Almanya’nın “Yeni Afrika Politikası” Ne Kadar Yeni?

0

Almanya’nın Afrika politikası uzun bir süredir durgunluk evresindeydi. Ülkede, bilinen sebeplerden ötürü 2010 yılından itibaren yeniden gündeme gelen Afrika, birçok bakanlığın, siyasi parti ve vakıfların odak konularından biri haline geldi. Bu bağlamda geliştirilen birçok Afrika planı ve konseptine son olarak 2017’nin başında tanıtılan Marshall Planı da eklendi. Federal İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı tarafından geliştirilen plan aynı zamanda geçtiğimiz aylarda gerçekleşen ve Almanya’nın Dönem Başkanlığı’nı üstlendiği G-20 toplantısının da ana konularından birini oluşturacaktı. Hedef, Marshall Planı ile birlikte “Compact with Africa” projesini Hamburg’da düzenlenen G-20 zirvesinde katılımcı ülkelere tanıtmak ve bu ülkeler ile Afrika hükümetleri arasında uzun vadeli ve kalıcı iş birlikleri oluşmasını sağlamaktı. Ancak odak noktası olması beklenen Afrika, G-20’nin gündemindeki diğer konuların gölgesinde kalarak, tabir-i diğerle bastırıldı. Sonuç olarak Afrika için büyük hedefler vadeden G-20 zirvesinin beklentileri ne derece karşıladığı, zihinlerde büyük bir soru işareti olarak kaldı.

Marshall Planı

Almanya’nın öncülüğünde, G-20 ülkeleri ile Afrika’nın gelişimi ve refahı için kıtada verimli bir yatırım politikası izlenilmesine karar verildi. İlk etapta gayet olumlu duran bu yeni planın zamanlaması biraz ilgi çekici. Bilindiği üzere 2015 yılında patlak veren mülteci krizinden hemen sonra birçok Orta ve Kuzey Avrupa ülkesi kapılarını Afrikalı mültecilere kapadı. Her ne kadar sesli dile getirilmese de Almanya gibi birçok Avrupa ülkesinin ana hedeflerinden birisi göçü mümkün olduğunca engellemek idi.  Ancak fakirlik, salgın hastalıklar, iç savaş ve daha nice belirsizlik içinde yaşayan çoğu Afrikalı için, topyekûn Avrupa’nın bu göçü engelleme taktiklerinin bir caydırıcılığı olmadı. Halen ülkelerinden gayri meşru yollarla kaçarken Akdeniz’de teknelerinin batması sonucu ölen Afrikalı mültecilerin haberleriyle karşılaşmak, dünya medyasında olağan bir durum. Bu bağlamda yürütülen göç politikasının verimsizliğini ve çaresizliğini fark eden Almanya, başta göçü engellemek adına daha uzun vadeli ve sonuç odaklı bir politika izlenmesi gerektiğini anlamış olacak ki, dünya egemen güçlerinin öteden beri geri kalmış ülkelere uygulayageldiği Marshall Planı’nın yeni bir Afrika konseptini ortaya çıkardı.

‘Afrika ile’ mi yoksa ‘Afrika için’ mi?

Almanya Federal İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı’nın resmi sayfasında “Afrika ve Avrupa – Kalkınma, Barış ve Gelecek İçin Yeni Bir Ortaklık: Afrika ile Marshall Planı için Ana Hatlar” başlığı altında yayınlanan bu planda ilk dikkat çeken husus başlıktaki ‘ile’ bağlacı. Bilindiği gibi G-20 ülkeleri arasında Güney Afrika dışında hiçbir Afrika ülkesi bulunmamaktadır. Bu da akıllara, Afrika ile yeni bir işbirliği öngören bu planın bu kıtadaki ülkelerle ne denli bir iletişim halinde yapıldığı ve bu ülkeler için hazırladığı kalkınma projesinde onların talep ve ihtiyaçlarını ne derece göz önünde bulundurduğu sorularını akla getiriyor. Bunun yanı sıra planın hazırlanışında Afrika kıtasına dair ciddi çalışma ve konseptler ortaya koymuş Afrikalı aktörlerin ve kıta kuruluşlarının da fikirlerinin alınıp alınmadığı bir muamma olarak kalıyor.

Genel hatlarıyla ele alındığı zaman Marshall Planı, maksada hizmet edecek şekilde tasarlanmış bir Afrika politikası izlenimi veriyor. Almanya’nın bugüne kadar yürüttüğü Afrika politikasındaki eksikliklerin yanı sıra Afrika kıtasının genel sorunlarına da değinen plan, neler yapılması gerektiği konusunda bir yol haritası çiziyor. Bu bağlamda güdülen hedef,  kıtada sanayinin geliştirilmesi, modern tarım yöntemlerinin uygulanması, yeni iş imkanlarının oluşturulması ve böylece fakirliğin ortadan kaldırılması şeklinde belirleniyor. Aynı zamanda uzun süredir birçok gelişmiş ülkenin görüş alanından çıkmış olan kıtanın önemsizleşmesinin önüne geçilmesi ve Afrika’ya yapılacak yatırımların çoğalması hedefleniyor. Kısaca özetleyecek olursak planın amacı, yıllardır açlık, yokluk ve yoksulluk içinde kıvranan Afrika ülkelerini bilinçlendirerek ve yol göstererek gelişim ve kalkınma konusunda gelişmiş ülkelerden medet ummak yerine kendi işlerini kendileri halledecek duruma getirmek. Bu bağlamda her bir Afrika ülkesinin kendi sorumluluğunu üstlenmesi ve üzerine düşen görevleri yerine getirmesi bekleniyor. Yani her bir Afrika yönetimine açık bir şekilde “artık siz de kendi ülkenizin gelişimi için aktif bir rol almalısınız” mesajı veriliyor. Peki, bu samimi bir talep mi?

