Afrika’daki Tehlikeli Virüs: Birleşik Arap Emirlikleri

0

ABD ve Çin gibi küresel güçlerin ekonomi, diplomasi ve askeri alanlarda Afrika’ya ağırlık vermeleri post-kolonyal dönemde Afrika siyasetinin önemli gündem başlıkları arasındadır. Afrika siyaseti (Trump ve Obama’nın ikinci dönemi hariç) ABD-Çin rekabetine yoğunlaşırken Fransa, İngiltere ve Almanya gibi kıtanın eski sömürgeci güçleri yeni oluşturdukları Afrika vizyonları ile kıtanın potansiyeline hücum ederek, çıkar yarışındaki yerlerini aldılar. Afrika kıtasını rekabet alanına dönüştüren büyük potansiyel sadece küresel hegemonik güçlerin veya eski sömürgeci güçlerin değil kıtadan ekonomik ve askeri alanda yararlanmak hatta kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmek isteyen bölge ülkelerinin de kıtaya olan ilgisini arttırıyor. Bu bölgelerin başında Afrika kıtasının komşusu olarak zikredebileceğimiz Körfez ülkeleri gelmektedir. Afrika ile Arap Körfezi’nin başta ekonomik, askeri ve diplomatik alanda olan derin tarihi geçmişi olan ilişkiler, Afrika’nın yükselişi ile yeni bir boyut kazanmış; ekonomi, dış politika ve askeri konuların son yıllarda ağır basması özellikle Afrika Boynuzu ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkileri başka bir boyuta taşımıştır. Günümüzde Çin-Afrika ilişkilerine odaklanan başta medya ve dünya kamuoyunun gözünden kaçan en önemli gelişme Körfez ülkeleri ile Afrika arasında yaşanan ekonomik, diplomatik ve siyasi ilişkilerdir. Suudi Arabistan ve BAE öncülüğünde Afrika’da gerçekleşen girişimlerin en önemli gündem maddeleri arasında Etiyopya-Eritre ve Eritre-Cibuti arasında yıllardır nihayete varamayan barış görüşmelerine öncülük ederek bu ülkeler arasında anlaşma sağlamak birincil başlık olarak öne çıkmaktadır. Afrika Boynuzu’nda yıllardır devam eden görüşmelere rağmen sonuca ulaşamayan girişimler nasıl oldu da Suudi Arabistan ve BAE öncülüğünde kısa sürede çözüldü? Bu sorunun cevabını BAE özelinde Körfez ittifakının Afrika Boynuzu’ndaki çıkarları doğrultusunda siyasi dizayn çabaları, Yemen Savaşı, Kızıldeniz’in jeopolitiği ve Katar-Türkiye gibi ülkelerin önünü kesme hevesinde arayabiliriz.

BAE’nin Afrika ve Afrika Boynuzu’ndaki hedefleri

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika kıtasındaki faaliyetlerini, Afrika Boynuzu ile sınırlandırmak hata olur. Afrika kıtasındaki ülkelerin ithalat ve ihracat yaptığı ülkelere baktığımızda çoğu ülkenin verilerinde ilk sıralarda BAE’yi görmek mümkün. Özellikle kıtanın altın, elmas ve değerli taş madenlerine sahip ülkeleri ihracat ve ithalatta BAE önemli ticari partner olarak gözüküyor. Bunun bir başka nedeni de BAE’nin ev sahipliği yaptığı ABD ve İngiltere menşeli çok uluslu şirketlerin BAE kanalıyla Afrika pazarına girme çabaları olarak yorumlanabilir. Afrika Boynuzu’na geldiğimizde ise BAE’nin siyasi işbirliği, ekonomik yardım, kredi anlaşmaları, yatırımlar, askeri üsler ve liman işletmeciliği gibi önemli başlıklarda bölgede nüfuz sağladığı ve etkisini arttırdığı gözlenmektedir. 2018’in yaz aylarında ise 20 yıldır savaş halinde olan Etiyopya ve Eritre BAE’li yetkililerin iki ülkeye yaptıkları ziyaretler sonrası barış görüşmelerine hazır olduklarını, kısa süre sonra da barış anlaşması imzalayacaklarını açıklamaları bölgedeki Körfez etkisine yeni bir boyut kazandırdı. BAE ve Suudi Arabistan tarafından ekonomik yardım ve kredi sözü verilen Etiyopya ve Eritre, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyısındaki Cidde kentinde Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdülaziz’in portresinin gölgesinde barış anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşmayı bölgede bir başka anlaşmazlık içinde olan Cibuti ve Eritre’nin BAE’nin ve Suudi Arabistan’ın baş aktör oldukları girişimle sonuçlanan yeni bir barış anlaşması izledi. BAE ve Suudi Arabistan’ı bölgeyi dizayn etme çabaları kadar yaşanan bazı gelişmeler Etiyopya-Cibuti-Eritre arasında arabuluculuğa iterek bölgedeki nüfuz hattını bu ülkelere kaydırdı.

