Afrika Kıtasının Truva Atları: Askeri Üsler

0

Afrika Üzerinde Kızışan Rekabet

Afrika kıtası günümüzde uluslararası sistemde etkili bir aktör olmak isteyen hemen her devletin nazar-ı dikkatini celb etmektedir.  Kıtanın zengin ekonomik potansiyeli, irili ufaklı birçok devletin kıta ülkeleri ile kurdukları ticari bağların her geçen gün artan boyutu, petrol başta olmak üzere çeşitli enerji kaynaklarının kıtadaki varlığı, diğer birçok yer altı ve yer üstü kaynaklarının mevcudiyeti, Afrika ülkelerinin BM gibi uluslararası organizasyonlarda geçmişe nazaran daha fazla söz sahibi olabilmesi, kıtanın genç ve dinamik nüfusu ve Afrika’nın stratejik konumunun önemi gibi faktörler bu durumun ortaya çıkmasında rol oynayan başat faktörlerdendir. Ne var ki, dünyanın dört bir yanında Afrika’ya yönelik farkındalığının artması bir yandan kıta ülkelerinin görünürlüğünü arttıran bir olgu olarak karşımıza çıkarken, diğer yandan uluslararası sistemin hâkimiyetini ele alma çabasındaki güçler arasında “kıtadaki en etkili aktör” olabilmek adına girişilen rekabeti kızıştırmaktadır. Söz konusu rekabet, kıta ülkelerini zaman zaman olumsuz etkileyebilmektedir.  Günümüzde Afrika kıtası üzerindeki uluslararası çekişmenin en önemli araçlarından biri kıta dışından gelen devletlerin Afrika’da kurduğu askeri üslerdir.

Afrika’da Küresel Bir Rekabet Aracı Olarak Askeri Üsler

Kıta dışından gelen devletlerin Afrika’daki üs kurma çabaları, klasik tabiriyle  “pastadan en büyük payı” kimin alacağı sorunsalı ile doğrudan ilişkilidir. Keza mevcut şartlar altında Fransa ile İngiltere gibi kıtanın eski sömürgecileri ve ABD ile Çin gibi uluslararası sistemde etkin pozisyondaki güçler başta olmak üzere Brezilya, Rusya, Hindistan, Japonya, Türkiye, İran, Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok devlet kıta üzerindeki etkinliklerini sürekli genişletme çabası içerisindedirler. Bu durum Afrikalılar için ilişki kurabilecekleri alternatifleri arttırmak anlamına gelirken, bir takım başat güçler tarafından rakiplerin artması olarak değerlendirilmekte ve bu güçlerin etki alanlarını kaybetme tehlikesini doğurabilmektedir. Tam da bu noktada, kıta ile belirli ilişkiler tesis etmiş olan ve mevcut ilişkisini kaybetmemek, hatta daha da ileri bir boyuta taşımak isteyen devletler “Afrika’daki zenginliklerden” daha fazla yararlanabilmek ve böyle bir atmosferde rakiplerini dengeleyip sindirebilmek için kıta ülkelerinde askeri üs açma yoluna gitmektedirler. Bu kapsamda, tıpkı mevcut uluslararası ilişkiler literatüründeki önemli terimlerden biri olan “güvenlik ikilemi” kavramında olduğu gibi, Afrika’da yabancı bir devletin askeri üs açması, kıtada çıkarları olan diğer yabancı devleti ya da devletleri menfaatleri hususunda güvensizliğe itmekte ve diğer devletin ya da devletlerin de kıtada askeri üsse sahip olmak amacıyla girişimlerde bulunmasına neden olmaktadır. Nihayetinde çeşitli ülkelerin kıtada askeri üsler açması, kıta ülkelerinin ulusal güvenliği noktasında soru işaretlerine neden olmakta ve kıtayı “militaristleşme” tehlikesi ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Askeri Üslerin Konuşlandığı Bölgeler

