Çin’in “Borç Diplomasisi” ve Afrika

0

Günümüzde uluslararası sistemin en etkili aktörlerinden biri olan ve küresel anlamda bir liderlik için ABD ile çok yönlü bir rekabete girişen Çin’in Afrika kıtasındaki etkinliği kıta ülkeleri için endişe verici bir hızla artmaktadır. Bir önceki yüzyılda kıtaya yalnızca ideolojik saikler üzerinden yaklaşan Pekin yönetimi, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği ile birlikte ekonomi kartını iyi kullanarak kıtanın önde gelen stratejik ortaklarından biri -belki de birincisi- olmayı başarmıştır. Böylece, kıta ile ilgili herhangi bir meselede, 15-20 yıl öncesine kıyasla gözler daha sık bir şekilde Pekin’in tepkisinin ne olacağına çevrilebilmektedir. Çin’in kıtada bu denli etkili olmasında bu ülkenin ekonomik ve siyasi politikalarının başarısı kadar, Batılıların ve ABD’nin kıtadaki “vurdumduymaz” ve “yukarıdan bakan” tavırları da etkili olmuştur. Afrikalılar ile olan ekonomik ve siyasi ilişkilerin tesisi noktasında çeşitli koşullar öne süren ve yalnızca Batı’nın değerlerini benimseyip hayata geçirenlerin kazanabileceği algısını yayan Batılılara karşı, Çin Afrikalılar için tabir-i caizse “denize düşenin sarılmak zorunda kalacağı” günü kurtaran bir alternatif durumuna gelmiştir. Ne var ki, yukarıdaki ifadeden de anlaşılacağı üzere, bu ülkenin kıtadaki varlığı tıpkı Batılıların varlığı gibi emperyalist yaklaşımlar doğrultusunda şekillenmekte, orta ve uzun vadede Afrikalı uluslara kendilerini kanıtlama ve kendi ayakları üzerinde durarak uluslararası sistemde etkili birer aktör olarak var olabilme imkânı sunmamaktadır.  Kısacası, Batılıların ve Çin’in kıtada uyguladığı yöntem farklı olmakla beraber, Afrika’da var olma amaçları paralellik göstermekte, hepsi kıtanın zengin doğal kaynaklarına ve potansiyeline farklı yollarla ulaşma amacı gütmektedirler.

Aynı Amaç Farklı Yöntemler

Batılıların ekonomik ilişki kurmak ya da faiz ve hibe kredi vermek için Afrikalı ulusların önüne sürdükleri demokrasi, şeffaflık, iyi yönetişim gibi önkoşullara karşın, Çin verdiği paranın nasıl ve nerede kullanılacağına çok fazla karışmama tarafında görünmekte, hatta bu tarz bir müdahaleyi ilişki kurulan devletin iç işlerine karışma şeklinde değerlendirerek, söz konusu devletin egemenlik haklarına karşı bariz bir saldırı olarak yorumlamaktadır. Bu durum ise, Afrikalı devlet adamlarının nezdinde Çin’in önemli bir alternatif ve kolay para kaynağı olarak ön plana çıkmasına neden olmaktadır.  Aslında ne Batılıların ne de Çin’in ekonomik ilişki kurulurken ortaya koyduğu bu yöntemler kıta ülkelerinin dertlerine tam manası ile derman olamamaktadır. Zira bir taraf iç işlerine karışmak vasıtasıyla kıta ülkelerinin ekonomik ve siyasi bağımsızlığına ket vurmaya çabalamakta, diğer taraf ise sorgusuz sualsiz bir şekilde aktarılan ekonomik kaynaklarla Afrikalı devletleri israf ve yolsuzluğa sürükleyerek, nihai noktada bu devletleri borç batağına sokma riski ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bilhassa Batılılar tarafından Çin’in Afrika’daki ekonomik faaliyetleri tam da bu nokta üzerinden eleştirilmektedir. Sahanın uzmanlarına ve siyasetçilere göre, Çin Afrika başta olmak üzere dünya üzerindeki çeşitli devletleri “kasıtlı olarak” borçlandırarak “borç tuzağı” politikası gütmekte, böylece borçlarını ödeyemeyecek durumda olan devletlerin çeşitli varlıklarına, ekonomik ve siyasi bağımsızlıklarına en basit ifadeyle ipotek koymaktadır. Görüldüğü üzere, nihai noktada IMF’nin ve Batılıların ağır reçetelerinden kaçan uluslar,  Çin tehdidine maruz kalmaktadırlar.

