Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması Üzerine Bazı Mülahazalar

0
  • Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’nı bölge ve Afrika kıtası için genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Afrika ülkeleri, kıtasal bağlamda kendi aralarında serbest ticaret yapmalarına imkân verecek olan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi (AfCFTA) anlaşmasında büyük çoğunlukla uzlaşıya vardı. Peki, bu uzlaşının görünmeyen gizli kahramanları yok muydu? Elbette ki vardı: Çad eski Dışişleri Bakanı Musa Faki Mahamat. Adı günümüz Afrikası’nın yetişmiş en önemli devlet adamları arasında büyük başarılarla anılmakta. Afrika Birliği Komisyonu Başkanlığına seçiminde ülkesinin Afrika’daki çatışma noktalarındaki barış süreçlerine askeri müdahale başta olmak üzere, birçok uluslararası toplantıya ev sahipliği yaparak, ilgili ülkeler arasında diplomasi trafiği gerçekleştirerek en büyük katkıyı sağlaması aracı oldu. Musa Faki Mahamat’ın ciddi katkıları ile Fas Krallığı 33 yıl sonra Afrika Birliği’ne 2017 yılı Ocak ayında dönmüş, Batı Sahra konusunda eski sert siyasetini yumuşatarak yaklaşmış ve Kral Altıncı Muhammed ile Batı Sahra adına Brahim Ghali başkanlığında bir heyetin de katılması ciddi bir buhrana sebep olmamıştı. Kısacası, Afrika kendi bünyesinde yetiştirdiği devlet adamları ve diplomatları aracılığıyla esasında kendi sorunlarına çözüm üretmeye başladı ve kurulan siyasi, iktisadi ve askeri oyunları bozmaya başladı.

Bu yönüyle Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahamat, artık tereddüt etme zamanı olmadığını dile getirerek, “Tüm üye ülkeleri Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi anlaşmasını imzalamaya davet etmesi ve anlaşmanın yıl sonuna kadar yürürlüğe girmesinin sağlanması gerektiğinin” altını ısrarla çizmektedir. Dolayısıyla Ruanda’nın başkenti Kigali’de düzenlenen Afrika Birliği Olağanüstü Zirvesi’nde, dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesi (STB) olacak AfCFTA’nın kurulmasını öngören anlaşmanın hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu arada Ruanda’nın sömürge dili haritasının değişikliğe gidilmesinde ilk fitili ateşleyen ülkelerden biri olması ve söz konusu kararın alınması noktasında Ruanda’nın tercih edilmesi rastlantı olmasa gerektir. Unutulmamalıdır ki, mevcut resmi diller (bilhassa lingua franca), siyasi ve ekonomik nedenlerden ötürü geri plana atılmaya başlanmıştır. Bilhassa tarihi olarak nitelendirilen serbest ticaret anlaşmasına imza atıp başı çeken ülkelerin Nijer, Çad, Kongo ve Sudan gibi tarihlerinde sömürgeciliğin kanlı izlerini taşıması ise çok dikkat çekici. Esasında bu kararların alınmasının altında Batı neo-emperyalizmine karşı bir meydan okuma yatmaktadır.

  • Anlaşma bölgede ticari ve siyasi rekabet yürüten büyük devletler tarafından bir risk oluşturuyor mu?

Tek bir Afrika pazarı oluşturmak sadece Afrika iç piyasalarını değil küresel sermayeyi de dizayn edebilecek güce sahip. Kastım şu, bu durum Afrika’da ülkeler bazında tekelleşen uluslararası şirketlerin gücünü kıracak ve adil bir paylaşım noktasında Afrika toplumlarının önünü açabilecek bir güce sahiptir. 1.2 milyar nüfusa ve 2.5 trilyon dolar gayri safi yurt içi hasılaya sahip olan birliğe üye ülkelerin anlaşmayı uygulamaya koyması halinde kıtada genç nüfustaki işsizliğin azalması ve iç ticaretin büyük oranda yükselişe geçmesi beklenmektedir. Nitekim bu oluşum, ilk aşamada 500 milyon dolarlık bir GSYİH oluşturmayı hedeflenmektedir. Ayrıca atılan bu adım ile küresel bazdaki büyük güçlerin hammadde taleplerine sekte vurulacak ve pazar hacimlerinde ister istemez daralma olacaktır. Dolayısıyla Afrika ülkeleri de artık küresel rekabette “bende artık bir birlik (Afrika Birliği) olarak oyun kurucu pozisyonunda yer alacağım” mesajı vermektedir. Ancak unutulmaması gerekiyor ki; anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için 44 ülke parlamentolarında onaylanması şart.

