Cape Town Üniversitesi Tıp Profesörü Mayosi’nin İntihar Sebebi, Güney Afrika’da Irkçılığın Tarihsel Kökenlerinde Saklı

0

Geçen ay hazin ölümüyle Güney Afrika halkını derin üzüntüye boğan dünyanın en iyi kalp cerrahlarından Prof. Dr. Bongani Mayosi’nin intihar sebebinin sosyal baskı olduğu üzerinde duruluyor. Ailesinin verdiği beyanata göre Mayosi’nin Feesmustfall eylemleri sırasında kendi halkı tarafından kokonat gibi ırkçı yaftalamaları kaldıramadığı ve depresyona girdiği ifade ediliyor.

Güney Afrika’da 400 yıla aşkın bir tarihin izlerini taşıyan ırkçılık, halen toplumu çeşitli yönleriyle etkilemeye devam ediyor. Özelikle Güney Afrika’daki politikacıların bir siyaset aracı olarak kullandıkları ırkçılık, Güney Afrika’yı terk etmeyen bir karahumma gibi geçmişin acı izlerini günümüze taşıyor. Cape Town Üniversitesi’nin Tıp Fakültesi cerrahlarından olan Prof Mayosi 39 yaşında Profesör olmuş, Harward ve Oxford gibi üniversitelerde çalışmalarda bulunmuştu.

Prof. Dr. Bongani Mayosi Cape Town Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki Ofisinde, 2018

Prof. Mayosi’nin cenazesi devlet başkanı C. Ramaphosa’nın da katıldığı bir törenle toprağa verilmişti.  Bu denli başarılı bir ilim adamının vefatının ardından konuşulan en önemli mesele ise yüzyıllarca ırkçılıkla boğuşan bir halkın şimdi bu mefhumu bir ruh hastalığı gibi kendi aleyhine kullanmasıydı. Gazetecilerin ve ilim adamlarının katıldığı panellerde konuşulan Güney Afrika’da son zamanlarda zuhur eden yabancı düşmanlığı Xenophobia haricinde ırkçılığın toplumun birbirini suçladığı bir kavrama dönüştüğünün en somut kanıtı Prof. Mayosi’nin intiharıydı. Yurt dışında okuyup ülkesine dönen Prof. Mayosi halkı tarafından yaftalanmış ve kokonat gibi alaycı tabirlerle kendisini intihara sürükleyen bir bunalıma sürüklenmişti. Peki, Güney Afrika’da bu denli bir ırkçılığın halen devam etmesine sebep olan etnik ayrımcılığın tarihi kökenleri nedir? Bu intihar hadisesine sebep olan yaftalamaların arka planında yüzyıllarca Güney Afrika halkı üzerinde bir korku psikolojisi oluşturmuş ve toplumun zihninde yatan ırkçılığın yansılamalarının olduğu görülmektedir.

Bilindiği üzere Avrupalı milletler tarafından işgal altına alınan Güney Afrika toprakları 1652’den 1994 yılına kadar bilfiil ırkçı bir ayrımcılığa şahit olmuştur.  Bu sebeple çeşitli yönleriyle devam eden bu sancılı sürecin ve Güney Afrika’da ırkçılık hareketlerinin yüzyıllara dayanan acı travmalarını halen görmek mümkündür.

Güney Afrika’da Irkçığın Tarihsel Kökenleri

Güney Afrika tarihinde ırkçılığın temelleri 1652 yılında Hollanda işgali döneminde atılmıştır.  O dönemde siyahilerin ‘Kâfir’ olarak, Hristiyan melezlerin ‘Bastard’ ve tüm müslümanların ise Malay olarak kaydedildiklerine dair kayıtlar, bahse konu ırkçığın boyutu hakkında yeterli deliller sunar. Güney Afrikalı beyaz olmayan vatandaşların ırkçılık adına yaptıkları mücadeleler ise daha çok İngiliz işgali dönemindedir. Güney Afrika yerli halkı, sömürgeciler tarafından yıllarca sürdürülen zalimane davranışlara karşı başkaldırmışlardır. Kilisenin ırkçı ve ayrımcı politikaları da o dönemde dikkati çeken başka bir unsur olarak tarihte yerini almıştır. Öyle ki 1825 yılında Cape Town’da büyük bir yerli köle topluluğu,  Hristiyanlığın köle sahiplerin ve baronların dini olduğuna kanaat getirerek topluca Müslüman olmuşlardı.

Güney Afrika’da Apartheid döneminde ise her ne kadar ırksal ayrımcılık genel itibariyle vurgulansa da o dönemin alt yapısını oluşturan ayrımcılığın temelleri Güney Afrika Birliği döneminde atılmıştır. Öncelikle 1901 ve 1902 senelerinde Cape Town’da mesken mahalleler salgın hastalık sonucu ayrılmış, 1920 yılında ise bazı bölgelerin sıhhat açısından ayrı tutulması ve her kesimden milletin bu tür sahalara sokulmak istenmemesi ırksal ayrımcılığın farklı şekillerde tezahürleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Başlı başına ırkçılık anlayışına bağlı olarak geliştirilen Apartheid rejimi, Güney Afrika’daki halklar arasındaki eşitliği tamamen ortadan kaldıran ve hak üstünlüğünü beyazlara (Avrupa asıllı milletlere) veren 1948–1994 yılları arasındaki ırksal ayrımcılık dönemiydi.