Çin’in Borç Diplomasi

Anlaşılacağı üzere Afrika’da ve dünyada artan Çin etkisinden rahatsız olan taraf ülkeler, Çin’in aşırı borçlandırma ve borç diplomasisi aracılığıyla ekonomi kartını emperyalist güdüleri için son derece önemli bir araç olarak kullandığını, nihayetinde ülkenin bu politikasının borç batağına saplanan ülkelerin kaynaklarını ve stratejik önemi haiz değerlerini sömüreceğini ileri sürmektedirler. Geçtiğimiz yılın verilerine göre Çin’e en çok borcu olan 8 ülke Cibuti, Tacikistan, Kırgızistan, Lao, Maldivler, Madagaskar, Pakistan ve Karadağ’dır.  Bu borçlar, büyük oranda ilgili devletlerin çeşitli altyapı ve üstyapı faaliyetleri için Çinli muhataplarından aldıkları kredilere dayanmaktadır. Çin yönetimi bir yandan kendi ekonomik çıkarları ve küresel liderlik amacı bağlamında oldukça büyük bir öneme sahip olan “Kuşak ve Yol Girişimi” çerçevesinde bu kredi ve borçlandırmaları desteklerken, diğer yandan borçlarını ödeyemeyen ülkelerin çeşitli varlıklarına el koyarak söz konusu girişimin güvenliğini ve sürdürülebilirliğini garanti altına almaya çalışmaktadır. Bu durum, borçlu devletlerin ve uluslararası toplumun nezdinde Çin’e karşı endişeye sevk ederken, akıllara Sri Lanka örneğini getirmektedir. Hatırlanacağı üzere Çin’e ve bu ülke menşeli firmalara % 8 faiz ile 8 milyar dolar kredi borcu bulunan ve borçlarını ödemekte zorlanan Sri Lanka hükümeti, 2017 yılında Hambantota kentindeki bir limanın kullanım ve tasarruf haklarının % 70’ini 99 yıllığına Çinli bir şirkete devretmişti. Bu durum bir yandan Çin’in yumuşak güce dayalı dış politika söylemine büyük bir darbe vururken, öte yandan Çin’in yayılmacı iştahı konusunda uluslararası toplumun diğer üyelerini ve bilhassa borçlu ülkeleri tedirgin etmişti.

Borç Diplomasisinin Afrika’ya Yankıları: Lütuf mu Lanet mi?

