Almanya’nın Afrika’da Tutunma Çabaları

0

Toplam dış ticaret hacmiyle dünyanın üçüncü, ihracatıyla ikinci ülkesi olan Almanya’nın son yıllarda özellikle 2017 ile beraber Afrika kıtasını güçlü bir şekilde gündemine almasını nasıl okumalıyız? Almanya’nın Afrika’da temsil ettiği konum nereye tekabül etmektedir, kendisini kıtada nasıl görünür ve etkin kılmaya çalışmaktadır ve projelerinin oturduğu temel sac ayakları nelerdir? Bu soruların cevaplarını güvenlik, ekonomi ve Alman iç politikası bağlamında izini sürdüğümüzde göç olgusunun ve genişleyen “Afrika pazarında” var olma kaygısının Alman dış politikasında tetikleyici unsurlar olduğunu görebiliriz.

“Compact with Africa” ve “Marshall Plan for Afrika” Projeleri

2016 yılı Aralık ayı ve 2017 Kasımı arasında G20 dönem başkanlığı yapan Merkel, kıta işbirliğine yönelik iki iddialı program öne sürdü. Özel yatırım ve alt yapı çalışmalarını teşvik etmek için G20’nin inisiyatifinde “Afrika ile uyum” (Compact with Africa) projesi ve II. Dünya Savaşı sonrası yıkıma uğrayan Avrupa’nın hem ticari kalkınması hem de kendi ayakları üstünde tekrar durmasını sağlamak için ABD’nin öne sürdüğü Marshall Planı’ndan esinlenerek,  Federal Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı (BMZ) tarafından kıtaya yapılan yardımların yapısal reformlara yönelik yeniden düzenlenmek suretiyle “Afrika için Marshall Planı” (Marshall Plan for Africa) projesi, Almanya’nın kıtada bende varım seslerinin yansımalarıdır.

Federal Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı (BMZ) yardımcısı Jürgen Zattler, G20 zirvesinde ortaya atılan “Compact with Africa” projesinin 3 temeli olduğunu ifade etmektedir. Birinci temel makro ekonomilerini ve ekonomik yapılarını geliştirmek isteyen Afrika ülkeleri ile yatırım antlaşmaları yapmak. İkinci temel ise enerji ve özellikle yenilenebilir enerji alanında altyapısal yatırımları artırarak Afrika ülkelerinin kendi yenilenebilir enerji üretme potansiyellerine katkıda bulunmak. Üçüncü temel ise Afrika’da istihdam yaratmayı öncelemek.  Bu projeyle Almanya, daha çok iş ve ticaret odaklı bir hamle yaparak özel sektörü kıtada daha da teşvik etmek istemektedir.

Almanya’nın Kıtadaki Ticari Varlığı

2016 yılında Siemens, Volkswagen, Bosch ve Commerzbank’ın içinde bulunduğu 800 civarındaki irili ufaklı birçok özel Alman şirketinin kıtadaki doğrudan yatırımlarının değeri 10 milyar euro civarındaydı. Günümüzde ise Alman özel şirketlerin sayısı kıtada bini aşmış durumdadır. Biraz daha geriye doğru gittiğimizde, Alman şirketlerinin 2014 yılında yurt dışındaki doğrudan yatırım değerinin yaklaşık 1 trilyon euroya yakın olduğunu ve aynı yıl Afrika’daki doğrudan yatırım varlığının 7 milyar Euro civarında seyrettiğini göz önüne alırsak dışarıdaki toplam yatırımların % 1’inden az bir orana tekabül ettiğini söyleyebiliriz. Günümüzde ise Afrika, Almanya’nın toplam dış ticaret potansiyelinin % 2’sini oluşturmaktadır. Her ne kadar Afrika geneli bir açılım yapmaya çalışsa da Almanya’nın kıta ile olan ticari ilişkilerinde belli başlı ülkeler ön plana çıkmaktadır. 1000 kadar şirketin 400’ü Güney Afrika Cumhuriyeti’nde faaliyet göstermektedir. Güney Afrika dışında Nijerya, Fas, Tunus, Cezayir ve Mısır Almanya’nın en önemli ticari ortaklarıdır.