Apartheid devrinde ilk olarak yürürlüğe konulan kanuni uygulama 1948 yılında Avrupa kökenli olmayan yerlilerin aslen Avrupalı olanlarla yani genel itibariyle Hollanda ve İngiliz asıllı tüm beyaz tenli vatandaşların Hint, Malay, Melez veya yerli siyahilerle evliliğine kanunen son veren yasadır. Irksal ayrımcılığa dayalı benzer birçok uygulama bu yıllarda yasallaşarak halkın birbirinden kopmasına sebep olmuştur.

Apartheid rejiminin halk üzerindeki sosyolojik etkisi fevkalade tesirli bir travma olup Güney Afrika’nın toplumsal yapısında özellikle siyahi kesimde etnik ayrımcılığa karşı hassasiyet yaratmış bir olgudur. Güney Afrikanın yerlileri olan siyahilerin yüzyıllar sonra Nelson Mandela önderliğinde başa gelmesiyle başlayan yeni dönem, tüm yerli ve sonradan gelenleri kucaklayan bir politika vadediyordu. Fakat 1994 genel seçimlerinden sonra demokratik hakların dağılımı hususunda ırkçılığın tersi yönünde hukuki uygulamalarla siyahilerin daha fazla hak elde etmesi sağlanmıştır. Mesela siyahileri güçlendirme politikası Broad-Based Black Economic Enpoverment Act adındaki kanunla daha önce hakları yendiği addedilen siyahilerin işlere alınmada imtiyazlı olması, Melez ve Hintli kesim tarafından haksız bulunmuştur.

Buna rağmen son zamanlarda radikal bir siyahi kesimin ortaya attığı iddia ise Nelson Mandela’nın ve onu takip eden siyahi politikacıların beyazlara karşı daha kanlı bir mücadele vermeleri gerektiği yönündedir. Bu radikal kesim, Cape Town Üniversitesi’nde sömürgeci Cecil J. Rhodes’un heykelini şiddetli protestolarla kaldırmışlar ve bu tür şiddetli eylemlere karşı gelen siyahi akademisyenleri ihanetle suçlamışlardır. Politikacı Julius Malema’nın desteklediği söylenen bu radikal kesim, Avrupa’da okumuş ılımlı siyahi ilim adamlarına “satılmış” (sellout) ya da içi beyaz-dışı siyah manasında “kokonat” demektedirler. Son zamanlarda Güney Afrika’da meclis kulislerinde dahi konuşulan Siyahiler arasındaki bu gruplaşma esasında haksız ithamlara dayanamayan Prof. Mayosi’nin intiharına sebep olmuştu. Cape Town Üniversitesi Yönetim Kurulu Başkanı Graça Machel bu akıl almaz ırkçı suçlamalardan bir akademisyenin bunalıma girip intihar etmesinde kendisi de dahil tüm toplumun sorumlu olduğunu ifade etti. Mayosi’nin ailesi ise bu ırkçılık söylemlerinin artık politikacıların bir oy toplama malzemesi olmaktan çıkması gerektiğini söyledi.

Güney Afrika’da uzun yıllara dayanan ırkçılığın yarattığı sosyal travmalar zaman içerisinde ırklar arası ticari ilişkilerin hatta evliliklerin artmasıyla ve hiç şüphesiz bilinçli devlet ve eğitim politikalarıyla tarihe karışacaktır.

Share.

Yazar Hakkında

Dr., Cape Town Üniversitesi. Halim Gençoğlu, 1981, Trabzon doğumludur. Türkiye'de çeşitli üniversitelerde Osmanlı Devleti ve ekonomik tarihi üzerine ihtisasından sonra sömürge tarihi çalışmalarına yöneldi ve bu vesileyle bazı Afrika ülkelerinde çalıştı. 2009 yılında Güney Afrika'da Cape Town Üniversitesi'nde yeniden bir yüksek lisans tezi çalışmasına girerek "Afrika'da Osmanlı Varlığı" adlı Honor projesini tarih bölümünde Prof. Dr. Nigel Worden'la tamamladı. Aynı fakültenin Teoloji departmanında Müderris Ebubekir Efendi'nin Ümit Burnu'ndaki faaliyetleri konusunda yazdığı yüksek lisans tezini 2013 yılında dereceyle tamamladı. 2017 yılında aynı fakültenin Yahudi Tarihi ve Dili bölümünde Afrika-Orta Doğu'daki Yahudi yerleşmelerini ve inanç yapılarını Tevrat'taki Siyonizm ve Siyasi Siyonizm ölçeğindeki araştırmalarını Doktora tezi olarak tamamladı. Çalışmaları İngilizce, Türkçe, Afrikansca makale ve kitap olarak yayınlandı. Cape Town Üniversitesi'nde Afrika Çalışmaları bölümünde araştırmacı olarak görev yapmakta olup bilhassa Osmanlı tarihi üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

Yorum Yap