent Kinşasa olmak üzere ülkenin muhtelif bölgelerinde Kabila iktidarına karşı ölümle sonuçlanan çeşitli protesto gösterileri yaşandı. Zayıf olan ülke ekonomisini daha da güç bir duruma sokan bu siyasi kriz, Afrika Birliği’nin Demokratik Kongo Cumhuriyeti arabulucusu ve aynı zamanda Togo eski başbakanı olan Edem Kodjo ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti Katolik Kilisesi Kardinali Laurent Mosengwo Pasinya’nın araya girmesi ile bir süre için ertelendi. İktidar ile muhalifler arasında 2016 yılının Aralık ayında başlayan arabuluculuk girişimleri 2017 yılının Ocak ayında ise iki taraf arasında seçimlerin gerçekleştirilmesine dair yapılan bir anlaşma ile sona erdi. Anlaşmaya göre ülkede yerel seçimler, genel seçimler ve başkanlık seçimi 2017 yılının Aralık ayında gerçekleştirilecek, mevcut başkan Kabila, yeni seçimler gerçekleştirilene kadar iktidarını sürdürecek ve ülkenin hükümeti ise iktidarın ve muhalefetin uzlaşısı ile birlikte oluşturulacaktı.

Yinelenen Siyasi Kriz ve Patlak Veren Kaos Ortamı

Fakat varılan anlaşmaya rağmen ülkede siyasi krizin tekrar patlak vermesi uzun sürmedi. Zira zaman ilerledikçe seçimlerin 2017 yılının sonunda gerçekleştirilmesinin de düşük bir ihtimal olduğu gerçeğinin açığa çıkması ve 2017 yılı Temmuz ayının başında Demokratik Kongo Ulusal ve Bağımsız Seçim Komisyonu Başkanı Corneille Nangaa’nın teknik ve lojistik eksiklikler nedeniyle seçimlerin zamanında yapılamayacağını, ancak 2018 yılında yapılmasının mümkün olduğunu açıklamasıyla birlikte ülkede siyasi tansiyon yeniden yükseldi. 2017 yılının sonuna doğru gelindikçe, Kabila iktidarına yönelik olarak gösterilen tepkilerin dozu da arttı. Ülkedeki Katolik kilisesinin bazı mensuplarının vatandaşları başta başkent Kinşasa’da olmak üzere kiliselerin önünde toplanarak protesto gösterilerinde bulunmaya çağırması ve bu çağrının ülkedeki siyasi partiler, sivil toplum hareketleri ve gençlik örgütleri tarafından desteklenmesi sonucu yılın son günleri Demokratik Kongo Cumhuriyeti için oldukça zor bir sürece sahne oldu. Bu süreçte gösterilere katılan vatandaşlar ile güvenlik güçleri karşı karşıya geldi. Gerçekleşen gösteriler sırasında ülkedeki internet bağlantılarına ve mobil şebekelere erişim devlet tarafından engellenirken, 31 Aralık 2017 günü güvenlik güçlerinin göstericilere sert müdahalesi sonucu 10’un üzerinde gösterici yaşamını yitirdi, onlarca kişi yaralandı ve 210 kişi tutuklandı.

Kilise’den İktidara Sert Eleştiri

Her ne kadar güvenlik güçleri ve iktidar yetkilileri gösterilerde “orantılı” bir güç kullanıldığını öne sürse de siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve bilhassa kilisenin uygulanan şiddete tepkisi sert oldu. 2 Ocak Salı günü Demokratik Kongo Cumhuriyeti Katolik Kilisesinin Kardinal Mosengwo’nun imzasıyla yapılan açıklamada, hükümetin gösterilerde kullandığı iddia edilen orantısız şiddet ve gösteriye katılan vatandaşların öldürülmesi “barbarlık” olarak nitelendirildi. Kilisenin bu tepkisi, ülkenin bağımsızlıktan sonraki yaklaşık 60 yıllık siyasi hayatında bir ilk olma niteliği taşıyor. Zira ülkede bugüne kadar siyasi krizler ve çeşitli protesto gösterilerine aşina olunsa da, ilk kez devlet ile kilise karşı karşıya gelmiş durumda. Ülkede nüfusun yüzde 50’sinin Hristiyanlığın Katolik mezhebine mensup olması, tarihsel olarak kilisenin arkasına aldığı güç ve batılı devletlerin Katolik kilisesi ile yakın ilişkiler içerisinde olduğu gerçeği göz önüne alındığında, ülkedeki en kuvvetli kurumlardan biri olan kilisenin iktidara cephe alması, Kabila iktidarı için oldukça zor bir sürece girildiğini işaret ediyor.

Devlet Başkanı’ndan Ilımlı Mesaj

Yoğun tartışmaların yaşandığı ülkede, 2016 yılından bu yana seçimler bir türlü gerçekleştirilemediği için iktidar koltuğunda oturmaya devam eden devlet başkanı Joseph Kabila’nın ise yayınladığı yeni yıl mesajında ılımlı bir dil kullanması dikkat çekti. Kabila’nın 2018 yılı için olumlu temennilerde bulunduğu konuşmasında bir yandan ekonomik istikrarın sağlanması gerektiğine yönelik bir vurgu yapılırken, diğer yandan bu yıl içerisinde ülkede seçimlerin gerçekleştirilmesinin önünde hiçbir engel bulunmadığı ifade ediliyor.

Sonuç olarak petrol, bakır, altın, elmas, kobalt, koltan, çinko, demir gibi madenleri ve tarıma son derece elverişli toprakları ile dikkat çekmesine karşın siyasi istikrarsızlığın ekonomik kalkınmanın önünde bir engel olarak bulunduğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, muhalifler anlaşma şartlarına görev süresi dolduğu için başkan Kabila’nın istifasını isterken, Kabila ise istifa etmemekte direniyor. Daha önceki süreçlerde tarafsız bir tavır sergilemesine rağmen, gelinen ortamda Katolik Kilisesi’nin de taraf olmak durumunda kalması ise ülkedeki mevcut siyasi krizin, tarafların istekleri doğrultusunda “yeni” ve “adil” seçimler yapılana kadar süreceği anlamına geliyor.

 Yararlanılan Kaynaklar:

Share.

Yazar Hakkında

Hasan Aydın 1993 yılında İstanbul, Üsküdar’da doğdu. İstanbul’da geçen ilköğretim ve lise eğitiminin ardından, 2016 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümünden derece ile mezun oldu. 2016-2017 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı tezli yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İleri seviyede İngilizce bilmektedir. İlgi alanları, Din ve Milliyetçilik, Sömürgecilik ve Afrika’da ABD Dış Politikası’dır.

Yorum Yap