Gerek G20 zirvesi dahilinde Almanya’nın sunduğu “Compact with Africa”, gerek kalkınma yardımları bağlamında ortaya atılan “Marshal for Africa” gerekse iş ve ticaret odaklı “Pro! Africa” projelerinin hızlı bir şekilde gündem edilmesinin arka planında Afrika’da iş ortaklığının yanı sıra özellikle 2015 yılından beri AB için ciddi sorun teşkil eden göç meselesinin yattığını söyleyebiliriz. 2050 yılına tutulan bir projeksiyonla Afrika nüfusun 2 katına çıkması tahmin edilmektedir ve dünyadaki her 5 kişiden 2’sinin bu kıtadan olmasının ileride doğuracağı sıkıntılar şimdiden Avrupa için bir tedbir konusu olarak algılanmaktadır. Yüksek genç nüfusu karşılamada yetersiz olabilecek bir istihdam ve terörden kaynaklı nüfus hareketleri sorunu arka planda Avrupa’yı ciddi anlamda tedirgin etmektedir.

2015 yılında Almanya Suriye, Afganistan ve Afrika’dan 1,1 milyon civarında mülteci kabul etmek durumunda kalmıştı. AB’ye ve ülkeye kaçak yollarla giren, özellikle Afrika bağlamında Akdeniz yolu üzerinden kıtaya yapılan yoğun göçler Avrupa’da ve Almanya’da “aşırı sağ” siyasetin yükselmesine sebep olmuş ve mevcut ülke liderlerine yapılan eleştirileri arttırmıştır. Bu projeler vasıtasıyla adeta alt metinde “siz yeter ki gelmeyin biz burada size imkânlar sunalım, Afrika’da kalın” mesajı verildiği sezinlenmektedir.

2012-2015 yılları arasında Afrika’ya ziyareti bulunmayan Merkel’in 2016’da Etiyopya, Mali ve Nijer ziyaretlerinin ardından 2017 yılını “Afrika yılı” ilan etmesi, 2018’de Senegal, Nijerya ve Gana’ya ziyarette bulunması hayli dikkat çeken bir durumdur. Bu gezilerde ön plana çıkan hususlar yatırımlar, ekonomik ilişkiler (hammadde temini, enerji yatırımları, iş istihdamı yaratmak), terör ve göç meseleleri olmuştur. Görüşmelerde özellikle göç meselesinin en kritik rolü oynayacağı hem ikili temaslar öncesi hem de sonrası yapılan analizlerde ısrarla vurgulanmaktadır.

Merkel’in son Afrika ziyareti bağlamında Batı kanadından yapılan birçok analizin ortak noktası göçlerin azaltılması ve ekonomik yatırımların arttırılması olmuştur. Bu minvalde AB’nin ve Almanya’nın işbirliği, yatırım ve yardım şartları arasında hukukun egemenliği, istikrar, şeffaflık gibi ilkeleri öncelemesini kendi yatırımlarını garantiye almak olarak da okuyabiliriz. BMZ Başkanı Gerd Müller Afrika’da yoksullukla savaşmak sadece ahlaki bir görev değil, aynı zamanda Almanya gibi müreffeh ülkelerin çıkarlarıyla da ilgilidir derken, samimiyetinin hangi ibreye yakın olduğu konusunda şüphe yarattığını da burada not düşmek yerinde olacaktır.

Elbette ki bu projelerin (“Compact with Africa” ve “Marshall Plan for Africa”) hem yenilenebilir enerji, hem teknoloji paylaşımı sahasında hem de iş istihdamı yaratma sahasında iddialı olduğunu ifade edebiliriz. Fakat Alman-Afrika İş Birliği Derneği Başkanı Stefan Liebing uygulamanın temennileri karşılayacak aksiyondan henüz mahrum olduğunu dile getirerek daha somut adımların atılması gerektiğini söylemiştir. Özellikle bu tarz bir güvenceleri varken Alman rüzgâr ve güneş enerji proje girişimcileri sermaye ve banka kredilerini harekete geçirebileceğini ifade ettikten sonra Türkiye, Fransa ve Çin’in bu uygulamayı daha iyi yaptığından bahsederek kıtadaki rakiplerinin hamlelerini değerlendirmiştir.