Şu bir geçek ki, plan bu hedeften oldukça uzak. İlk etapta gayet olumlu görünen bu hedefler, Almanya’nın rahatsız olduğu “yardımsever zengin” imajından kurtulmaya çalıştığını da gözler önüne seriyor. Tam da burada Almanya hakkında “Afrika ile bir şeyler yapmak” değil,  “Afrika için bir şeyler yapmak” şeklinde kendini muhatabından büyük görerek mütekebbir bir eda içeresinde olduğu izlenimi oluşuyor. Çünkü geliştirilen bu yeni Afrika politikası ile Almanya her ne kadar Afrika ile aynı göz hizasında olduğu izlenimini oluşturmaya çalışsa da – daha önce de belirtildiği gibi – planın oluşumunda hiçbir Afrika ülkesiyle ortaklaşa çalışılmaması ülkenin henüz Batı’ya has “kendini üstün hissetme” psikolojisinden kurtulamamış olduğunu gösteriyor. Çıkış noktası olarak “Afrika ile Marshall Planı” ifadesini kullanan Almanya, Afrika ülkeleri ile müşterek bir gelişme günlüğü oluşturmak çabası içerisinde. Ancak örneklerden de anlaşılacağı üzere planın oluşturulmasında Afrika ülkeleri muhatap alınmayarak yine her zamanki gibi sözde “Afrika için” bir plan ortaya çıkmış durumda.

Bunların yanı sıra Marshall Planı’nda göz ardı edilen konulardan bir diğeri de, Afrika’da etkin birçok ülkenin Federal İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı’nın öngördüğü yeni Afrika stratejisini ne denli hayata geçirmeye müsait olduğu. Çünkü başta Fransa, İngiltere, Çin ve ABD olmak üzere birçok ülke, Afrika ülkelerini de içine alacak şekilde  iş birliği yapmak yerine bu kıtada jeopolitik ve jeostratejik hedefler gütmekte. Bir diğer konu ise bu yeni Afrika politikasına öncülük eden Federal İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı’nın hedeflenen yeni stratejiler için yeterli olup olmadığı. Özellikle Afrika ile gelişmiş ticaret hedeflerinin dile getirilmesi Federal Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’nın bu planın neresinde durduğu sorusunu akla getiriyor. Çünkü Federal İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı’nın Avrupa ve Afrika arasındaki ticari meselelerde etkin bir nüfuzu ve yeterli bir alt yapısı da yok.

Sonuç

Almanya, Afrika ile ilgili olarak yeni bir yol haritası çizmesi gerektiğinin bilincinde. Marshall Planı ile ülkede yeniden canlanan Afrika meselesinin ne denli yenilikler getirdiği ise tartışmaya açık bir konu. Birçok açıdan bakıldığında, Afrika ülkelerinin gelişimi için şimdiye dek yapılagelen bilindik işbirliklerinden daha fazlasını vadetmeyen bir planla karşı karşıyayız. Afrika ülkeleri ile işbirliği yapmak için ilk olarak bu ülkelerin taleplerini anlayarak bunlara nasıl karşılık verilebileceği bilinmeli. Bununla beraber 50’yi aşkın ülkenin bulunduğu bir kıtaya tek bir ülke muamelesi yapmaktan vazgeçilmeli. Çünkü Afrika ülkeleri kendi aralarında siyasi, ticari ve sosyo-kültürel alanda farklılıklar gösteriyorlar. Bu nedenle özellikle gelişime ve reformlara açık Afrika ülkeleriyle henüz bu seviyeye gelmemiş ülkelere aynı stratejinin uygulanması beklenen verimi getirmeyecektir. Marshall Planı’nın ise bu konuda henüz yetersiz kaldığı aşikâr.

Share.

Yazar Hakkında

Hamburg Üniversitesi Etiyopya ve İran Bilimleri’nde (Ethiopian Studies / Iranian Studies) (çift anadal) lisans-yüksek lisans birleşik eğitim gördü ve bu bölümlerden aynı anda mezun oldu. Yüksek lisans tezini birinci anabilim dalı olan Etiyopya Bilimleri’nde tamamladı. “Arşiv Dokümanları Işığında 16. ve 17. Yüzyılda Osmanlı-Etiyopya İlişkileri” başlıklı yüksek lisans tezinde Osmanlı arşiv dokümanlarının yanı sıra döneme ait Amharca yazmalarla çalıştı. Yoğunlaştığı alanlar, Etiyopya filolojisi ve el yazması kültürü; Etiyopya'da İslam ve Müslüman kabileler; Etiyopya merkezli olmak üzere Afrika'da köyden kente göç ve bunun getirdiği sosyo-kültürel sonuçlar. Almanca, İngilizce, Fransızca, Amharca ve Farsça’nın yanında Etiyopya ve İran’ın bazı ölü dillerini bilmektedir.

Yorum Yap