Uluslararası sistemde etkili bir güç olma arzusundaki devletlerin kıtadaki askeri üs açma rekabeti daha ziyade etkili bir hükümet yapısının eksikliği nedeniyle yönetilemeyen alanların bulunduğu Sahil Bölgesindeki bazı ülkeler ile bilhassa stratejik konumu nedeniyle önem arz eden “Afrika Boynuzu” olarak tanımlanan bölge üzerine odaklanmaktadır. Sahil bölgesindeki ülkelere odaklanılmasının öncelikli nedeni buraların göç yollarını kontrol eden bir coğrafyada bulunması ve bölgede aşırılıkçı unsurlar bulunduğu için terörle mücadelenin bir gereklilik olduğu yönündeki ifadelerdir. Afrika Boynuzu ise Ortadoğu’ya yakınlığı, enerji geçiş yolları üzerinde bulunması ve terörle mücadele gereksinimi gibi nedenlerden ötürü ön plandadır. Anlaşılacağı üzere temel söylemde Afrika’daki askeri üslerin varlığı kıta ülkelerinin güvenliğinin sağlanması, terörle daha etkili bir şekilde mücadele edilmesi ve ticari faaliyetlerde istikrarın sağlanması gibi gerekçeler üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılsa da, aslında kıtadaki askeri üs rekabeti doğrudan doğruya kıtanın zenginliklerinin yeni sömürgeci yönelimlerle paylaşılması ve özellikle Kızıldeniz üzerinden taşınan petrolün güvenliğinin sağlanması amaçları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Hâlihazırda birbirlerinden farklı amaçları haiz olsalar da Amerika Birleşik Devletleri, Çin, İngiltere, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri, Almanya, Suudi Arabistan, Hindistan, Japonya ve Türkiye’nin Afrika’da askeri üsleri bulunmaktadır.

Askeri Üs Kurma Yarışında Öne Çıkan Hedef Ülke: Cibuti

Uluslararası ilişkiler sisteminin başat aktörlerinden olan ABD’nin kıtadaki 54 ülkenin 50’sinde askeri unsurları bulunmaktadır. Bu ülkenin askeri faaliyetlerinin yoğunlaştığı bölgeler/ülkeler arasında ise Ascension Adası, Burkina Faso, Burundi, Botsvana, Kamerun, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Gabon, Gana, Kenya, Liberya Mali, Moritanya, Nijer, Nijerya, Somali, Güney Sudan, Seyşeller, Senegal, Uganda, Tunus ve Cibuti öne çıkmaktadır. Washington yönetimi, doğrudan askeri üs kurmadığı (ya da kuramadığı) ülkeler ile de ikili anlaşmalar yapmak suretiyle bu ülkelerde askeri olarak etkili olmaya çalışmakta, bu sayede Amerikan askerleri Afrikalı devletlerin havaalanlarını ya da askeri üslerini rahatlıkla kullanabilmektedir. Afrika ile ilgili askeri faaliyetlerini 2007 yılında kurulan AFRICOM aracılığıyla yürüten bu devletin, kıtada bulundurduğu ve sayıları 5-6 bin arasında değişen askerlerinin yaklaşık 4 bini Cibuti’de yer alan Lemonnier Askeri Üssü’nde konuşlandırılmıştır. Cibuti’ye olan bu ilgi yalnızca ABD ile sınırlı değildir. Afrika’nın en küçük yüz ölçümüne sahip ülkelerinden biri olan Cibuti, kıta dışından gelen devletler arasındaki askeri üs rekabetinin en yoğun olarak yaşandığı ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. ABD’nin dışında Çin Halk Cumhuriyeti, İtalya, Fransa, Almanya, Uganda, İspanya ve Suudi Arabistan da bu ülkede birer askeri üsse sahiptir ya da askeri üs açmak için faaliyetlerini sürdürmektedir. Cibuti’nin askeri üs yarışında bu derece önemli bir aktör olarak ön plana çıkmasında bu ülkenin jeostratejik konumu son derece etkili olmaktadır. Ortadoğu’ya olan yakınlığı, enerji geçiş yollarının güzergâhında bulunması ve uluslararası yüksek tonilatolu gemi sevkiyatı için son derece önemli bir nokta olan Babü’l-Mendeb Boğazı’nın kıyısında yer alması Cibuti’nin Afrika’da askeri üs kurmak isteyen yabancı ülkelerin iştahını kabartmasına neden olmaktadır.