Sömürge Dönemi Mirası ve Etkileri

Almanya’nın sömürge döneminde kıtada 4 bölgesi vardı: Alman Güneybatı Afrikası (Bugünkü Namibya), Alman Doğu Afrikası (Ruanda, Burundi, Tanzanya), Togoland (Togo) ve Kamerun. Bugünkü Namibya’da 1904-1907 yıllarında gerçekleşen 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak bilinen Harare ve Nama Soykırımı ve diğer sömürgelerde uyguladığı sert ve acımasız politikalar bölgede Almanya’ya olumsuz bir miras bırakmıştır. Resmi makamlardan son yıllarda özür gelse bile, bu özrün pratik bir karşılığının olmaması ve Almanya Federal Cumhuriyeti’nin kendi geçmişindeki acımasız bir soykırımla yüzleşme konusundaki geçiştirmeci tavrı bölgedeki imajını zedelemektedir. Her ne kadar Ova Herero Soykırımı Derneği (Ova Herero Genocide Association) ve Nama Geleneksel Liderler Derneği (Nama Traditional Authorities Association) Alman devletine karşı öldürülen 100 bin insan için bir dava açsa da sembolik olarak iade edilen birkaç insan kafatası dışında bir gelişme olmamıştır ki bu durum esasında Avrupa sömürgeci zihniyetinin anlaşılması açısından ibretlik bir süreçtir.

Almanya’nın sunduğu projelerin bir diğer eleştiri konusu ise Alman GIGA Enstitüsü Afrika İlişkileri Müdür Vekili Jann Lay’ın değerlendirmelerinde Afrika’nın koloni mirasından kalma eşitsizliklerin olumsuz etkilerinden mülhem projelerin uygulanmalarında bazı risklerin olduğunu dile getirmesi olmuştur. Afrika’nın yeterli bir endüstrileşmeye sahip olmaması, ihracatının birincil kaynaklar üzerinden yapması ve ürün çeşitlendirmesinin az olması, iç dinamiklerde büyük sermayedarların boşluğu gibi durumlar söz konusu olduğu sürece ortak ticaret işbirlikleri gelişmiş devletlerin lehine işleyen bir süreç olarak devam edecektir. Bu tarz yaklaşımların bağımlılık ilişkileri yarattığı ve derinleştirdiği sürece Afrika’nın kalkınması ve kendi ayaklarının üstünde durabilmesi ne kadar gerçekçidir meselesi de ayrı bir soru olarak muammasını korumaktadır.

Almanya’nın dolayısıyla AB’nin bu bölgedeki temel motivasyon kaynağı Afrika’nın sorunlarına köklü çözümler bulma konusunda yardımcı olmak mı yoksa pazar yarışından kopmamak ve uzun vadede müdahale edilmediği takdirde hızla artan genç nüfusun işsizlikten ve bölgedeki terörden kaynaklı insan hareketlerinin (göç, sığınmacı, mülteci) müreffeh Avrupa kıtasında doğurabileceği güvenlik sorunlarına çözümler mi bulmak sorusu şatafatlı manifesto bildirilerin arkasındaki müphemliğini korumaktadır.

Not:  Bu makale, AA Analiz Haber’de 11.03.2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Share.

Yazar Hakkında

Muhammed Salih Demirtaş, 1993 yılında Kocaeli/İzmit'te doğdu. Kocaeli’nde geçen ilköğretim ve lise eğitiminin ardından, 2017 yılında Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümünden mezun oldu. 2018 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İlgi alanları; post-kolonyalizm, Afrika’da barış ve çatışma çözümlemeleridir.

Yorum Yap