Afrika’da Etnisitenin İcadı / Creatio Ex Nihilio: Burundi Örneği

0

Burundi’de Alman ve ardılı Belçika koloni yönetimlerinin etnisiteye dayanan sosyal ayrımcılık/kayırmacılık politikaları ülkenin kolonyal ve post-kolonyal dönemlerdeki siyasi ve sosyal seyrini farklı bir boyuta taşıdı. 1962 yılındaki bağımsızlık ilanı sonrası başlayan etnik gerginliğin binlerce kişinin ölümüne yol açan bir çatışmaya dönüşmesi uzun sürmedi. Tarihin seyri içinde gerek kolonyal güçlerin bıraktığı ‘kerih miras’ gerekse neo-kolonyal güçlerin diğer Afrika ülkelerindeki gibi Burundi’de gizli ajandalarını gerçekleştirmek için göz yumdukları veya bizzat iç çatışmaları teşvik edici faaliyetleri nedeniyle Afrika’nın bu küçük ülkesinin adının uluslararası kamuoyunda çokça zikredilmesine sebebiyet verdi. Peki, Burundi’de tarihsel bağlamda gerçekten etnik bir ayrışma söz konusu muydu?

Hutu ve Tutsi ismindeki iki grubun ismini daha çok Ruanda’daki etnik soykırımı konu alan filmlerden duymuş olabiliriz. Fakat Nil Havzası’nın ve Doğu Afrika Göller Bölgesi’nin küçük ülkesi Burundi’de de Hutu ve Tutsi gruplarının varlığı söz konusu. Bu iki grubun özellikle koloni öncesi dönemde etnik bir kökenden daha çok sosyo-ekonomik sınıflara tekabül ettiği de bir gerçek. 1930’lu yıllarda Belçikalıların kimliklere Hutu ve Tutsi ibarelerini yazması ülkede ırk ayrımcılığını ve yeni sosyal sınıfların oluşmasına neden oldu. Avrupalı sömürgeci devletler henüz Burundi’de koloni yönetimi oluşturmadan önce Burundi, Mwami (kral) Mwezi I tarafından yönetilen ve toprakları hemen hemen günümüz sınırları içerisinde yer alan bir ülkeydi. Hatta günümüze kıyasla güçlü kurumsal yapısı olan organize bir ülkeydi. Ülkenin farklı eyaletlerini kral adına ganwa adı verilen aristokrat kesimi temsil eden prensler yönetiyordu.

Burundi’de koloni öncesinde Hutu ve Tutsi çatışmasından da çok önce ülkeyi yönetmeye aday iki klanın kıyasıya siyasi çatışması ön plandaydı. Bu klanların/kabile ismi Bezi ve Bazare’dir. Alman kolonisi 1899 yılında ülkeye geldiğinde mevcut Mwezi I’de Bezi klanındandı. Hem Alman ve hem de Belçika koloni yönetimi Bezi klanını ve Kral Mwezi’yi desteklemeye devam etti. Bu dönemde Burundi toplumunun içine atılan etnisite farklılığı fikri ise ülkenin günümüze kadar uzanan çatışmaların fitilini ateşledi.

Burundi’de Hutu ve Tutsi ayrımı koloni yönetimlerinin kayırmacı politikaları ile yeni bir sorun haline geldi. Tutsiler bürokasi başta olmak üzere ordu ve büyük ve orta ölçekli ticari faaliyetlerde ön plandaydı. Hutular ise daha çok küçük ölçekli ticaret ve çiftçilik ile uğraşıyorlardı. Ülkenin en küçük grubu Twalar ise toplumdan izole şekilde hayatlarını sürdürüyorlar ve avcılık ile uğraşıyorlardı. Hem Ruanda’da hem de Burundi’de Tutsiler azınlığı Hutular ise çoğunluk durumundaydılar. Günümüzde de bu demografik yapı devam etmektedir.

Hutular ve Tutsiler arasında dil ve kültür bakımından bir fark olduğu söylenemez. Aynı dili, kültürü ve inancı (Hristiyan, animizm) paylaşan ve bir arada yaşama kültürü olan bu iki grubun etnik bakımdan ayrı olduğu fikri Alman ve Belçika koloni yönetimleri zamanında benimsendi. Avrupalı antropologlar yaptıkları araştırmalarda iki ayrı grubu farklı etnik gruplar olarak tanımladılar. Buna paralel olarak Burundi toplumuna yerleşen düşünceye göre Tutsiler Etiyopya kökenli Hutular ise Çad kökenli olarak sınıflandırıldılar.

Birinci Dünya Savaşı ile Afrika’daki kolonileri kaybeden Almanların bıraktığı boşluğu Belçika doldurmakta gecikmedi. Burundi’de de Belçika yönetimi Hutu ve Tutsi ayrımını derinleştirerek bürokrasi ve orduda çoğunluğu oluşturan Tutsileri muhatapları olarak kabul ettiler. Böylece ortaya çıkan tabloda;

1)Tutsilerin koloni döneminde Burundi yönetimini domine etmesi,

 2)Hutulara karşı ayrımcılık yapılması ve yönetimde söz hakkı verilmemesi 

Belçikalı koloni yöneticilerinin resmi politikaları oldu.