Kıtada Üs Sahibi Olan Diğer Ülkeler ve Türkiye’nin Yapıcı Tavrı

ABD’nin yanı sıra Fransa’nın Çad, Fildişi Sahilleri, Cibuti ve Gabon’da; Birleşik Krallık’ın Kenya’da; Birleşik Arap Emirlikleri’nin Eritre, Libya ve Somali’de; Almanya’nın Nijer’de; Suudi Arabistan, Japonya ve Çin’in Cibuti’de; Hindistan’ın Madagaskar ve Seyşeller’de ve Türkiye’nin Somali’de askeri üssü bulunmaktadır. Bu noktada, Türkiye’nin tavrı ve kıtaya olan yaklaşımı Afrika’da faaliyette bulunan ve büyük bir kısmı “yeni-sömürgeci” olarak nitelendirilebilen devletlerden ayrılmaktadır. Zira ülkemiz hiçbir şekilde kıta ülkelerinin iç işlerine müdahil olmadığı gibi, Somali’deki askeri üs faaliyetlerini de büyük oranda Afrikalı askerleri eğitme ve teknik modernizasyon amacı üzerinden yürütmektedir. Ayrıca Türkiye kıta ülkeleri ile olan ilişkilerinde ABD ve bazı Batı ülkelerinin Afrika ile olan ilişkilerinde olduğu gibi yukarıdan bakan bir üslupla ya da Çin’in kıta ülkeleri ile olan ilişkilerinde olduğu gibi uzun vadede Afrika’nın zenginliklerine ve kıtanın ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel (vs.) dokusuna zarar veren bir yaklaşımla hareket etmemekte, bilakis kıtaya “kazandırırken”, kendisi de kıta ülkeleri ile kurduğu samimi ikili ilişkiler ve tarihsel tecrübelerinin ışığında “kazanma” arzusu taşımaktadır. Bu bağlamda, kıtada Türkiye’nin de “yeni sömürgeci” olduğu ve hatta bu nedenle Somali’de askeri üs kurduğu iddiaları tamamen asılsız ve içi boş kalmaktadır. Ayrıca Sevâkin adasının Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir tarafından restorasyon çalışmaları için Türkiye’ye tahsis edilmesi, ülkemizin bölgede dengeleri değiştireceği endişesi ile askeri yayılmacılık söylemi üzerinden yaftalanmaya çalışılmakta ise de, bu söylem de oldukça sınırlı sayıda çevre dışında rasyonel ve itibar gören bir söylem olmaktan çok uzaktır. Türkiye’nin Sevâkin’deki restorasyon çalışmalarının Mısır başta olmak üzere bölge ülkeleri için endişe kaynağı olmasının nedeni ise adanın Ortadoğu’ya olan yakınlığı ve geçmişte yüzlerce yıl Afrika’da var olan Türklerin dolaylı olarak da olsa kendilerine bir kez daha bu kadar yaklaşabilmiş olduğu gerçeğidir.

Sonuç Yerine: Askeri Üsler Afrika’ya Ne Getirir, Afrika’dan Ne Götürür?