Pekin’in uyguladığı borç diplomasisi sonucunda ortaya çıkan ekonomik ve siyasi egemenlik sorunsalı, 21. yüzyılın başlangıcından itibaren Çin ile yakın ekonomik ilişkiler kuran, bu ülkeden büyük miktarda kredi ve hibe alan Afrikalı ulusları da tehdit etmektedir. Hâlihazırda, Zambiya ve Cibuti tehlikeyi en yoğun hisseden ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Çin’e olan borcu her geçen gün artan Zambiya’da, tıpkı Sri Lanka’da olduğu gibi ülkenin bazı milli kurumlarının sahiplik ve kullanım hakkının borcuna karşılık Çinli şirketlere devredildiği iddiaları bu husustaki endişeleri daha da arttırmıştır. Başkan Edgar Lungu’nun göreve geldiği 2015 yılı Haziran ayından bu yana Çinli şirketler ile çeşitli yatırımlar için 8 milyar dolar değerinde finansman anlaşması yapan Zambiya’da, kabaran ve ödenemeyen borçlar neticesinde bir elektrik şirketinin (Zesco), TV ve radyo istasyonu olarak faaliyet gösteren bir kamu kuruluşunun (ZNBC) ve bir havaalanının (Kenneth Kaunda Uluslararası Havalanı) Çin’e devredildiği iddia edilmektedir. Zambiyalı yetkililer bu iddiaları reddetse de, borçlarını ödemekte zorlanan ülkede Çin finansmanı ile gerçekleştirilen yatırımların geleceği konusunda yetkililer tarafından birbiriyle çelişen açıklamalar yapılmaktadır. Ülkenin Finans Bakanı “Çin finansmanı ile gerçekleştirilen yatırımlardan % 80’in altında tamamlanan bütün yatırımların” iptal edileceğini duyururken, Başkan Lungu “her şeyin yolunda olduğunu ve yatırımların devam ettirileceğini” açıklayabilmektedir. Aynı zamanda Çin, Zambiya Ulusal Radyo ve Televizyon Yayıncılığı Şirketi’nin de hisselerinin % 60’ını elinde bulundurmaktadır. Bu durum, Batılıları ve Batı’nın güdümündeki IMF’yi endişeye (!) sevk etmekte, çözüm önerileri ortaya atılmakta ve Çin şiddetle eleştirilmektedir. Zira Zambiya’nın mevcut borçlarının büyük bir kısmı Çin’den aldığı kredi ve yatırım finansmanlarından kaynaklanmaktadır.

Kıskaçtaki Diğer Afrikalı Ülkeler: Cibuti, Nijerya ve Güney Afrika

Çin’in borçlandırma diplomasisinin olumsuz sonuçlarına maruz kalabilecek bir diğer Afrikalı ülke ise Cibuti’dir. Cibuti de tıpkı Sri Lanka ve Zambiya örneklerinde olduğu gibi, Çin’e ödeyebileceğinden çok daha fazlasını borçlanan ülkelerdendir. Bu ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının % 88’ine denk gelen 1.72 milyar dolarlık kamu borcunun büyük bir kısmı Çin’e yöneliktir. Bu borçlar ise büyük oranda yatırım ve kalkınma alanındaki projeler için alınan kredilerden kaynaklanmaktadır.  Cibuti’nin ABD ve diğer küresel güçler için stratejik önemi düşünüldüğünde, bu ülkenin de ulusal varlıklarının bir kısmını borcuna karşılık Çin’e devretmesi ve Pekin yönetiminin Cibuti’de ekonomik ve siyasi nüfuzunu arttırma ihtimali, Washington yönetimi başta olmak üzere söz konusu küresel güçleri tedirgin etmektedir. Afrika Boynuzu’nda yer alan, Ortadoğu’ya ve enerji geçiş yollarına yakınlığı ile dikkat çeken Cibuti’de bir askeri üsse sahip olan ve 4000 civarında askerini bu ülkeye konuşlandıran ABD için, ülkede bu çeşit bir senaryo ile karşılaşması itibar ve nüfuz kaybı anlamına gelebileceği gibi, Washington’un Afrika ve Ortadoğu’daki planlarını da sekteye uğratma riskini bünyesinde barındırmaktadır. Cibuti’de ABD’nin dışında Çin Halk Cumhuriyeti, İtalya, Fransa, Almanya, Uganda, İspanya ve Suudi Arabistan da birer askeri üsse sahip olduğu düşünüldüğünde, bu ülkenin Çin nüfuzuna girmesi ihtimaline yönelik uluslararası endişenin muhtevası daha iyi anlaşılabilmektedir. Ayrıca Güney Afrika ve Kenya gibi ülkelerin Çin’e karşı artan borçları da, bu ülkeleri olası bir borç batağı tehdidine sürüklemektedir. Güney Afrika’nın en büyük kamu şirketine Çin’den sağlanan 2,5 milyar dolar değerindeki kredi ve Kenya’nın Çin’e 2013 yılında 1 milyar doların biraz altında olan borcunun 2017 yılında 5,2 milyar dolara yükselmesi, bu yöndeki endişeleri pekiştirmektedir.