  • Anlaşma çerçevesinde özellikle bölge içindeki devletler kendi içlerinde ticaret hacmini geliştirmek ve Afrika dışından gelen ürünlere karşı yerli ürünleri ön plana çıkarmak istiyorlar. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Ruanda’nın Başkanı Paul Kagame, Alfa Condé’den görevi devralarak 2018 yılı için Afrika Birliği (AU) başkanlığına seçildi. Ardından attığı ilk adım ise “Tek Afrika Hava Taşımacılığı Pazarını (SAATM)” başlatmasıdır. Zira bu adım, Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi uygulamasına geçişte ön adım olma özelliği taşımaktadır. Bu sayede “ticari entegrasyon” en üst seviyeye çıkacaktır. Kısacası kara, deniz ve hava ulaşımlarıyla güçlenen ve yükselişe geçen bir kıta, önümüzdeki onlu yıllarda bizleri beklemekte. Bu bağlamda Afrika ülkeleri, kendi iç potansiyellerini harekete geçirebilmek için kendi kendini finanse eden bir sistemi kurmayı hedeflemektedir. Zira Afrika ülkeleri Çin ve diğer Batılı ülkelerin kalitesiz/kullanım ömrü kısa ürünlerini, değerinin üstünde almaktan yorulmuş durumdadır ve kendi fabrikalarında ürettikleri/üretecekleri yerli/milli ürünlerini piyasalarda hâkim kılmak istemektedirler.

  • İmzalanan bu anlaşmayı Avrupa Birliği ile benzetmek mümkün mü?

Bu anlaşmanın serbest ticaret bölgesi modellemesiyle 54 Afrika ülkesini tek çatı altında toplamayı hedeflemesi ve kurumsal yapısının paralellik arz etmesi bahsi geçen birlikle benzerlik arz ediyor. Ancak bu anlaşmanın, Doğu ve Güneydoğu Afrika Ortak Pazarı (COMESA), Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC), Güney Afrika Gümrük Birliği (SACU), Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) vb. tüm bölgesel ticaret bloklarını kapsadığı düşünülürse farklı bir konsepte sahip olabileceği imajı vermektedir. Zira bu oluşumlar, Afrika Birliği çerçevesinde kıtasal bütünleşme girişimleri yanında bölgesel topluluklar olma özelliğine sahipler. Bu yapıların sayıca çokluğu ve kimi zaman bir Afrika ülkesinin aynı anda birden fazla bölgesel topluluk üyesi olması kıta genelinde bütünleşme önündeki en büyük engellerden biri olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği ile gümrüklerin karşılıklı olarak kaldırılmasını müzakere eden bu bölgesel topluluklar, kendi içlerinde çok sayıda istisna listesine sahiptir ve henüz sorunsuz işleyen bir gümrük birliğinin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Buna rağmen Afrika Birliği, Afrika’nın bütünleşmesini ve küresel ekonomiye entegre olmasını en büyük hedefleri arasında görmektedir.

Afrika’da bütünleşme yolunda esasında önemli gelişmelerden biri, Temmuz 2016’da başlatılan Afrika Birliği elektronik pasaport uygulamasıdır. Bu uygulama Afrika Birliği üyelerinin 50 yıllık eylem planını ortaya koydukları Gündem 2063 kapsamında malların, hizmetlerin ve kişilerin kıta genelinde serbest dolaşımı hedefi doğrultusunda atılmış en ciddi adımlardan birisidir. Şu an için yalnızca Afrika Birliği üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, dışişleri bakanları ve Afrika Birliği üye devletleri daimi temsilcilerinin yararlanabildiği bu uygulama, “Afrika Schengeni” adıyla tüm Afrika Birliği üye ülke vatandaşlarını kapsayacak hale getirilmek zorundadır. Hatta buna ek olarak, tıpkı Avrupa Birliği’nde olduğu gibi ortak bir para birimi ve tüm kıta ülkelerinin para politikalarını gözeten Afrika Merkez Bankası’nın kurulması çok büyük önem arz etmektedir. Nitekim Afrika bütünleşme çabalarında Pan-Afrikan bir milliyetçilikten de söz etmek mümkün gözükmektedir. 

  • Anlaşmaya imza atan devletler anlaşmanın bölgeye ve kıtaya büyük katkı sağlayacağını beklediklerini ifade ettiler. Anlaşmanın Avrupa Birliği’nde iddia edilenler gibi güçlü devletleri daha güçlü, zayıf devletleri daha zayıf bir hale getirme ihtimali olduğunu düşünüyor musunuz?