Somali krizi ve BAE

2018 yılında Birleşik Arap Emirlikleri için Afrika Boynuzu’ndaki siyasi ve ekonomik hedeflerine ket vuran gelişmelerden biri Somali ve BAE arasındaki krizdir. BAE’ye ait bir uçak içinde bulunan yüklü miktardaki dolar desteleri, Somali’nin BAE’ye karşı tavır almasına hatta BAE’nin Somali’deki askeri eğitim programı, liman anlaşmaları, askeri üs ve hastanesinin kapatılmasına kadar bir süreci tetikleyerek BAE’nin Somali faaliyetlerini sonlandırarak ülkeyi terketmesine neden oldu. Somali ve BAE krizinin kökenlerini 2017 yılı başlarına kadar götürebiliriz. Katar ve Türkiye’nin desteklediği Muhammed Farmacu’nun BAE’nin desteklediği adaya karşı cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması BAE’yi oldukça rahatsız etmiştir. Fakat Yemen Savaşı’nın hararetlenmesi, BAE’yi Farmacu’ya karşı açıktan tavır almaktan alıkoymuştu. BAE’nin Somali’den çekilmesi hem Körfez’i hem de BAE’yi Kızıldeniz’de kontrrolün kaybedilmesi nedeniyle güvenlik boşluğuna düşürmüş, Yemen’deki savaş nedeniyle BAE ve Körfez için önemli bir ticari rota olan Süveyş Kanalı’ndan Aden Körfezi’ne kadar olan hattı tehlikeye atmıştır. Ayrıca Somali ile BAE arasında yaşanan kriz sonrası BAE ve Suudi Arabistan’ın Somaliland’ olarak bilinen bölgenin bağımsızlık tezlerine destek vermesi bölgede dikkate değer bir başka başlık olarak önümüzde durmaktadır.

Kızıldeniz’in Jeopolitiği ve Afrika Boynuzu

Arap yarımadası ile Afrika kıtasını 355 km  boyunca ayıran Kızıldeniz, BAE ve müttefikleri için son yıllarda yaşanan gelişmeler nedeniyle hayati bir konuma gelmiştir. 2011 Arap isyanlarının vuku bulması Kızıldeniz’in stratejik boyutunu BAE için arttırmıştır. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanı olmasıyla siyaset sahnesine gelmesi, kendi iç dinamikleri ve bölgedeki hakimiyetlerinin tehlikeye gireceğini öngörerek siyasi İslam’a muhalif olan BAE ve Suudi Arabistan yönetimlerini endişenlendirmiştir. Bu gelişmeler BAE’yi Kuzey Afrika’da özellikle Mısır’da müdahaleci dış politikaya yöneltmiş, desteklenen askeri darbe ile Mısır’da yönetim değiştirilmiştir. Mısır’da askeri darbe ile yönetimi devralan es-Sisi yönetimi, BAE ve Suudi Arabistan fonlarıyla ayakta tutulmuş, Kızıldeniz’in ve bölgenin güvenliği BAE ve Suudi Arabistan lehine sağlanmaya çalışılmıştır. Arap Baharı’nın domino etkisiyle Yemen’de başlayan karışıklık ve iç savaş ortamına Suudi Arabistan liderliğinde Körfez ülkelerinin müdahil olması bölgedeki dengeleri değiştirmiş, özellikle BAE’nin Afrika Boynuzu’nda etkinliği bu stratejik doğrultuda okunabilir.