Sonuç Yerine: Ne yapılmalı?

Birçok uzman araştırmacı, siyasetçi ve devlet adamı tarafından Çin’in Afrika’daki faaliyetleri “yeni sömürgecilik” minvalinde değerlendirilmektedir. Çin’in verdiği yüksek krediler ve kıta ülkelerini devasa bir şekilde borçlandıran yatırımlara verdiği destek, bu ülkenin kıtada izlediği ekonomi politikasının temelini oluşturmaktadır. Çin’in borçlandırma stratejisi olarak ifade edilen bu durum, yapısı itibariyle orta ve uzun vadede Afrikalı ulusların egemenliği için kıta ülkelerinin aleyhine, Pekin yönetiminin ise lehine ciddi sorunlar doğurabilme potansiyeline sahiptir. Sağlanan sınırsız (!) ve sualsiz (!) kredilerin, Afrikalı devlet adamlarını israf ve yolsuzluk batağına sürükleme ihtimali de düşünüldüğünde, geçtiğimiz yıl Sri Lanka’nın başına gelen hadisenin yakın gelecekte Çin’e olan borçlarını ödeyemeyecek durumda olan herhangi bir Afrika ülkesinin başına gelmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bu nedenle Batılıların ve Çin’in Afrika’nın ekonomik kalkınma hamlelerine sağlıklı bir şekilde katkı sağlayamadığı gerçeği üzerinden hareket edilecek olursa, kıta ülkelerinin kendi ayakları üzerinde durabilecekleri alternatif ekonomik kanalları keşfetmeleri ve bir an önce bu kanallara yönelmeleri elzemdir.

Not: Bu makale, AA Analiz Haber’de 21.09.2018 tarihinde yayınlanmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/cin-in-borc-diplomasisi-ve-afrika/126077

Share.

Yazar Hakkında

Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.1986’da Osmangazi’de (Bursa) doğdu. Aslen Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü (Unulla) köyündendir. 2004’te Bursa İpekçilik Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden ve 2009’da İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen yüksek lisans ve doktora bursunu kazarak bu kurumda ‘araştırmacı bursiyer’ statüsünde 3,5 yıl araştırmalarına devam etti. Ayrıca doktora sürecinde T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı kuruluşu Türk Tarih Kurumu bursiyerliğine hak kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın danışmanlığında “Osmanlı Devleti’nin Afrika’da Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Siyaseti [XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyılın Başları]” konulu yüksek lisans tezini (2009-2011) ve “Afrika’nın Kuzeyini Güneyinden Ayıran Toplum Tevârikler ve Stratejik Konumları: Osmanlı-Tevârik Münasebetleri” konulu doktora tezini (2011-2015) başarıyla tamamladı. Buna ek olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında Afrika üzerine ikinci doktorasına devam etmektedir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922) [Ankara, 2013] başlıklı kitabı yanında Trablusgarp: Hedefteki Ülke Libya’nın Tarihi; Tarih-i İbn-i Galbun&Trablusgarp Tarihi, Osmanlı’dan Günümüze Afrika Bibliyografyası ve Sudan Seyâhatnâmesi gibi Afrika kıtasıyla ilgili ortak kitap çalışmaları, makaleleri, ulusal/uluslararası tebliğleri ve saha ile ilgili raporları/analizleri bulunmaktadır. Türk-Libya Dostluk Derneği’nin genel sekreteri olan Tandoğan, Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesi olup başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yorum Yap