Afrika Birliği’nden yapılan resmi açıklamalara göre 44 üye devlet, bölgesel ekonomik kalkınmayı sağlamak amacıyla anlaşmayı imzaladı. Yukarıda bahsi geçtiği üzere Musa Faki Mahamat’ın, bu anlaşmanın tesisinde ve güçlü geleceğin inşasında büyük emeği olduğunu gösteriyor. Zira onun ciddi katkıları ile Fas Krallığı, 33 yıl sonra Afrika Birliği’ne 2017 yılı Ocak ayında dönmüş, Batı Sahra konusunda eski sert siyasetini yumuşatarak yaklaşmıştı. Nitekim aynı tabloyu Fas Kralı VI. Muhammed’in Afrika Serbest Ticaret Bölgesi’ni oluşturma konusundaki söylemlerinde de görmekteyiz. Fas, bu oluşumun Afrika kıtasının gelişmesinde önemli adım olduğunu ve bu girişimin Afrikalıların çıkarlarına olumlu yönde hizmet edeceğini ısrarla vurgulamaktadır. Ayrıca bu anlaşmanın, AfB zirvesinde Fas hükümet başkanı Sadeddin el-Osmanî tarafından imzalanması da dikkat çekicidir. Sanki bu süreçte aldığı pozisyonla Fas, Afrika’da yeni oyun kurucu olarak yer almak istemektedir. Nitekim Mali piyasalarında elini güçlendiren Fas’ın, son dönemde bu ülkedeki bankacılık sistemine dair yaptığı gizli yatırımlarda Afrika kulislerinde konuşulmaya başlanmıştır.

Afrika’nın en büyük pazarı olan Nijerya gibi bazı ülkelerin anlaşmadan çekiniyor olmasını ise “güç paylaşımı korkusu” olarak yorumlamak yerinde olacaktır. Zira küresel piyasada petrol fiyatlarının düşmesinin ardından kıtadaki ilk ham petrol üreticisi ve Afrika ekonomisinin ilklerinden biri olan Nijerya’da derin yaralar açılmıştı ve dolayısıyla ekonomik durgunluktan kurtulmak için Buhari, sıkı bir korumacı ekonomi politikası benimsemişti. Kısacası, iç piyasalardan ve dış yatırımcı hissedarlardan gelen sert tepkilerde bu kararın alınmasında büyük bir etkiye sahip olsa gerek. Zira bu uygulamanın hâlihazırda mevcut olan göç ve güvenlik tehditlerine ilişkin kaygıları artırdığı bilinmektedir.

Burundi’nin cumhurbaşkanlığı makamından gelen açıklamaları ise “güvenlik” bahanesiyle sınırlamak çok mantıklı gözükmemekte ve alınan bu kararın ilerleyen süreçte aksine evrileceğini ön görmekteyim. Buna mukabil 2015’ten bu yana Burundi hükümetinin, Afrika Birliği’nin ülkede güvenliği sağlamak gerekçesiyle askeri güç bulundurma taleplerine de karşı çıktığı unutulmamalıdır. Bu durum, neo-kolonyal güçlerin diğer Afrika ülkelerindeki gibi Burundi’de de gizli ajandaları olabileceğini akıllara getirmektedir. En temel amaçları ise bu süreci baltalamak gibi gözükmektedir. Sözün özü, bu sürecin güçlü devletleri daha güçlü, zayıf devletleri daha zayıf bir hale getirme ihtimalini kabul etmek akla muhal bir durumdur.

Not: Bu konuda Afrika’daki son gelişmelere dair ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.star.com.tr/yerel-haberler/tek-bir-afrika-pazari-kuresel-sermayeyi-dizayn-edebilecek-guce-sahip-3570340/ (28.03.2018)

Share.

Yazar Hakkında

Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi.1986’da Osmangazi’de (Bursa) doğdu. Aslen Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü (Unulla) köyündendir. 2004’te Bursa İpekçilik Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden ve 2009’da İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen yüksek lisans ve doktora bursunu kazarak bu kurumda ‘araştırmacı bursiyer’ statüsünde 3,5 yıl araştırmalarına devam etti. Ayrıca doktora sürecinde T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun bağlı kuruluşu Türk Tarih Kurumu bursiyerliğine hak kazandı. İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ahmet Kavas’ın danışmanlığında “Osmanlı Devleti’nin Afrika’da Avrupa Sömürgeciliğine Karşı Siyaseti [XIX. Yüzyıl ve XX. Yüzyılın Başları]” konulu yüksek lisans tezini (2009-2011) ve “Afrika’nın Kuzeyini Güneyinden Ayıran Toplum Tevârikler ve Stratejik Konumları: Osmanlı-Tevârik Münasebetleri” konulu doktora tezini (2011-2015) başarıyla tamamladı. Buna ek olarak Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında Afrika üzerine ikinci doktorasına devam etmektedir. Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922) [Ankara, 2013] başlıklı kitabı yanında Trablusgarp: Hedefteki Ülke Libya’nın Tarihi; Tarih-i İbn-i Galbun&Trablusgarp Tarihi, Osmanlı’dan Günümüze Afrika Bibliyografyası ve Sudan Seyâhatnâmesi gibi Afrika kıtasıyla ilgili ortak kitap çalışmaları, makaleleri, ulusal/uluslararası tebliğleri ve saha ile ilgili raporları/analizleri bulunmaktadır. Türk-Libya Dostluk Derneği’nin genel sekreteri olan Tandoğan, Afrika Araştırmacıları Derneği’nin (AFAM) kurucu üyesi olup başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yorum Yap