Koloni yönetimi altında Ruanda-Urundi[1] adı ile anılan ülke bağımsızlık sonrası yapılan yeni anayasa ile Burundi ismini aldı. Yeni anayasa Burundi’ye Parlamenter Monarşi sistemini getirdi. Tutsi aristokrasisinden Mwambutsa ülkenin kralı ilan edildi. 1962 yılında Burundi’nin bağımsızlığını ilan etmesi, ülkede koloni döneminde atılan etnik ayrımcılık fitnesinin daha da körüklenmesine neden oldu. Koloni döneminde bürokrasi ve orduya yerleşen Tutsiler ve devlet yönetiminden izole edilen Hutular arasındaki gerilim Burundi Kralı ilan edilen Mwambutsa’nın tavırları ile iyice tırmandı. 1965 yılında yapılan seçimleri Hutuların ezici çoğunlukla kazanmasına rağmen Kral Mwambutsa Hutu bir başbakanın atanmasını kabul etmeyerek, arkadaşı olan Tutsi bir başbakan atadı. Mwambutsa’nın bu kararı almasında Tutsi ağırlıklı ordunun memnuniyetsizliği ve darbe korkusu da olduğu göz ardı edilmemeli.

1965 yılında Hutu olan Başbakan Ngendandumwe’nin suikast sonucu öldürülmesi ve ardından seçimlerde yaşanan gerginliklere kral ile oğlu arasındaki taht kavgası da eklenince askeri elitler, ülke yönetiminde gitgide etkilerini artırmaya başladılar. Prens Ntare’nin babası Kral Mwambutsa’yı tahttan uzaklaştırması ile sonuçlanan siyasi kriz ülkeyi ilk kez bir askeri darbenin eşiğine getirdi. 28 Kasım 1966 yılında ülkenin Genelkurmay Başkanı Michel Micombero askeri darbe ile Kral Ntare’yi devirerek anayasal monarşiye son verdi. Micombero, Burundi Cumhuriyeti’ni ve kendi başkanlığını ilan ederek askeri bir defacto rejimi kurdu. Micombero’nun Tutsi olması ve Hutulara karşı başta ordu olmak üzere tüm kurumlarda dışlama politikası, Hutuların da buna karşın oluşturduğu Burundi İşçi Partisi altındaki isyan hareketi karşılıklı ölümlere yol açan bir iç savaşa dönüştü. Başkan Micombero’nun emriyle gerçekleştirilen askeri operasyonlarda 300 bine yakın Hutu öldürüldü. Binlerce Hutu ise başta Ruanda olmak üzere komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.

1972 yılında yaşanan katliam sonrası Burundi’nin siyasi yapısı bir çıkmazın içine sürüklenerek ve bir başka Tutsi asker Jean-Baptiste Bagaza, Micombero yönetimini darbe ile sonlandırdı. Bağımsızlık ilanı sonrası başlayan siyasi gerginlik, iç çatışma ve askeri darbeler silsileleri günümüze kadar Afrika’nın küçük ülkesinin yakasını bırakmadı.

1993 yılında ilk demokratik seçimlerini yapmayı başaran Burundi’de Melchior Ndadaye ülkenin ilk Hutu lideri oldu. Aynı yıl içinde Ndadaye’nin suikast sonucu öldürülmesi ülkede yeni bir çatışmanın fitilini ateşledi. Bir yıl sonra Burundi’nin ve Ruanda’nın liderleri aynı uçak içinde suikast sonucu öldürülmesi sadece Burundi’de değil Ruanda’da da soykırıma varan Hutu-Tutsi çatışmasına neden oldu.

Burundi’de etnik ayrımcılık 1962 yılından günümüze kadar ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısına çok büyük zararlar verdi. Latince bir kavram olan creatio ex nihilio yani ‘yoktan var etmek’ teolojik bakımdan değil de, sosyal bilimler alanında kullanıldığı yönüyle Burundi örneği göz önüne alınarak Batılıların etnisite icad edip, Burundi gibi ülkelerde oluşturdukları tahribatı açıklamak için yerinde bir kavram. Günümüzde sadece Burundi ve Afrika’da değil, “tarihi arka planı olmayan yapay etnik gruplar” inşa edip veya var olan etnik yapıları birbirleri ile çatışmaya teşvik etmek Batılı kolonicilerin ve günümüzdeki ardıllarının politikaları olmaya devam edecek gibi.

[1] Afrika kıtasının merkezinde 1922 ile 1962 yılları arasında günümüzde Ruanda ve Burundi ülkelerinin bulunduğu bölgenin Belçika tarafından manda yönetimi olarak idare edilen koloni bölgesidir.

Share.

Yazar Hakkında

Osman Kağan Yücel 1988 yılında İstanbul, Şişli’de doğdu. İlköğretim ve lise eğitiminin ardından 2015 yılında Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2016-2017 yılında başladığı İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı tezli yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İyi seviyede İngilizce, orta seviyede Arapça bilmektedir. İlgi alanları, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da İslami Hareketler, Ortadoğu ve Afrika’da Su Politikaları ve Sınır Aşan Sular, Nil Havzası, Afrika’da Din ve Milliyetçilik’tir.

Yorum Yap