Türkiye gibi istisnalar bir yana bırakılacak olursa, çeşitli devletlerin Afrika’da üs edinme yarışının kısa, orta ve uzun vadede kıtanın yararına olmayacağı, aksine kıtaya çok büyük zararlar verme riskinin bulunduğu aşikârdır.  Yazının başında da belirtildiği üzere, Afrika’da yabancı devletlerin üslerinin artmasının kıta ülkelerine verebileceği en büyük zarar, söz konusu üslerin sayılarının artmasıyla beraber kıtada militarizmi de arttırabileceği olgusudur. Bu durum ise terör örgütlerinin bir tepki olarak kıtadaki terörist faaliyetlerine hız kazandırma ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Ayrıca, askeri üslerin Afrika ülkeleri için bir diğer dezavantajı da üs sahibi ülkelerin ellerinde bulundurdukları askeri imkânlar neticesinde kıtanın iç işlerine daha çok karışabilme fırsatını yakalamış durumda olmalarıdır. Zira kıtada ekonomik ve siyasi olarak önemli çıkarları bulunan bahsi geçen aktörlerin, çıkarları tehlikeye girdiği anda arzu edebilecekleri bir yönetim değişikliğinde söz konusu üsleri kullanmaları kaçınılmaz görünmektedir. Bu durum da, geçmişte sömürgecilik ya da Soğuk Savaş pratikleri ile kıta ülkelerini tahakküm altına alanların, gelecekte de ekonomi kartını ve askeri üs güvencesini kullanarak aynı tahakkümü farklı araçlarla devam ettirebilecekleri gerçeğini ortaya koymaktadır.

Afrika’daki yabancı askeri üslerle ilgili bir diğer problemli nokta ise Soğuk Savaş yıllarında SSCB ile ABD arasında cereyan eden rekabette olduğu gibi, kaynağını başka coğrafyalardan alan ekonomik ve siyasi rekabetlerin askeri üsler vasıtasıyla Afrika’ya taşınabilmesi olasılığıdır. Kıtaya son derece samimi bir düsturla yaklaşan Türkiye’nin Sevâkin’deki faaliyetlerinden ve Somali’de kurduğu askeri üsten Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi devletlerin rahatsız olması ve bu ülkelerin güdümünde olan yerli ve yabancı basında gerek Türkiye’yi gerekse Somali’yi eleştiren yazıların yer alması ya da Katar Krizi’nde olduğu gibi krizin etki alanını genişletmek ve askeri üslerle Ortadoğu’ya uzanan kanalları kontrol altına almak isteyen Birleşik Arap Emirlikleri gibi çeşitli aktörlerin Afrika’daki faaliyetleri belirtilen durumun en net örnekleri hüviyetindedir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Eritre, Libya ve Somali’de kurduğu askeri üsler düşünüldüğünde, bu durum daha iyi anlaşılacaktır. Günümüzde Çin ve ABD’nin küresel anlamda giriştikleri ekonomik rekabet de, bu ülkelerin Afrika’daki faaliyetlerini etkileyebilmekte ve birbirlerini askeri, ekonomik ve siyasi olarak sınırlandırmak isteyen bu devletler zaman zaman rakibini etkisiz hale getirmek maksadıyla Afrika ülkelerine zarar verebilmektedirler. Her ne kadar Afrika’da askeri üs sahibi olan ülkeler terörle etkili bir şekilde mücadele etmek, kıta ülkelerindeki askerleri eğitmek ve bilhassa BM destekli barışı koruma operasyonlarına destek vermek dışında bir amaçları olmadıklarını iddia etseler ve herhangi bir yayılmacılık amacı taşımadıklarını ileri sürseler de, Afrika’daki askeri üsler kıtanın güvenliğinin altını kıta ülkelerinin aleyhine sessiz ama derin bir şekilde oymaktadırlar.

Not: Bu analiz, AA Analiz Haber’de 29.08.2018 tarihinde “Yabancı askeri üsler Afrika’ya ne getirecek?” başlığıyla yayınlanmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/yabanci-askeri-usler-afrika-ya-ne-getirecek/1241636

Share.

Yazar Hakkında

Hasan Aydın 1993 yılında İstanbul, Üsküdar’da doğdu. İstanbul’da geçen ilköğretim ve lise eğitiminin ardından, 2016 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümünden derece ile mezun oldu. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında başladığı tezli yüksek lisans eğitimini 2018'de başarıyla tamamlayıp aynı bölümde doktora eğitimine başlamıştır. İleri seviyede İngilizce bilmektedir. İlgi alanları, Din ve Milliyetçilik, Sömürgecilik ve Afrika’da ABD Dış Politikası’dır.

Yorum Yap