BAE’nin Afrika Boynuzu’ndaki faaliyetleri Yemen’deki savaşın şiddetlenmesi ile beraber ortaya çıkan güvenlik boşluğu kadar ticari öneme sahip Hint Okyanusu’na açılan kapı görevi gören Kızıldeniz’e hakim olma çabası ile de yorumlanabilir. Cibuti ve Eritre’nin stratejik konumu ve limanlarının Somali ile yaşanan kriz sonrası alternatif olarak BAE için önemli hale gelmiştir. Yemen’in Sokotra Adası’ndaki BAE işgal girişimi de bu çerçevede ele alınan diğer önemli gelişmelerden biridir.

BAE’nin Afrika Boynuzu’ndaki Diplomasi Çabalarının Arka Planı

Etiyopya-Eritre-Cibuti’yi kapsayan barış görüşmelerinin kısa sürede sonuca ulaşarak, barış anlaşmalarının imzalanmasında BAE ve Suudi Arabistan’ın ekonomik vaatlerinin etkisi kadar BAE’nin bölgede bir müddettir sürdürdüğü nüfuz çabalarının da etkisi vardır. Birleşik Arap Emirlikleri ile Etiyopya arasında 2013 yılında ivme kazanan ikili ilişkiler Nisan 2018’de Etiyopya Başbakanı olan Abiy Ahmed’in pragmatik politika izleyerek BAE ve Körfez’le var olan ilişkileri devam ettirmesi barış anlaşmasının imzalanmasında önemli etkenlerden biri olmuştur. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Cibuti ve Eritre’nin aksine temkinli bir politika ile hem barışı sağlamış hem de ülkesine BAE ve Suudi nakit akışı ve yatırımlarını elde etmiştir. BAE cephesinde ise Cibuti ve Eritre’nin stratejik konumları olası liman yapımı gibi konular öne çıkmaktadır. Etiyopya ise BAE için bölgenin nüfus ve ekonomisinin büyüklüğü ve Sahraaltı Afrika’ya açılan kapı olarak önemli stratejik bir ülke olarak öne çıkmaktadır. Bu gelişmeleri göz önüne alınca Suudi Arabistan’ın diplomatik başarısı olarak lanse edilen barış anlaşmalarının arka planında BAE’nin etkisi inkar edilemez.

Afrika Boynuzu’ndaki barış anlaşmaları tüm iyi niyetli okumalara rağmen BAE’nin bölgeyi yeniden dizayn etme hevesini ve Katar-Türkiye gibi bölgede etkili olan ülkelerin önünü kesme çabasını perdeleyemez bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Ekonomik vaatlerle masaya oturtulan ülkelerin BAE’ye ve BAE’nin Körfez’deki ve okyanus ötesindeki müttefiklerine ne gibi faydalar sağlayacağı, önümüzdeki günlerde daha net olarak görülecektir.

Not: Bu analiz, “Afrika’daki Tehlikeli Virüs: BAE” başlığıyla 16.12.2018 tarihinde Yenişafak’ta yayınlanmıştır.

Share.

Yazar Hakkında

Osman Kağan Yücel 1988 yılında İstanbul, Şişli’de doğdu. İlköğretim ve lise eğitiminin ardından 2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2016-2017 yılında başladığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı tezli yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İyi seviyede İngilizce, orta seviyede Arapça bilmektedir. İlgi alanları, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da İslami Hareketler, Ortadoğu ve Afrika’da Su Politikaları ve Sınır Aşan Sular, Nil Havzası, Afrika’da Din ve Milliyetçilik’tir.

Yorum Yap